2- İstanbul'da Hükümet Değişikliği ve Gelişen Olaylar

Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 19:45

Sivas'ta Bana Karşı Yapılan Bir Girişim
Yalnız baylar, biz Amasya'ya gelmek üzere Sivas'tan ayrılır ayrılmaz, Sivas'ta pek de hoşa gitmeyen bir olay geçmiştir. Bu olay üzerine kısaca bilgi vereyim:

Amasya'ya vardığımızda, İtilâf ve Hürriyetçilerin, yabancılarla ortaklaşa birtakım haince işlere giriştiklerini gösteren bilgiler almıştık. Bunu hemen genelge ile bildirmiştim. Sivas'ta da, Padişaha, beni kötüleyen teller çekilmek gibi bir girişim olduğunu haber aldım; ama inanmadım. "Elbette Heyeti Temsiliye arkadaşlarımızın ve karargâhımızda bulunan kişilerin, Valinin ve başkalarının dikkati buna engeldir." dedim.

Oysa, Şeyh Recep ile arkadaşlarından Ahmet Kemal ve Celâl adındaki kişiler, bir gece telgrafhanede, kendilerinden olan bir telgrafçı aracılığı ile istedikleri telleri çekmişler...

Gerçekten, Amasya telgrafhanesinden Salih Paşa'ya gelen şu telyazısını getirdiler:
16613 K. 82
Sivas, 18 Ekim 1919


Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri'ne
Padişah Yaveri Naci Beyefendi Hazretleri'ne


Aylardan beri yurdumuzda olup bitenleri anlamak ve işin içyüzünü öğrenmek üzere yorgunluğa katlanıp il merkezine buyurmanızı yurdun ve ulusun yararı adına diler ve makine başına gelmenizi, yurt ve ulus adına büyük bağlılıklarımızla yalvarırız.

Şemsettini Sivasi Din bilginlerinden, ileri gelenlerden, oğullarından tüccar ve esnaftan yüz altmış mühür taşımaktadır.

Recep Kâmil
İlyaszade Ahmet Kemal
Zarlızade Celâl
Bana da 19 Ekim 1919 günlü şu telyazı geldi:
Amasya'da Mustafa Kemal Paşa'ya


Halkımız, Padişahın ve hükümetin düşüncelerini Salih Paşa'nın kendisinden ya da güvenilir bir ağızdan işitmedikçe, aradaki anlaşmazlığa çözülmüş gözüyle bakamayacaktır. Bundan dolayı, iki yoldan birini seçmek zorunda olduğunuzu bilginize sunarız.

İlyaszade Zarahzade Şemsettin Sivasi oğullarından
Ahmet Celâl Recep Kâmil Kemal
Baylar, biz, bütün yurdu uyarmak ve aydınlatmak için uğraşıyoruz. Ama, düşmanlarımız da, bize karşı her yerde, üstelik kendi bulunduğumuz ve her bakımdan egemen olduğumuz Sivas kentinde bile, kötülüklerini yaptırabilecek alçak aracılar bulmayı başarabiliyor.

Bütün uyarmalarımıza ve hatırlatmalarımıza karşı, biz ayrılır ayrılmaz, Sivas'taki ilgili kişilerin görülen dalgınlığı, her yerde ne denli ilgisizlikler ve göz yummalar olduğuna çok güzel bir örnektir.

19 Ekim günü Sivas'taki arkadaşlar, Heyeti Temsiliye imzasıyla şu teli çekiyorlardı:
Amasya da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Şeyh Recep ve arkadaşlarının size çekilmek üzere telgrafhaneye şimdi verdikleri telyazısı örneği, olduğu gibi, aşağıda bilgilerinize sunuldu: Bu konuda Topçu Binbaşısı Kemal Bey ayrıca soruşturma yapmaktadır.
Bu tele, aldığımı bildirdiğim telyazısının örneğini ekliyorlar. Sivas Telgraf Başmüdürü de, gene o gün, şu bilgiyi veriyor:
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Şemsettin Sivasi oğullarından Recep, İlyaszade Ahmet Kemal ve Zaralızade Celâl imzalarıyla çekilen telleri sunuyorum. Bu teller, gece getirilmiş ve görevlilerimiz korkutularak çektirilmiştir. Herkesin, özel yöntemine uyarak tel çekmeye hakkı vardır. Ancak makine odasına rasgelenin girmesinin yasak olduğu şöyle dursun; görevlilerin, gözdağı verilmesi, korkutulması gibi hükümet onurunu kırıcı davranışta bulunmak, doğrusu, yasaya karşı gelme niteliğindedir. Durumu yüksek valiliğe bildirdim ve yurtta düzeni sağlamak için çalışmakta olan yüksek kişiliğinize de durumu bildiriyorum. Özel saygılarımın kabul buyurulmasını çok rica ederim.
19 Ekim 1919 Başmüdür Lütfi

İstanbul Merkez Şefi Bey'e:


Halkın dileklerini bildiren ve yurdun ve ulusun esenliği adına Padişaha sunulması rica olunan telyazılarımızı tutan, din ve devlet haindir. Sonunda kan dökülmesine yol açacaktır. Padişaha duyurmak için kararımız kesindir. Yanıt bekliyoruz.
Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığına:

Yüksek aracılığınızla sunulan dilekçemizin yanıtını yurdun ve ulusun esenliği adına makine başında bekliyoruz.
Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığı Aracılığı ile Halife Hazretlerine:

İlimiz olan Sivas'ta, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adıyla kurulan Kongre Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Paşa, yanında sizin güven kâğıdınız olduğu söylentisini yayarak, kötülüklerini örtmek isteyen küçük bir toplulukla birlikte, ulusal iradeyi temsil ediyorlarmış gibi davranıyorlar. Oysa, şanlı Halifemiz ve sevgili Padişahımıza her bakımdan saygılı ve tam bağlı olmamız, din buyruğudur.

Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Padişahın Başyaveri Naci Beyefendi'nin Amasya'ya gönderildiklerini haber aldık. Kendileriyle görüşüp halk arasında doğan coşkuyu yatıştırmak için din bilginleri, ileri gelenler ve tüccardan iki yüzü aşkın imza ile çektiğimiz çağrı telimize yanit alamadık. Kamuoyunun ne durumda olduğunu kendilerinin yakından görmeleri için Sivas'a değin gönderilmelerini bütün bağlılığımızla ve çok ivedi olarak yalvarırız. Bu yolda buyruk, Padişahımız Efendimiz Hazretlerinindir.

Baylar, düşmanlar, Şeyh Recep'e gerçekten önemli bir rol yaptırmış bulunuyorlardı. Sırası gelince bilginize sunacağım belgelerden, Sait Molla'nın Rahip Fru'ya yazdığı 24 Ekim günlü bir mektubunda Molla, Papaz'a: "Sivas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz; ama yavaş yavaş düzelecek" diyordu. Bütün ulusun birlik ve dayanışmasından ve ulusal örgütlerin ülkenin her köşesine yayıldığından söz eden, ulusun ortak dileğine uyarak, ulusal örgütlere ve askeri güce dayanarak hükümeti düşüren; yeni hükümetle karşı karşıya geçen bir kurulun başkanını kötülemek üzere -tam yeni hükümetin delegesi ile görüşmeye girişeceği bir sırada ve bu amaçla Sivas'tan çıktığının ertesi günü- bütün Sivas halkı adına ayaklanmayı gösterir bir telyazısının, telgrafhane korkutularak çektirilebilmesi elbette anlamlı idi.

Böyle bir kurulu kendi bulunduğu Sivas'taki halk kötüleyince, bütün ulusun da böyle duyup düşünmeyeceğini tanıtlamak gerçekten güçtür. Öyleyse, temsil niteliği böyle olan bir kurulun ve başkanının dayandığı gücün de çürük olacağına inanmamak neden geçerli olmasın? Sivas'tan yükseltilen bu sesin, düşmanlar için ne denli güçlü ve önemli olduğu kolaylıkla anlaşılır. Baylar, Salih Paşaya gelen telyazısını, Amasya'ya geldiğinde kendisine verdirdim. Ama, Şeyh Recep ve arkadaşlarının hükümetçe cezalandırılmasını istedim. Sivas'taki Heyeti Temsiliye üyelerine de telgraf başında, 19 Ekimde şunları sordum:

1- Şeyh Recep, Ahmet Kemal ve Celal imzasıyla Padişahın Özel Kalemine çekilen telyazısını gördünüz mü?

2- Telgrafhanede nöbetçi subayı yok mu?

3- Hepiniz orada bulunduğunuz halde böyle bir küstahlık nasıl olabilir? Hem de bu delilerin girişimleri hepinizce biliniyor. Salih Paşa'ya ve Naci Bey'e çekilmek üzere üç imza ile telyazısı hazırladıklarını biz buradan işitmiştik. Sizin bundan haberiniz yok mu idi?

4- Yabancılarla birlikte İtilâf ve Hürriyetçilerin birtakım haince işlere giriştikleri üzerine dün genelge ile yapılan bildirim alınmadı mı?

5- Baskı yapılan ve korkutulan telgraf görevlilerinin hemen gerekenlere, Vali Paşa'ya ve başka ilgililere haber vermemelerinin ve nöbetçi subayının bu işte uyanık davranmasının nedeni nedir?

6- Başmüdür Bey'in bildirmesi üzerine alınan önlemler nelerdir?

Mustafa Kemal
Valiliğin, sorunu askerlere bıraktığının anlaşılması üzerine Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'e de şunu yazdım:
Söz konusu olan soruna karışmış bulunanların tutuklanıp cezalandırılmaları için valilikçe, buyruğu altındaki kuvvetler kullanılmış ya da bunlar yetmemiş de onun için mi iş Kolorduya bırakılıyor? Yoksa bu küstahça davranışlara karşı bile valilikçe önlem almakta duraksanıyor mu? Bunlar anlaşıldıktan sonra sorunun çözümlenmesi daha kolay ve kökten olur.

Mustafa Kemal
Daha sonra, Sivas'ta bulunanlara şu buyruğu verdim:
1- Telgrafhane tam kontrol altına alınacaktır. Bir subay komutasında bir manga asker yerleştirilecektir. Bu kez olduğu gibi, telgrafhaneye girerek ve görevlilere baskı yaparak, ulusal birliğe karşı kafaları karıştırıcı ve güvenliği bozucu davranışlarda bulunacak hainlere kesin olarak engel olunacaktır. Bu gibi güvenliği bozucu davranışlarda, yasa sınırını aşan ve askere saldıranlara karşı hiç duraksamadan, her nerede olursa olsun, silah kullanılacaktır.

2- Küstahça davranışlarda bulunanları yola getirme bakımından, düzenbağı açısından Kurmay Başkanının ileri sürdüğü nedenlerden dolayı kaçmalarına meydan verilmeksizin hemen gereği yapılacak ve sonucu bir iki saata değin bildirilecektir. Ancak, bu konuda karar vermek için, orada bulunan kişilerden hiçbirinin işe el koymayıp bize sormaya kalkışmaları gerçekten üzüntü ile karşılanmıştır. Bu karar, bir taburu Sivas'ta bulunan Beşinci Tümen Komutanı Cemil Cahit Bey ve tabur komutanına emredilmiştir. Oraca bu kararın ivedilikle uygulanmasına, hiç olmazsa, aracılık edilmesi rica olunur.

3- Sivas'ta düzeni sağlamak için uyanık olarak bütün ilgililerce kesin ve sert önlemler alınması gerektiğini bilgilerinize sunarım.

Mustafa Kemal
Özel olarak Osman Tufan ve Recep Zühtü beylere şu yönergeyi verdim:
Ulusal eyleme karşı küstahlık edenler için yapılacak işlem, gerekenlere bildirilmiştir. Durumu izleyerek eksiksiz uygulanıp uygulanmadığını bildirmenizi ve savsaklama görülürse, işe kendiniz el koyarak bilinen kişileri tutuklamanızı ve yardakçılarını susturmanızı isterim. Bu yolda gerekirse, her kime karşı olursa olsun, gereğini yapmakta duraksamaya yer yoktur.

Mustafa Kemal
20 Ekimde Vali Reşit Paşa, uzun uzadıya olayı anlattıktan sonra: "Olay genişleyebilecek iken önüne geçilmiş ve yapılan çabuk ve sert işlemlerden dolayı, buna benzer olayların artık çıkmayacağının anlaşılmış" olduğunu yazıyordu. (belge: 161)

Baylar, İstanbul Hükümetinin Şeyh Recep ile arkadaşlarını cezalandırmış olduğunu elbette düşünmediniz. "Şemsettini Sivasi oğullarından" diye imza atan bu miskin ve aşağılık şeyhin, bundan sonra da düşman oyuncağı olarak işleyeceği kötülüklere rastlayacağız.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 19:50

Adapazarı Dolaylarında Kışkırtmalar


Baylar, daha Amasya'da iken, karşılaştığımız durum, yalnız Şeyh Recep olayı ile kalmadı. Adapazarı dolaylarında da buna benzer bir olay çıktı. İzin verirseniz bunu da kısaca bilginize sunayım.

Adapazarı ilçesinin Akyazı yörelerinde türeyen Talustan Bey, İstanbul'dan para ve yönerge verilerek gönderilen ve süvari olacaklara 30 lira, piyade yazılacaklara 15 lira aylık verileceğini söyleyen Bekir Bey ve Sapanca'nın Avçar Köyünden Beslân adında bir tahsildar birleşiyorlar. Bu adamlar başlarına topladıkları atlı, yaya birtakım kimselerle Adapazarı kasabasını basmaya karar veriyorlar. Tahir Bey adındaki Adapazarı Kaymakamı bunu haber alıyor. Tahir Bey, İzmit'ten gönderilen bir binbaşıyı ve bulduğu yirmi beş kadar atlıyı alarak kasabayı basmaya gelenlere karşı yola çıkar. Lûtfiye (Nutuk'un aslında "Latife" olarak geçiyorsa da Vesikalar cildinde "Lütfiye" der) denilen bir köyde karşılaşırlar. Bu kalabalığa ne yapmak istedikleri sorulmuş... Verdikleri yanıt şu imiş: "Padişah Hazretlerinin sağ olup olmadığını ve yüksek halifelik makamında oturup oturmadığını öğrenmek için Adapazarı'na makine başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa'yı padişah yerine kabul edemeyiz."

Tahir Bey'in, makine başında, İzmit Mutasarrıfına verdiği bilgide: "Adı geçenlerin İstanbul'da önemlice kişilerle ilişkileri olduğundan ve Padişahın bile bu yaptıklarından haberli bulunduğunu söylediklerinden" söz ediliyordu. Resmi olarak verilen bilgide Bekir'in, toplanan kimselere: "Bu iş için İstanbul'ca bir hafta süre verdiler. Beş gün geçti. İki günümüz kaldı. İşi çabuklaştıralım." diye söylediği de bildiriliyordu. (belge: 162)

İzmit'teki Tümen Komutanı, Adapazarı üzerine bir birlik gönderecekti. Ali Fuat Paşa da Düzce üzerine biraz kuvvet gönderecekti.

23 Ekim günü İzmit'te Tümen Komutanına, Bekir'i İtilâf ve Hürriyetçilerle yabancı düşmanların gönderdikleri ve karıştırıcı davranışlarının yasaklanması gerektiği bildirildi.

Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey'e de, 23 Ekimde doğrudan doğruya "Bekir ve arkadaşları için sert ve çabuk önlemler alınmasında hiç duraksama gösterilmeyerek yaptıkları dokuncalı işlere son verilmesini ve sonucunun bildirilmesini" buyurdum. (belge: 163)

Baylar, 23 Ekim günlü bir şifre ile, adı geçen Bekir ve yardakçılarının yaptıkları işler ve kimlikleri üzerine elde ettiğimiz bilgiyi Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya bildirdik ve: "İstanbul Hükümetince bu gibi karıştırıcı işlere ve davranışlara karşı, zamanında etkin önlemler alınmaz da sorun ulusal örgütlere dokunursa en sert önlemlere girişmek zorunda kalacağımızı bilginize sunarız." dedik. (belge:164)

İzmit'ten giden ve orada gücü artırılan ulusal ve askeri bir birlik, "önemli sayıda toplanmış ve toplanmakta olan kötü kişileri dağıtmış, tahsildar Beslân'ı ve kardeşi Hasan Çavuş'u yakalamış. Asıl, yönerge ve para ile bir hafta önce İstanbul'dan gelmiş olan Bekir, kaçmış." Bu Bekir, subaylıktan kovulmuştur ve Manyas'lıdır. (belge:165, 166) Bundan sonra, vermek zorunda kaldığımız buyruklarla, İzmit'te kışkırtıcı ve düzenci olanlardan, "İngiliz İbrahim" denmekle tanınmış biri ve başka birtakımları için kovuşturma başladı. (belge: 167, 168)

"İlgililerce yerinde alınan önlemler sonunda, Bekir'in girişiminin etkisiz kaldığını ve kaçtığını; gene İstanbul'a dönerek yeniden haince girişimlerde bulunmasının çok olası görüldüğünü; kendisi için özel kovuşturma yapılmasını" Amasya'dan 26 Ekim 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya yazdım. (belge: 169)

27 Ekim 1919'da Bolu Mutasarrıfı Haydar Bey'den gelen telde: "Bekir'in, yanında iki subay, kırk silahlı adam olduğu halde Abaza köylerinde halkı, İstanbul Hükümeti adına ulusal eyleme karşı kışkırttığı ve birçok para harcadığı; Nazırlığa bu konuda yazılan yazıların dikkate alınmadığı" bildiriliyordu. (belge: 170)

Baylar, bu gibi sorunlarda hükümeti uyarmak ve görevini yapmaya çağırmaktan başka bir şey olmayan başvurularımız, elbette hükümetin işine karışma gibi anlaşılmaz sanırım.

İstanbul'da hükümetin gözü önünde yapılan ve iç ve dış düşmanlarla Padişahın bildikleri ve uygun buldukları kuşku götürmeyen girişimlerin başarıya ulaşacağı dakikaya değin beklemek ve: "elbette hükümet önlem alır, engel olur" diye her şeye böncesine boyun eğmek doğru olamazdı.

Baylar, Amasya'da görüşmeye başladığımız 20 Ekim gününde gelen bilgilerin özeti şu idi: İstanbul'da, Hürriyet ve İtilâf Fırkası, Askeri Nigehban Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir birlik kurdular. Bu birlik ve Ali Kemal, Sait Molla gibi kişiler, Müslüman olmayan halkı durmadan Kuvayi Milliye'ye karşı kışkırtmaya başladılar. Rum ve Ermeni Patrikleri, Kuvayi Milliye'ye karşı İtilâf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayımladığı bir mektupla son ulusal eylemler yüzünden Ermenilerin göç etmekte olduklarını ilan etti.

Asılan Kâzım'ın kardeşi Hikmet adında biri, İstanbul'dan aldığı yönerge ile Adapazarı yakınlarında başına bir takım silahlı adamlar toplamaya başladı. Bu Hikmet adına, önemli bir belgede de rastlayacağız. Adapazarı yakınında, Değirmendere'de de para ile adam toplanmaya başlandı. Çete olarak toplananların, Geyve hükümet konağını basmaya karar verdikleri haber alındı. Karacabey'de de buna benzer ufak tefek eylemler görüldü. Bursa'da, Gümülcineli İsmail'in kurduğu çetelerin Kuvayi Milliye'ye karşı kıpırtıları sezilmeye başlandı. Nigehbancılardan tutuklu bulunanların bir günde hepsi cezaevinden çıkarıldı.

Düşmanlarımızın, Kuvayi Milliye'ye karşı kurdukları çetelerin çalışmalara başlaması, karşı birliğin açıktan açığa yaptığı işler, İstanbul Polis Müdürünün karşıt çalışmaları, Ali Rıza Paşa Hükümetinin tutumuna aykırı davranışta nazırların varlığı, ulusal örgütlerimizin bazı merkezlerini, özellikle İstanbul merkezimizi umutsuzluğa düşürmeye başladı. (belge: 171, 172)

Hükümetin, genel olarak bir amacı ve kararı olduğunu gösterecek davranışta bulunamaması ve yalnız Dahiliye Nazırı Şarif Paşa'nın olumsuz ve hızlı çalışmalarını uygun bulur gibi davranması, gerçekten düşünülecek ve kaygı duyulacak bir görünüşte idi.
 ! Mesaj kısım: Tanımlar
Hürriyet ve İtilaf Fırkası
Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İkinci Meşrutiyet döneminde iktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne karşı kurulmuş olan en önemli muhalefet partisidir. 1911-1913 arasındaki ilk etkinlik dönemi, 23 Ocak 1913'te İttihat ve Terakki'nin Bâb-ı Âli Baskını ile hükümeti ele geçirmesiyle sona erdi.

Nigehbancılar:
7 Ocak 1919'da Kurtuluş Savaşı'na karşı olan emekli subay ve paşalar tarafında İstanbul'da kurulan bir örgüt.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 19:55

İstanbul'da Kuvayi Milliye'ye Karşı Kışkırtmalar
Bu konuda ilk duyarlığı ve girişimi gösteren Ankara oldu. Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey'in Sivas'a çektiği 15 Ekim 1919 günlü bir şifresini, rahmetli Hayati Bey'in imzasıyla gelen başka bir şifre içinde 22 Ekimde Amasya'da aldım. O tel şudur:
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Paşa Hazretleri; biz yazgımızı ne böyle ulusun kaderini bilmeyen bir hükümete ve ne de gelişigüzel gönderilecek valilere bırakamayız. Birçok kez yüksek kişiliğinizin bilgisine sunduğumuz düşünceler dikkate alınmadığı için İstanbul Hükümeti, Ferit Paşa Hükümetinin atayıp da gönderemediği Bitlis eski Valisi Ziya Paşa'yı buraya ve yaptığı bütün görevlerde hiçbir varlık gösterememiş olan Suphi Bey'i de Konya'ya vali atayarak ilk adımını atmaya başladı. İşte bu gibi düşüncelere dayanarak, Meclisi Mebusan kurulmadan önce hiçbir göreve dışardan hiç kimsenin getirilmemesini geçende rica etmiştik. İstanbul Hükümetinin buraya yeniden vali göndermeye kalkıştığına bakılırsa, buradaki ulusal eylemlerin söndürülmesi isteniyor, demektir. Nasıl siz askerlikten çekilerek halktan bir kişi gibi çalışmaya karar verdinizse, ben de bu görevden çekilerek sizin yaptığınız gibi ulusal ödevimi yapmaya karar verdim. Vali gelinceye değin vekilliği kime vereceğimi bildirmek iyiliğinde bulununuz efendim. 15 Ekim 1919.

Ankara Vali Vekili
Yahya Galip
Bir gün sonra da 23 Ekimde Cemal Paşa'nın, 21 Ekim günlü şu telyazısını aldım:
Sayı : 419
Kadıköy, 21.10.1919


Amasya'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne


Ankara'daki Belediye Başkanı ve Müftü Efendi, dışardan gelecek valiyi kabul etmeyeceklerini, Ankara'ya Ankara'dan vali atanması gerektiğini kendi yetkilerine dayanarak ileri sürüyorlar. Böylece her yandan ayrı ayrı istekler ileri sürülmesi, hükümeti güç duruma sokmaktadır. Kötücüller ve başka azınlıklar bu gibi olayları türlü türlü yorumluyor. (...) Hükümete yardım için verilen söz gereğince bu gibi olayların önlenmesini rica ederim. Atanması Padişahça onaylanan valinin yola çıkması gerekeceğini elbette kabul buyurursunuz.

Harbiye Nazırı Cemal
Gerçekten, başta Müftü Efendi olduğu halde (şimdi Diyanet İşleri Başkanı bulunan sayın Rifat Efendi Hazretleri idi) Ankaralılar, protesto niteliğinde olarak İstanbul Hükümetine başvurmuşlardı.

Ankara'yı yatıştırarak, hükümet erkini kırmamak için, telgraf başında birçok öğütlemelerde bulundum. Fakat, Ankara'nın haklı olduğunu kabul etmemek elde değildi. Sonunda, Cemal Paşa aracılığı ile hükümete yazdığım telyazısından söz ederek, alınacak yanıta değin durumun iyi idare edilmesini Ankara'da Kolordu Komutanı vekili Mahmut Bey'e yazdım.

Burada, yeri gelmişken bir gerçeği bilginize sunmak uygun olur. Biz, Heyeti Temsiliye, hükümetin durumunu ve içyüzünü pek güzel anlamıştık. Hükümet üyelerinden kimilerinin hükümete girmekten pişman olduklarını ve bu gibilerin çekilmek için neden aradıklarını da anlıyorduk. Bundan başka, iç ve dış düşmanların ve Padişahın, birlik olarak, Ali Rıza Paşa Hükümeti yerine kendi görüşlerini açıktan açığa ve çabucak uygulayacak başka bir hükümeti iş başına getirmeye kararlı bulunduklarını da bilmiyor değildik. Bunun için de, Ali Rıza Paşa Hükümetini daha katlanılabilir (ehven-i şer) buluyorduk. Bir de, Ferit Paşa'nın düşmesinden sonra yeni hükümetle anlaşmak için geçen dört beş gün içinde bazı kişilerin, elden geldiğince çabuk uyuşmamız yolunda yaptıkları öğütlemeler de dikkate alınacak anlam ve nitelikte idi. Bundan dolayı, amaca güvenle ulaşıncaya değin, gerekirse kimi isteklerimizden vazgeçmek zorunluğunu duyuyorduk.

Mahmut Bey'e yazdığım şifrede bunlar da sezdirilmişti. (belge: 173)

Cemal Paşa'ya verdiğim yanıtı olduğu gibi bilginize sunacağım:
Şifre Özeldir, ivedidir.
Amasya, 24.10.1919


Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne


Y: 21.10.1919 gün ve 419 sayılı şifreye: Ankara'dan, Vali için yapılan başvurunun ve ileri sürülen dileğin, aşağıdaki nedenlerden doğduğu anlaşılmıştır.

Şöyle ki: İstanbul'dan alınan güvenilir haberlerde İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti, İtilâf ve Hürriyet ve Nigehbancıların Hıristiyan azınlıklarla işbirliği yaptıkları ve Anadolu'ya birçok bozguncular göndererek ulusal örgütleri bozmaya ve İstanbul Hükümetini düşürmeye giriştikleri; bu karıştırıcı kişilerin Adapazarı ve Bursa'dan yola çıktıkları bildirildiği gibi, Adapazarı'nda da son günlerde bazı eylemler döndüğünün görülmesi kaygı doğurmuştur.

Konya'ya gönderilen Vali Suphi Bey'in, İngiliz Muhipler Cemiyeti İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden olduğunu Konya'da Refet Bey'e söylemiş bulunduğunun yayılmış bulunması, uyanan kuşkuyu artırmıştır. Ankara Valiliğine atanan Ziya Paşa'nın tutumu ve doğruluğu üzeri ne bir şey denemezse de, kendisinin iş başarma gücü ve yeterliğine güvenilmediğinden, Ankara ili gibi ulusal örgütlerin ve ulusal eylemin en önemli merkezlerinden biri olan yerde daha durum aydınlanıp dirlik ve tam güven sağlanmadan, buradaki önemli işlerin başına hiç denenmemiş, yetersiz bir valinin atanması duraksama yaratmıştır.

Ankara'da bulunan Vali Vekili ve Komutan ve Heyeti Temsiliye arasında yapılan yazışmalarda şimdiki hükümetin, nasıl olursa olsun, emirlerine ve yürütümüne uymak gerektiği üzerinde durulmuş ve o yolda davranılmış ise de; doğrudan doğruya halk, sezdikleri tehlikeye karşı verilen inancayı yetersiz görerek, tam güven sağlanıncaya değin, ulusal isteklere uygun iş gördüğü kendilerince deneme ile anlaşılmış bulunan Vali Vekilinin görevinde bırakılmasını gerekli sayıp hükümete başvurmuşlardır. Son bildiriminiz üzerine, Ankara'da gerekenlerle yeniden görüşüldü; sakıncaları olsa bile, hükümet erkini kırmamak için, Ziya Paşa'nın iyi karşılanmasını sağlamaya çalıştık. Ancak, tehlikelerden ve geçmekte olan karıştırıcı olaylardan çok korkmuş bulunan halkı inandıramadık.

Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin, içinde bulunduğumuz durumun ağırlığını ve önemini düşmanlarımızın da ne denli şeytanca ve sıkı çalışmakta olduklarını anlamış bulunduğu kuşku götürmez; ancak, nazırlık görevine yeni başladıklarından, çalıştırılmaya değer memurları daha tanıyamamış olacakları da bir gerçektir. Üstelik, Âdil Bey'in de müsteşarlığını yapmış olan Keşfi Bey'in şimdi gene müsteşarlık görevinde bulunduğu göz önüne alınınca, özellikle büyük görevlilerin atanmasında ne ölçüde sağgörüye uygun iş yapılacağı ortaya çıkar. Bundan dolayı, Ziya Paşa'nın şimdilik gönderilmemesinin sağlanmasına aracı olmanızı ve sonucunun bildirilmesini çok rica ederim.

Mustafa Kemal
Baylar, Ali Fuat Paşa, 28 Ekim 1919 günlü bir şifre ile İstanbul'daki örgütümüzden benim adıma gelen bir teli bildirdi. Bu telde verilen bilgiler önemli idi.

Çerkez Bekir'in çıkardığı, bilinen olay, Adapazarı ve çevresinde Kuvayi Milliye'ye karşı ayaklanma başlangıcı sayılmış. Bundan ne yolda yararlanılacağını görüşmek üzere Padişah, Ferit Paşa, Âdil Bey ve Sait Molla ile Ali Kemal Bey'den meydana gelen bir kurul, birtakım tasarlamalarda bulunmuşlar.

Bu telyazısında, yukarda adı geçen Hikmet üzerine de bilgi veriliyordu. Bu Hikmet, iki ay önce Amasya'dan Adapazarı'na gelmiş. O çevrede öteden beri kendisine ve ailesine karşı olanların ulusal örgüte girdiklerini anlamış. Hikmet Bey, Amasya'dan geldiğini ve beni tanıdığını, ulusal örgüt kurma izninin ancak kendisine verilmiş olduğunu ileri sürerek, Sivas'la haberleşmeye girişmek ister. Karşı taraf engel olur. Hikmet, karşıt örgüt kurar. Bunu sezen Sait Molla, Hikmet'i elde edecek çareyi bulur. Kendisini Hıristiyanlara karşı bir ayaklanmaya kışkırtır.

Baylar, Hikmet üzerine ve düşmanlarımızın Hıristiyanlara karşı kurdukları düzenler üzerine verdiğim bilgi, daha sonra dokunacağımız bazı durumların kolaylıkla anlaşılmasına yarayacağından gereksiz sayılmamasını rica ederim. (belge: 174, 175)

Baylar, bu bilgiler üzerine Cemal Paşa'ya çektiğim teli, olduğu gibi görmenizi isterim:
Şifre
Sivas, 31.10.1919


Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne


Adapazarı dolaylarında hükümete ve ulusal örgütlere karşı meydana gelen olayı biliyorsunuz. Bu olay, ulusal birliğin dayancı ve yüce hükümetin kesin ve yerinde önlemleri ile bastırılmış ise de daha oralarda bozgunculuk tohumu vardır. Ulusun birliği karşısında, büsbütün ortadan kalkacağına kuşku yoktur. Ancak, bu bozgunculuk olaylarını Damat Ferit Paşa, eski Dahiliye Nazırı Âdil ve daha önceki Dahiliye Nazırı Ali Kemal Beylerle Sait Molla'nın kışkırttıkları ve düzenledikleri anlaşılmıştır, Adları bildirilen bu kişiler, kendi vatan hainliklerinden başka, çok büyük ve tehlikeli bir yanlış iş daha yapmışlardır. O da bu haince işlerinden sanki yüce Padişahımızın da bilgisi olduğu söylentisini yaymak gibi bir büyük alçaklıktır. Sayın hükümet üyelerinden tam bir yürek temizliği ile rica ederiz. Zamanında durumu, uygun bir yolla yüce Padişaha bildirsinler. Ulusun ve örgütlerinin bu gibi uydurma ve yalan sözlere önem vermeyeceği açık bir gerçektir. Bozguncuların, yalanlarla ulusal birliği bozmak istedikleri ileri sürülerek, olayın geçtiği yerlerde söylentilerin hükümetçe resmi olarak yalanlanmasını; böylece her türlü yanlış anlaşılmanın ortadan kaldırılmasını ve bu dokuncalı kişiler üzerinde gereken inceleme yapılarak yasa yoluyla kovuşturmaya girişilmesini çok önemli bir sorun saymaktayız efendim.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal





Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 19:57

Ali Rıza Paşa Hükümetini Tutma Kararı


Baylar, Ali Rıza Paşa Hükümetinin kuruluş niteliğini bildiğimiz halde tutmayı ve elden geldiğince desteklemeyi neden gerekli gördüğümü bir parçacık anlatmıştım.

Amasya'dan Sivas'a dönüşümüzden sonra, Heyeti Temsiliye ve orada bulunan öteki arkadaşlarımızla yaptığımız toplantıda Amasya buluşması ve başka konular üzerinde arkadaşlara uzun uzadıya açıklamada bulundum. Bu toplantıda, Heyeti Temsiliye karar tutanaklarının 29 Ekim 1919 günkü görüşmelere ilişkin sayfasında, olduğu gibi yazılı olan şu kararı aldık:

"Başta Sadrazam Ali Rıza Paşa olmak üzere hepsinin yetersiz, Padişahın gözüne girmek isteyen kişilerden oldukları; kimisinin ulusal eylemden yana, kimisinin de buna karşı oldukları; bununla birlikte Padişah, kısa zamanda bunları düşürerek yerine zorbalığı sürdürebilecek bir hükümet getirmek isteyeceğinden, Meclisi Milli kurulup yasama görevini yapmaya başlayıncaya değin Heyeti Temsiliye'nin bu hükümeti tutmasının yurt ve ulus için hayırlı bir çözüm yolu olduğu kabul olundu."

Gerçekten bu kararımızı uyguladık. Bunu doğrulayan bir olayı yeri gelmişken bilginize sunayım: İstanbul'daki örgütümüz, güvenilir kaynaklara dayandığını bildirdiği bazı bilgileri, 31 Ekim 1919 gününde, bize ulaştırdı. O bilgiler şunlardı:

"İki günden beri, Kiraz Hamdi Paşa Saraya gidiyor, iki üç saat Padişahın yanında kalıyor ve şu karar alınıyor: Müşir Zeki Paşa'nın başkanlığında bir hükümet kurulacak, Hamdi Paşa Harbiye Nazırı, Prens Sabahattin Bey Hariciye Nazırı, Tevfik Hamdi Bey Dahiliye Nazırı olacak; Eşref, Mahir Sait ve başkaları öteki nazırlıkları alacaklardır. Bunlardan Sabahattin ve Mahir Sait'e daha öneride bulunulmamıştır. Padişah, Ali Rıza Paşa'ya, uygun bir zamanda, belki bugünlerde çekilmesini söyleyecektir. Bu işin içinde daha önce çalışmalarından söz edilen birleşik bir gizli dernek vardır."

Bu bilgiler alınınca, Cemal Paşa'ya 2 Kasım 1919'da, Sadrazamın hiçbir nedenle yerini bırakmamasının kesinlikle gerektiği, bunun kendisine duyurulması; yoksa bütün yurdun İstanbul ile kesin olarak ilgisini keseceği bildirildi. (belge:176) Rumeli ve Anadolu'da bulunan bütün komutanlara da durumdan ve Cemal Paşa'ya çekilen telden bilgi verildi. İlişki kurulmuş olan Müdafaai Hukuk Merkez kurullarına da bu konuda bilgi verilmesi gerektiği bildirildi. (belge: 177)

Baylar, Salih Paşa'nın İstanbul'a dönüşü üzerine, 21 Ekim günlü protokolda yazılı ve önemli olduğuna önceki sözlerim arasında işaret ettiğim nokta üzerinde, yani Meclisi Milli'nin toplantı yeri üzerine hükümetle aramızda tartışma başladı. Hükümetin Cemal Paşa aracılığı ile yazdıkları, bizim ileri sürdüğümüz düşünceler, bir kez daha gözden geçirilmeye değer sanırım. Bu yazışmalarımızın esaslarını Büyük Millet Meclisinin ilk toplantı tutanaklarında görebileceğiniz için burada ondan bir daha söz etmeyeceğim.

Ancak baylar, bu konudaki yazışma ve tartışmalar, yalnız İstanbul Hükümeti ve Cemal Paşa ile yapılmakla kalmıyor, bütün yurdun ve özellikle İstanbul'daki örgütlerimizin bu konu ile ilgili görüşünü anlamak gerekiyordu. Burada, bu konulara ilişkin bazı bilgiler sunacağım.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:01

Barış Yapılıncaya Değin İstanbul'a Ayak Basmamaklığımız ve Milletvekili Olmamaklığımız Öğüdü


İstanbul'daki örgütlerimizin düşüncelerini öğrenmek için 13 Ekim 1919 günü çektiğimiz ilk tele verdikleri 20 Ekim 1919 günlü yanıtta; "Milletvekillerinin İstanbul'da toplanmalarında bir sakınca ve tehlike olmadığı, İtilâf Devletlerinin herhangi bir davranışlarının uygarlık dünyasına karşı kötü etki yapabileceği" bildirildikten sonra, yalnız: "Yasama Gücü şimdiki yetkisini genişletmeye girişirse Padişahın da Meclisi dağıtmaya kalkışması ve bize karşı olan kimselerin tehlikeli bir davranışta bulunmaları, İtilâf Devletlerinin de bundan yararlanarak sizin gibi yüksek kişilere saldırmaya yeltenmeleri düşünülebilir." sözleri ekleniyordu. Bu telin sonunda: "Bizim, barış yapılıncaya değin İstanbul'a ayak basmamaklığımız ve milletvekili olmamaklığımız" öğütleniyordu. (belge: 178, 179)

İstanbul'daki örgüt merkezimizden Kara Vâsıf Bey'in gizli ve Şevket Bey'in açık imzasıyla aldığımız 30 Ekim 1919 günlü şifrede örgütümüzden olanların düşünceleri, başka birçok kişilerin düşündükleriyle destekleniyordu. Bu şifrenin birinci maddesi şöyle başlıyordu: "Ahmet İzzet Paşa, Sadrazam, Harbiye Nazırı, Genelkurmay Başkanı, Nafıa Nazırı ve programlara gerçekten bağlı ve hizmet eden ve bağlılığı ile birlikte önemli bir gücü de bulunan Göz Hekimi Esat Paşa ile; ayrıca Rauf Ahmet Bey'le ve başkalarıyla gerek istekleri ve gerek ilişkimiz dolayısıyla görüştüm. Bütün görüşlerin birleştiği noktalar aşağıdadır."

Bundan sonra bütün görüşlerin birleştiği noktaları özetliyordu.

Birinci maddede: "Meclisi Mebusan'ın kesin olarak İstanbul'da toplanması zorunludur. Yalnız, biz İstanbul'a gitmemeliyiz. Sadrazam Paşa, Meclisin İstanbul'da vicdan rahatlığı ile kararlar alabileceğine, yabancılardan söz alarak güvence verdi. Ama, yalnız bizim için güvence alınamayacağından, milletvekili olurlarsa izinli olarak ya da milletvekili olmayarak daha yüksek ve gönüllerin sevgilisi kalmaları uygun olur." deniliyordu.

Birinci maddenin (b) bölümünde: "Aslında hükümet, yapılacak barış antlaşmasında nispi temsili, azınlıkların hakları adına kabul etmek zorundadır. Şu duruma göre azınlıkların da yeniden seçime katılması için Meclisi Milli'nin dağıtılıp yeniden seçileceği, ilgili çevrelerce kesin olarak umulmaktadır." gibi yeni bir bilgi veriliyordu.

Birinci maddenin (c) bölümünde de: "Hükümet gerçekten iyi niyetlidir ve bu işe istekli değildir." inancası vardı.

İkinci maddede de: "Olabildiğince sosyalist, birkaç temiz Hürriyet ve İtilâfçı vb. çıkarmak" gibi bizim anlayamayacağımız çapraşık ve karışık bir görüşün belirtisine rastlıyorduk. Ondan sonra:

Üçüncü maddede: "Hükümeti güç duruma düşürmemek."

Dördüncü maddede ise: "Bize zararı dokunacakları, her yoldan inandırarak elde etmek istiyorum. Herkes de bana bunu öğütlüyor. Örneğin Refi Cevat, sosyalistler" gibi düşünceler yer alıyordu. (belge:180)

1 ve 4 Ekim 1919 günlerinde, İstanbul'daki örgütümüze uzun düşünce ve yorumları kapsayan yanıtlar verdik. Bu yanıtlarda başlıca: "Milletvekillerinin İstanbul'da toplanmaları büsbütün tehlikeli ve sakıncalıdır" dedik ve açıkladık. Cemal Paşa aracılığı ile hükümete bildirdiğimiz görüşleri özetledik. "Bizim için olan tehlikenin bütün milletvekilleri için de geçerli olduğunu" tanıtlamaya çalıştık. "İlle bizim seyirci durumda kalmamız isteniyorsa gerekçesiyle" bildirilmesini istedik. (belge: 181 )

Yalnız Kara Vâsıf Bey'e çekilen telde:

"Ahmet İzzet Paşa Hazretleri, aslında ulusal eylemlerin İstanbul'da kıyıma yol açacağını sanıyordu. Sözlerinin dikkate alınması her şeyden önce bu inanışlarının değişip değişmediğini bilmemize bağlıdır. Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne gelince, onun da kararsız olduğunu bilmez değilsiniz. Abuk Paşa da bu nitelikte ve bu ruhsal durum içindedir. Göz Hekimi Esat Paşa üzerinde kesin bir düşüncem yoktur. Yalnız, kimileri onu son derece dar görüşlü, şan ve üne pek çok düşkün gösteriyorlar. Kısacası, tutumları ve düşünceleri kararlı ve yerinde olmayan ve İstanbul'da düşman baskısı altında düşünen devlet adamları ve başka kişilerin öğütleri üzerinde iyi düşünülmelidir." dedikten ve söz konusu toplantı yeri üzerine akla gelebilecek tehlike ve sakıncaları bir daha saydıktan sonra: "Asıl şaşılacak nokta; bize, adları belli iki üç kişiye güven vermeye gücü yetmeyen hükümetin, öteki milletvekillerini nasıl koruyabileceği işidir.

Bizde yavaş yavaş yer etmeye başlayan düşünce ve inanç, ne yazık ki yabancıların değil, belki onlardan daha çok şimdiki hükümet üyeleri ile başka kimselerden kimilerinin bizi sakıncalı görmekte olmalarıdır.
" dedik.

Bundan sonraki bölümlerin birinde: "Nispi temsilin kabul edilmesi zorunluğu karşısında Meclisin dağıtılmasını şimdiden düşünen bir çevrede, Meclisi Mebusan'ın toplanmaması gereğini olağan saymak gerekir." görüşünü bildirdik.

Bir bölümde de, hükümetin istekli olmadığı sözünden bir şey anlayamadığımızı belirterek: "Amacı, bizi sıkışık zamanlarda yalnız bırakmak mıdır?" sorusundan sonra, onların bir düşüncelerine yanıt olarak da: "Karşıcılların iş başına gelmelerinden korkmak yarar sağlamaz. Bundan dolayı gidiş ve tutum değiştirilemez." dedik. (belge: 182)

Baylar, bu yazışmalardan ve bu yazışmalarda ileri sürülen düşüncelerden kolaylıkla anlaşılmakta idi ki, bizim İstanbul'daki örgütümüzün başında bulunanlar hükümet üyelerinin, şunun bunun ileri sürdüğü düşünceler karşısında güçsüz kalmışlardı ve artık onların sözcüsü olmaktan başka bir iş yapmıyorlardı.

İşte başka bir şifre tel ki 6 Kasım l919 günü yazılıyor ve Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın imzasıyla çekiliyordu; ama şifrenin içinde Kara Vâsıf Bey'in düşünceleri ve imzası bulunuyordu. Bu şifrede yine toplantı yerinden söz açılarak, özellikle: "Önce siyasal sakınca var. İkincisi, yönetim bakımından sakıncası var, üçüncüsü de toplanma olanağı yoktur. .... Zorunluk, duygulara üstün tutulmalıdır... Uygun yanıtınızı tez elden hükümete bildiriniz." sözleriyle baskı yapılıyor ve: "Japon Rıza Bey'le birlikte pek yakında iyi haberlerle sizin yanınıza geleceğim." muştusu veriliyordu. "Sulh ve Selâmeti (Parti adları) büsbütün kazandık demektir. Milli Türk (Parti adları) de bizim. Milli Ahrarı (Parti adları) yıkıyoruz. Milli Kongre (Parti adları) yola gelecek." cümlesiyle de iyi haberlerin neler, ne gibi boş şeylerle ilgili olduğunu belirtmekte acele ediliyordu. (belge: 183)

Kara Vâsıf Bey'e 7 Kasım 1919'da, tez elden Sivas'a gelmesini yazdım.

Kara Vâsıf Bey, yine de bu sorunla ilgili olarak gönderdiği 19 Kasım 1919 günlü şifresinde, uzun düşünceleriyle desteklediği yargısını ve mantığını şu cümlede özetliyordu:

"Kuvayi Milliye ile düşünce birliğinde olan Meclis, Padişaha karşı düşmanlığını ilan ederse, Anadolu kimin arkasından gider? Kuvayi Milliye'ye mi uysun?..

Meclisi Anadolu'da toplamak düşüncesinden vazgeçmek bir yurt borcudur..
.". (belge: 184)


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:04

Komutanlarla Danışma


Baylar, çok önemli olan bu toplantı yeri konusunda, kimseye danışmadan karar vermek ve bu kararı ulusa ve seçilen milletvekillerine uygulatmak pek tehlikeli olurdu. Bundan dolayı, çok dikkatle ve duyarlıkla bütün özel görüşleri ve kamuoyunu incelemek; gerçek eğilimi anlayarak uygulanabilecek kararı almak zorunluğu karşısında bulunuyordum.
Resim
Cafer Tayyar Bey
Bir yandan, gördüğünüz gibi, İstanbul'un ileri gelenleriyle yazışmalar yaparken bir yandan da, türlü yollarla kamuoyunu yokluyordum. Vereceğim kararın uygulanmasını sağlamak için ordunun görüşünü almak da pek önemli idi.

Bu nedenle, daha Ekim ayının 29'unda, On Beşinci, Yirminci, On İkinci ve Üçüncü Kolordu komutanlarını Sivas'ta bir toplantıya çağırdım.

Diyarbakır'daki Kolordu Komutanına, Edirne'deki Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey'e, Bursa'da Yusuf İzzet Paşa'ya, Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya, Bursa'da Bekir Sami Bey'e de "kendilerini, aradaki uzaklık ve özel durumları dolayısıyla çağıramadığımı ve alınacak kararları bildireceğimi" yazdım. (belge: 185, l86)

Baylar, çağrılan komutanlardan Salâhattin Bey, zaten Sivas'ta idi. Kâzım Karabekir Paşa Erzurum'dan, Ali Fuat Paşa Ankara'dan ve Konya'daki Kolordu Komutanının, cephe ile ilgili bazı önemli işleri kendisinin düzene koyması gerektiğinden, ona vekil olarak Kurmay Başkanı Şemsettin Bey Konya'dan gelip Sivas'ta toplandılar.

Heyeti Temsiliye üyesi olan ve üye olmayıp da toplantıya katılmalarından yararlanılan kişilerle ve komutanlarla toplanarak 16 Kasım 1919 günü görüşmelere başladık. Görüşme gündemimiz yalnız şu üç madde ile sınırlanacaktı:

1- Meclisi Mebusan'ın toplantı yeri.
2- Toplantıdan sonra Heyeti Temsiliye ve ulusal örgütün alacağı biçim ve çalışma yöntemi.
3- Paris Barış Konferansının bizim için olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi durumunda nasıl davranılacağı.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:17

Dört Aykırı Görüş ve Aldığımız Karar


Baylar, bu zamana değin, Cemiyet (Müdafaai Hukuk Cemiyeti) merkez kurullarından yazılı sorularımıza gelen yanıtlar, dört görüşe ayrılıyordu:

1- Birinci görüşe göre, Meclisi Mebusan'ın dışarda toplanması uygun görülüyordu.

2- İkinci görüşe göre İstanbul'da... Bu görüşü ileri sürenlerin başında Erzurum, Trabzon, Balıkesir ve bütün Karesi (Merkezi Balıkesir olan sancak), Saruhan (Merkezi Manisa olan sancak) kurulları bulunuyordu. İstanbul'daki ileri gelen kişilerin hemen hepsinin bu düşüncede olduğunu biliyoruz. Padişah'ın isteği, hükümetin üstelediği de bu idi.

3- Üçüncü görüş, İstanbul yakınlarında... Trakya-Paşaeli'nin düşüncesi bu idi.

4-Bir kısım merkez kurulları da, Salih Paşa'nın kişisel görüşüne dayanarak, hükümet uygun bulursa dışarda toplanmasında bir sakınca görmüyorlardı.

Baylar, İstanbul Hükümetinin ve onun yardakçılarının, kamuoyunu ne denli ayrılığa ve karışıklığa uğratmış oldukları, ulusun gösterdiği bu görüş ayrılığından kolaylıkla anlaşılabilir.

Artık bunun üzerine, direnmenin zararlı sonuç vereceği kanısına varmak da zor değildir.

Şimdi 16 Kasım 1919'dan 29 Kasım 1919 gününe değin, günlerce süren görüşme ve tartışmalardan çıkan sonuçlarla varılan kararların tutanaklarını, olduğu gibi yüksek bilginize sunuyorum:

1- Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanmasında sakıncalar ve tehlikeler olduğu halde, toplantının İstanbul dışında yapılmasını hükümet uygun bulmadığı için ve ülkeyi sarsıntıya uğratmaktan çekinerek, İstanbul'da toplanma zorunluğu kabul edildi. Ancak, aşağıdaki önlemlerin alınması gerektiği kararlaştırıldı:

a. Bütün milletvekillerini durum üzerinde aydınlatarak teker teker düşüncelerini sormak.

b. Milletvekillerinin, İstanbul'a gitmeden önce Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir ve Edirne gibi yerlerde kısım kısım toplanarak, Meclisi Milli İstanbul'da toplanacağına göre, gerek İstanbul'da ve gerek dışarda alınması gerekli güvenlik önlemlerini ve programımızın esasını savunacak güçlü bir grubun kurulması çarelerini düşünüp görüşmeleri.

c. Cemiyetin örgütlerini çabucak yaymak ve güçlendirmek için kolordu komutanlarının, bölge komutanları ve askerlik şubesi başkanları aracılığı ile çabuk ve eylemli yardımda bulunmaları.

d. Sivil örgütlerin başında bulunan bütün yüksek görevlilerden -ne olur ne olmaz diye- ulusal örgüte bağlı kalacaklarına söz almak ve kendilerinin, ellerinde bulunan bütün araçlarla Cemiyetin örgütlerini kurmaya ivedilikle girişmelerini istemek.

2- Meclisi Milli İstanbul'da toplandıktan sonra milletvekillerinin tam güvenlik ve serbestlik içinde yasama görevlerini yapmakta olduklarını doğrulayacakları güne değin Heyeti Temsiliye, şimdiye dek olduğu gibi, dışarda kalarak ulusal ödevini yapacaktır. Ancak, bütün sancaklardan birer, illerle bağımsız sancaklardan ikişer olmak üzere milletvekilleri arasından seçilecek kişiler, tüzüğün sekizinci maddesi gereğince Heyeti Temsiliye üyesi olarak Eskişehir yakınında toplanacaklar; burada durumun açıklanması ve Meclisi Mebusan'daki yöntemimizin belirtilmesi ile ilgili görüşmeler yapılacaktır. Bunun için, Heyeti Temsiliye de oraya gidecektir. Bu toplantıdan sonra Heyeti Temsiliye'nin üye sayısı uygun şekilde artırılacak,öteki milletvekilleri İstanbul'a Meclisi Milli'ye gideceklerdir. Heyeti Temsiliye'nin görevde bulunduğu sürece, ulusal örgütlerin kuruluşu ve çalışma yöntemi, tüzükteki gibi olacaktır.

Meclisi Mebusan tam güvenlik içinde bulunduğunu doğruladığı zaman, Heyeti Temsiliye, tüzükteki yetkisine dayanarak Genel Kongreyi toplantıya çağırıp, on birinci madde gereğince, Cemiyetin ileride alacağı durumun belirtilmesini Kongrenin kararına bırakacaktır. Kongrenin nerde ve nasıl toplanacağı o zamanki duruma bağlı olacaktır. Kongrenin toplantıya çağırıldığı zaman ile toplanması arasında geçecek süre içinde Heyeti Temsiliye, İstanbul Hükümeti ve Meclisi Mebusan Başkanlığı ile kesin zorunluk görmedikçe resmi ilişkide bulunmayacaktır.

3- Paris Barış Konferansı, bizim için olumsuz bir karar verir ve Hükümet ile Meclisi Milli'ce bu karar kabul edilirse, en uygun yolla ve çabuk olarak ulusal iradeye başvurulacak ve tüzükte açıklanmış olan esasların gerçekleştirilmesine çalışılacaktır.


Mustafa Kemal
Rüstem
Mazhar Müfit
Ali Fuat
Hüsrev
Hüseyin Rauf
Kazım Karabekir
Hakkı Behiç
Hüseyin Selahattin
Vasıf İbrahim Süreyya
Bekir Sami
Ömer Mümtaz


12'nci Kolordu Kurmay Başkanı
Şemsettin




Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:21

Milletvekillerine Verilen Yönerge


Baylar, bu kararlar gereğince milletvekillerini aydınlatmak için verdiğimiz bilgi ve yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunacağım.

Seçilen milletvekillerine ulaştırılan bilgiler ve yönerge şudur:

Madde 1- İstanbul'un İtilâf Devletlerinin ve özellikle İngiliz kara kuvvetlerinin elinde ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğunu; güvenlik kuvvetlerinin de yabancılar buyruğu altında ve onlarla karma olarak bulunduğunu biliyorsunuz. Bundan başka, Rumların kendi aralarından İstanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri ve Atina'dan gelmiş Yunanlı başkan ve komutanların yönetimi altında gizli polis ve ayaklanma örgütü kurarak sırası gelince devletimize karşı başkaldıracakları anlaşılmıştır.

Hükümetin İstanbul'da, ne yazık ki, bağlı olduğunu açıkça söylemek zorunluğu vardır. Bu nedenlerden dolayı, Meclisi Milli'nin toplantı yeri üzerinde tartışmak gibi bir sorun ortaya çıkmış bulunuyor. Meclisi Milli İstanbul'da toplanırsa, milletvekillerinin yapacakları yurt ödevi göz önüne getirilince, tehlikelerle karşılaşmalarından doğrusu korkulur. Gerçekten, İtilâf Devletlerinin Ateşkes Antlaşması hükümlerini bozarak ve barışın yapılmasını beklemeksizin yurdumuzun önemli yerlerini işgal etmek ve Hıristiyan azınlıkların haklarımızı çiğnemelerine fırsat vermek gibi haksız işlerini kötüleyerek ve kabul etmeyerek ülke bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızın korunmasını kesinlikle isteyip savunacak olan Meclisin dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması ya da sürgün edilmesi umulmaz bir iş değildir.

Kars'ta toplanan Ulusal İslam Şûrasına İngilizlerin yaptıkları gibi. Seçimlere katılmamış olan Hıristiyan azınlıkların ve onların yolunda giden İngiliz Muhipler ve Nigehban cemiyetlerinin, bu konuda düşmanların isteklerini yerine getirmek üzere her türlü kötülüğe girişebilecekleri de düşünülebilir. Bundan dolayı, Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanmasının, Meclisten beklenen gerçek ve tarihsel ödevin yapılmasına engel olacağını ve Meclisi Milli devletin ve ulusun bağımsızlık bayrağı olduğundan, onun vurulması ile bağımsızlığımızın da zedeleneceğini açıklamaya gereklik yoktur. Hükümet adına Amasya'da Heyeti Temsiliye ile görüşmelerde bulunan Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri de bu gerçekleri göz önünde tutarak Meclisi Milli'nin İstanbul'un dışında güvenli bir yerde toplanması gerektiği kanısına vicdanı ve aklı ile varmış ve bu işi uygun gördüğünü ilgili belgeyi imzalayarak belirtmiştir.

Meclisi Milli'nin, düşman etkisinden uzak ve tam güvenli olan bir yerde toplanması, İstanbul'da toplanmasına göre düşünülen bütün sakıncaları ortadan kaldıracağı gibi, Halifelik ve Padişahlık makamının tehlikede bulunduğunu dünya kamuoyuna ve özellikle İslam dünyasına eylemli olarak duyurmuş olacak ve ulusal varlığımızın ve bağımsızlığımızın dokuncasına verilecek olan bir karar karşısında ulus ve yurt ödevini yapabilecek bir durumda bulunacaktır. İtilâf devletlerine karşı da Meclisin ulus kaderi üzerinde tam egemen bulunduğu daha açık olarak belirtilebilecektir. Meclisin İstanbul dışında toplanmasında akla gelebilecek sakıncalar şunlardır:

Kötücüller, "İstanbul'dan vazgeçildi" diye dokuncalı bir propagandaya fırsat bulacaklardır. Hükümetin, İstanbul'da olduğu gibi, Meclisle ilişki ve bağlantısı kolay olmayacaktır. Meclisin açılış töreni de, Padişah Hazretleri'nin yolculuk sıkıntısı çekmemesi için, ancak vekil edecekleri bir kişi aracılığı ile yapılabilecektir. İşte bu sakıncalara dayanan şimdiki hükümet, Meclisi Milli'nin dışarda toplanmasına olur dememiştir. Bu razı olmayış yüzünden söz konusu sakıncalara aşağıdakiler de eklenmiş bulunmaktadır:

Meclisi Milli'nin yasaya uygun olarak toplanması, Meclis ve Ayanın da özdeş zamanda özdeş yerde bulunmasına bağlıdır. Oysa, hükümetin dışarda uygun görülecek bir yerde toplantı yapılmasını kabul etmeyişi yüzünden, Ayan ve hükümet, dışardaki toplantıya gelmeyecekler ve Padişah Hazretleri'ne Meclisi yöntemine göre açtırmayacaklardır.

Buna göre, Meclisi Milli'nin dışarda toplanmasına yasal olanak kalmayıp, bildirilen sakıncalar bulunsa da yine İstanbul'da toplanması zorunlu oluyor. Sayın milletvekilleri İstanbul'a gitmekten çekinip dışarıda kendiliklerinden toplanırlarsa yapılacak bu toplantı, elbette Meclisi Milli'nin bilinen yasama niteliği biçiminde olamaz. Belki, ulusun varlığını, isteklerini, bağımsızlığını temsil edebilecek ve alınyazısı üzerine verilen hükümleri eleştirip, ulusa dayanarak kabul etmeyebilecek ulusal bir toplantı niteliğinde olabilir.

Böyle olunca, Meclisi Milli de elbette İstanbul'da toplanmamak zorunda kalır. Bu yolda bir davranışın, hükümetin karşı çıkmasına ve zorlayıcı önlemler almasına ve sonunda ulusla İstanbul Hükümeti arasında ilişkinin kesilmesine yol açacağı da düşünülebilir. Milletvekillerinin bir kısmının İstanbul'a gitmesi ise, bu yoldaki sakıncaları artırabilir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti yukarıda bildirilen bütün konuları gözden geçirip tartıştıktan sonra, Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanması zorunluğuna karşı, durumu bütün milletvekillerine bildirerek her birinin düşünce ve görüşlerini almayı ödev saymıştır. Bundan başka, İstanbul'da Meclisi Milliye'ye katılmadan önce sayın milletvekillerinin, toplanma kolaylığı göz önüne alınarak, uygun yerlerde toplanıp aşağıdaki konuları görüşüp alınacak sonuçları birleştirmek üzere, Heyeti Temsiliye'ye bildirmeleri gerekli görülmüştür. Görüşülecek konular şunlardır:

a- İstanbul'da toplanma zorunluğuna karşı, İstanbul'da ve dışarda bütün yurtta alınması gereken önlem ve düzenlemeler.

b- Meclisi Mebusan'da yurdun bütünlüğünü, devletin ve ulusun bağımsızlığını kurtarmaktan başka bir şey olmayan amacı korumak ve savunmak için birlik içinde ve dayançlı bir grup meydana getirme yollarının düşünülmesi.

Milletvekillerinin, bildirilen konuları görüşmek için toplanmaları uygun görülen yerler şunlardır: Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir, Bursa, Bandırma, Edirne.

Madde 2- Birinci madde, olduğu gibi, bölgenizde bulunan milletvekillerine bildirilerek, önce kişisel görüşlerinin olabildiğince çabuk alınıp hiç vakit geçirilmeden Heyeti Temsiliye'ye ulaştırılması ve bölgenizdeki merkez kurullarına da verilerek bu konuda çalışmalarının sağlanması; sonra, bölgenizdeki milletvekillerinin birinci maddede belirtilen yerlerde toplanmalarının kolaylaştırılıp sağlanması ve görüşme sonuçlarının Heyeti Temsiliye'ye ulaştırılması için gereken önlemlerin alınması rica olunur.

Bölgeniz içindeki yerlerin milletvekillerinden olup şimdi İstanbul'da bulunanların, İstanbul'a yakın toplantı yerlerinden birine, seçim bölgelerince çağırtılması gereklidir.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:22

Ekim 1919'da Önemli İç Olaylar


Baylar, 1919 yılı Ekim ayı ile ilgili olup değinmek istediğim bazı olayları da birkaç sözcükle özetlememe izin vermenizi rica ederim.

İzmir ili içinde, işgal altındaki yerlerde bulunan Müslüman halk zulüm görüyor ve öldürülüyordu. Bunun için, İtilâf Devletlerinin temsilcileri katında etkili girişimlerde bulunmasını hükümetten rica ettik. Yunanlılar zulümlerini ve yolsuzluklarını sürdürürlerse, misilleme yapmak zorunda kalacağımızı da bildirdik. İzmir'de geçen acıklı olaylar üzerine İstanbul'da bir gösteri toplantısı yapılmak istenmişti. Buna engel olunduğunu haber alınca Cemal Paşa'nın dikkatini çektik.
Resim
Anvazur
Anzavur, Bandırma dolaylarında haince ve canavarca işlere başlamıştı. (belge: 187) Onların dokuncalarını giderme önlemlerini ve Karabiga, Bandırma yörelerine çıkan Nigehban Cemiyetinden subaylara karşı yapılacak işlemi Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya ve başka ilgililere yazdık.

Otuz kadar Nigehbancı subayın da, yabancı işgaline yol açmak için, Hıristiyanlara karşı saldırıda bulunmak üzere Trabzon ve Samsun'a çıkacaklarını haber aldık. Hemen On Beşinci Kolordu Komutanının ve Canik Mutasarrıfının dikkatlerini çektik.

Bildiğiniz gibi Maraş, Urfa, Antep'te, başlangıçta İngiliz birlikleri vardı. Bu birlikleri Fransız askerleri değiştirdi. Bu nedenle yeniden Fransız işgalini önlemeye çalıştık. Sonra da ilkin siyasal girişimlerde bulunduk; daha sonra eylemli girişimlerde bulunduk.

Bozkır'da yeniden önemlice bir ayaklanma oldu. Onun bastırılması için çeşitli önlemler aldık.

Maraş ve Antep'e Kılıç Ali Bey'ì, Çukurova bölgesine de Topçu Binbaşısı Kemal ve Yüzbaşı Osman Tufan Beyleri göndererek sağlam örgütler kurmaya ve girişimlerde bulunmaya başladık.
Resim
Kılıç Ali Bey
Baylar, bu arada aklıma gelen bir noktayı da bildirmiş bulunayım: Sivas Kongresinden sonra, kongrelerin tüzük ve bildirilerinden başka, Heyeti Temsiliye, sorumluluğu üzerine alarak, Sivas Kongresi Tüzüğüne ek olmak üzere "Müdafaai Hukuk Cemiyeti Kuruluş Tüzüğüne Ektir: I" başlıklı, "yalnız ilgililere özel ve gizlidir" işaretli, ulusal silahlı örgütler için gizli bir yönerge düzenledi. Düşmanla çatışılan yerlerde bu yönergeye göre silahlı birlikler kuruldu. (belge: 188)


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:32

Ali Rıza Paşa Hükümeti Görüşünde Direniyor


Baylar, 2 Kasımda Harbiye Nazırı Cemal Paşa'dan aldığım bir şifre telde: "Aslında az olmayan dedikodulara biri daha eklendi. Ziya Paşa'nın Ankara'ya kadar gitmemesi desteklediğiniz hükümetin gücünü kırmaktan başka bir anlam taşıyamaz. Bu konuda hükümet, görüşünde direniyor." denilmekte ve bunun yanıtının ivedilikle beklenilmekte olduğu bildirilmekte idi. Ziya Paşa'nın gönderilmemesi ile ilgili ricamızı, hükümet iyi karşılamamıştı. Ziya Paşa'yı görevlendirmiş ve yollamıştı. Ziya Paşa Eskişehir'e kadar gelmiş ve oradan izin alarak geri dönmüştü.

Cemal Paşa, gene o telinde: "Bozkır olayından dolayı basına verilen bildirinin yazılış biçimini hükümet aramızdaki uzlaşmaya aykırı görmektedir." diyordu. Oysa, böyle bir bildirimiz yoktu.

Cemal Paşa'nın bu teline şu yanıtı verdik:
Şifre İvedidir,
Sivas, 3.11.1919


Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne


Y: 2.11.1919 gün, 501 sayılı şifre:
1- Hükümetle ulusal örgüt arasında içten gelen bir uzlaşma olmasını ve gerçek bir birlik kurulmasını kabul ettik. Sizin aracılığınızla pek önemli bir ricamız vardı. O da, amacı yasal olan ulusal örgütün çözülüp dağılmasını önlemek için bütün yüksek görevlilerin bu görüşe göre seçilmesi, bize karşı olanların değiştirilmesi idi. Bunlarla ilgili birçok ricalarımıza yanıt alamadık. Trabzon ve Diyarbakır Valileri ile Antalya Mutasarrıfı için ne yapıldığını daha bilmiyoruz.

Tersine, Dahiliye Nazırlığı, Konya'nın durumunu incelemeksizin oraya Muhipler Cemiyeti üyelerinden çok yetersiz ve güçsüz olan Suphi Bey'i vali olarak gönderdi. Dahiliye Nazırının bu işlerde bizimle hiçbir görüşme ve ilişkiyi kabul etmediği; sanki ulusal örgüte karşı imiş gibi davrandığı sanısı uyanıyor. Bu düşüncemizde yanılıyorsak uyarılmamızı ve aydınlatılmamızı rica ederiz. Ankara Valisi Ziya Paşa'nın kendi isteğiyle izin aldığını bildirmiştim. Elbette, yine kendisi, resmi olarak Ankara Valisi sayılmaktadır.

Ama bildirdiğim noktadaki kuşku ve sanı ortadan kaldırılıncaya dek adı geçen valinin izinden yararlanmayı sürdürmesi en iyi yol olarak kabul edilmelidir. Polis Müdürlüğünün, bugün de Nurettin Bey gibi bir kişi elinde bulunması, sizin de bu pek önemli noktaya karşı ilgisiz davranmakta olduğunuz kanısını vermektedir. Oysa, bu hoşgörünün sonucu hem hükümete hem de ulusal örgüte dokuncalı olacaktır. Heyeti Temsiliye'mizin ulusal örgüt ve birliği bozacak en ufak bir davranışa karşı hoşgörülü davranmayacağını elbette bağışlarsınız.

2- Bozkır olayı üzerine, Heyeti Temsiliye'ce basına bir bildiri verilmemiştir. Bunda bir yanlışlık olacaktır. Ola ki, bu bildiri dediğiniz şey, İradei Milliye gazetesinin aldığı bir haberdir. Heyeti Temsiliye'nin, bir gazeteyi sansüre yetkisi olmadığı sizce de bilinir. Bununla birlikte, gazetenin dikkati çekilmek üzere, bu haberde, hükümetle aramızdaki uzlaşmaya aykırı görülen noktaların açıklanmasını çok rica ederiz.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal

Heyeti Temsiliye'nin delegesi ve ulusal eylemlerin bir savunucusu olduğunu ileri süren Cemal Paşa'nın telimize verdiği yanıt şudur:
Harbiye,
4/5.11.1919


Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığı'na


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne: Resmi bildiride yazıldığı gibi şimdiki hükümet, böyle bir zamanda yalnız yurda ve ülkeye hizmet etmek amacıyla pek büyük bir sorumluluk yüklenmiş ve bu görevini yapmak için tam bir tarafsızlık ve gönül aklığıyla iş görmekte olduğundan, aşağıdaki noktaların tezlikle açıklanması gerekti:

Birincisi: Milletvekilleri seçimine Müslüman olmayan halk katılmadığı gibi, çeşitli partiler de şimdi bile çekingen durumdadır. Sözü geçen partiler, ülkede iki hükümet olduğunu ve seçimlerin tarafsız olarak yapılmadığını ileri sürmekte, Müslüman olmayan halkın da sonradan bu gerekçe ile seçime katılmadığını ileri süreceği akla pek yatkın gelmektedir.
Seçimlerin iyi ve doğru yapılmadığı konusunda sızlanmalar ve söylentiler sürüp gitmekte, yabancı basına ve yabancı çevrelere değin yansımaktadır. Meclisi Mebusan, ulusun çeşitli kesimlerini temsil etmez ve özellikle Kuvayi Milliye'nin etkisi altında kurulursa, bunun dünyaca nasıl yorumlanacağını açıklamak gerekmez. Onun için, milletvekilleri seçiminde baskıya meydan verilmemelidir.

İkincisi: Bir kez daha açıklanması gerekmeyen nedenlerden ötürü, Meclisi Mebusan'ın başkentten başka bir yerde toplanması, içte ve dışta çeşitli sakıncalar ve dokuncalar doğuracaktır. Bunun için, Meclisin İstanbul'da toplanması, yurdun yaşamsal yararları gereğindendir.

Üçüncüsü: Taşrada (İstanbul dışındaki yerlerde), ulusal örgüt adına birtakım kimselerin hükümet işlerine karışmakta oldukları, sık sık verilen bilgi ve haberlerden anlaşılmaktadır. Bu gibi karışmaların tez elden önlenmesi çok gereklidir.

Şimdiki hükümet şu üç dilek üzerinde direniyor... İşlerin başka türlü yürütülmesi olanak dışındadır.

Harbiye Nazırı
Cemal
Cemal Paşa'nın bu bildirimine -Başyaver Salih Bey açacaktır- notuyla verdiğimiz yanıtı olduğu gibi bilginize sunmak isterim:
Şifre
Sivas, 5.11.1919


Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne


Y: 4/5.11.1919
1- Müslüman olmayan halk ile, bu yurt ve bu ulus için Müslüman olmayan halktan daha dokuncalı bazı siyasal partilerin seçimlere katılmamalarını, onların bile bile yaydıkları nedenlere bağlamak elbette doğru olamaz. Hıristiyan halkın, daha ulusal örgütün adı bile yokken, seçimlere katılmayacağını ilan eyledikleri, bilinen bir şey değil midir?
Yaygara koparan siyasal partilere gelince, bunlar yalan söylüyorlar. Çünkü, her yerde seçimlere katılmışlardır. Ancak, beşer onar üyesi bulunan bu partilerin, ulus gözünde değerleri olmadığından ve ulus bu kez İstanbul'daki politikacılardan değil, kendi bağrındaki öz yurttaşlar arasından milletvekillerini seçmekte olduğundan, bunlar, kendilerinin başarı elde edemeyeceklerini anlayarak telaş ediyorlar.
Buna karşı bizim elimizden ne gelebilir? Böyle bir gerçek karşısında hükümetin kararsız bulunuşu şaşılacak şeydir. Sözü edilen baskı nerede yapılmıştır? Bunu kim yapmış, nasıl yapmıştır? Açıklamak iyiliğinde bulunulmalıdır ki, Heyeti Temsiliye görevini yerine getirebilsin. Boş savlara önem vererek telaşa düşmek doğru değildir.

2- Toplantı yeri üzerindeki görüşte hükümetin direnmesinin yerinde olup olmadığını, zaman ve olaylar kanıtlayacaktır. Bu konudaki son düşüncelerimizin, merkezlerden alınacak karşılıklar üzerine bilginize sunulacağını bildirmiştik.

3- Ulusal örgüt adına hükümet işlerine nerede ve kim karışmışsa hemen bildirilmelidir ki, gereken işlem yapılabilsin. Ancak, Dahiliye Nazırı Paşa Hazretleri'nin kuşku uyandırabilecek biçimdeki işlemlerine yüksek dikkatlerinizi çekmeyi gerekli görürüz efendim.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal


Cevapla
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir