Talim Hakkında Müdirin Tenkidatı

Cevapla
Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

08 Kas 2018, 22:44

TALİM HAKKINDA MÜDİRİN TENKİDATI

Takımın (Rahmanlı) nın cenubunda bulunduğu ilk mevki ile aldığı ilk ateş mevzii arasındaki sırt (üzerinde küçük çam ormanı bulunan sırt) 2200-2500 metre mesafede bulunan düşman topçusu tarafından doğrudan doğruya döğülüyordu. Mezkûr sırtı kesif bir avcı hattiyle geçmek müdebbirane bir hareket olmazdı.

Hususile mezkûr tepenin cenup mailesine geçildiği zaman düşman piyadesinin de ateş mıntıkasına girildiği için tehlike pek ziyade idi. Kesif avcı hattı, cüz'i muvaffakiyetle olsun düşman ateşine cevap vermeye muktedir olamaksızın zayiata düçar olur.

Bu cihetle Takım Kumandanı pek doğru olarak mezkûr tehlikeli mıntıkayı yekdiğerini uzak mesafeden takibeden zayıf avcı hattile geçmeğe karar verdi. (162) Bundan sonra da, vakitsiz bilâ lüzum Takımın karışmasına meydan bırakmamak için nısıf takımlarını sağ ve sol cenahları sıkıştırmağı nazarı dikkate almakta Takım Kumandanı haklı idi. Lâkin bu hususun icrasına ahvalin müsaade edip etmiyeceği bilinmediği zaman buna dair emrin evvelce verilmeyip tehir edilmesi müreccahtır. Bundan başka, bidayet-i harekette takım yürüyüş istikametini doğru almalı ve cephesini muvafık tevcih etmelidir.

Vakıa Takım Kumandanı, açılma hareketine başlanılan mahalden kendisine yürüyüş istikameti olarak tayin edilen küçük çam ormanını, daha henüz sırtta iken göremezdi. Lâkin mezkûr tarassut noktasını terketmeden evvel hareket istikamet-i umumiyesi üzerinde, mesela büyük caddenin tarafeynindeki ağaçlardan bir büyük ağaç gibi uzaktan kolaylıkla tefrik edilen mutavassıt bir nokta bulabilirdi.

Takımını yaymadan evvel cepheyi tamamiyle bu yeni noktaya göre almalıydı ve ancak bundan sonra takımını yaymalıydı. Bu suretle, yaysaydı; hissolunduğu andan icrasına imkan verilmiyecek olan bu yan yürüyüşten ve tebdil-i istikametten içtinab etmiş olurdu.

Teşekkür olunur ki, düşman topçusu bunu yapmadı. Bunu telâfi için biraz sonra düşman piyadesi muhaciminin takriben kendisinden 1300 metre mesafede bulunan ikinci zayıf hattını ateş altına aldı. Bu ateşin tesiri pek az olabilirdi. Bu hâle karşı Mehmed Çavuş'un, cesaretine halel getirmeyip ileri yürümeye devam edişi doğrudur. Muharebede böyle bais-i tereddüt olabilecek anlar, efradın son derece terbiye ve intizamını ve küçük zâbitanının sıkı bir nezaretini icabettirir. Bu husus, nazar-ı dikkatten kaybedilmemek iktiza eden bir noktadır.

Birinci nısıf takım (Hasan Çavuş) düşman ateşine doğrudan doğruya cevap vermemekte ve mestur kalmakta pek doğru hareket etti. Takım Kumandanının ateşe kesif avcı hattiyle başlamağa dikkat etmesi tamamiyle musiptir. Lâkin bu tasavvurunu mevki-i icraya koymak için, yeni tertibatı alıncaya kadar takımının yanında kalması daha muvafık olurdu. Bu sıradaki bir küçük zâbiti muhamminlerle beraber küçük çam ormanına göndermek kâfi idi. Yanında mevcut bulunduğu takdirde bu küçük zâbite bir (teIemetre) dahi verebilirdi.

Düşman topçusu, düşman piyadesini ateş altına almaktan bizim topçumuzu menedemezdi. Bu cihetle düşman piyadesi bu sırada kendini gizlemek tedbirinde bulundu. Bu vaziyet karşısında piyademiz hemen ileri yürüyüşe geçmekte tereddüt edemezdi. Düşmanı, tekrar mevziini işgal edip topçumuzun ateşine maruz kalmağa mecbur etmek lâzımdır. İşte bu iki sınıfın, harpte lâzım olan ittihad-ı hareketine bir misâl…

Bizim kesif avcı hattımız mahfuz bulunduğu düz vadiden ilerlemeye teşebbüs ettiği zaman düşman piyadesinin ateşine hedef oluyordu. Mülâzimsani Şükrü Efendi pek doğru olarak bulunulan yerde kalmaya karar verdi. Şükrü Efendi (Hizmet-i Seferiyenin 263 üncü maddesini) derhatır etti: "Tamamiyle mestur olan bir piyadenin ateşi altında açıktan hareket eden avcı hatları 1000 metreden itibaren mühim zayiata düçar olurlar." Tekmil düşman topçusunu lüzumu derecede işgal etmiş bulunan (329) topçumuzun, düşman piyade mevziini de "faraziyata göre pek geniş" tamamiyle ateşi altında bulundurabilecek bir hâlde olup olmadığı meşkûk idi. Bundan dolayı düşmana karşı beraber harbetmek için bu iki sınıfın yekdiğerine muaveneti icab ediyordu. (260)

Mülâzimsani Şükrü Efendi bu ilk ateş mevziinde pek çok gecikme istemediği için takdir olunur. Yalnız baş hedefi gösteren bir düşman 103 karşısında, mezkûr düşmana yaklaşmağa gayret etmedikçe, hakikaten kâti netayiç istihsal olunabileceğini hatırına bile getiremezdi.

Bu andan itibaren araziye tamamiyle uygun olarak yapılan sıçrayışlar kavaid-i asliyey-i umumiyeye tevfikan icra edildi.

Hiçbir kaide-i lâyetegayyer yoktur ki, bu sıçrayışların icrasındaki tafsilâtı tahdidetsin. Bu sebepledir ki, ileri yürüyüş; kıtanın kuvveti, yekdiğerini müteakip alınan nizam ve sıçrayışların uzunluğu suret-i kâtiyede mütebeddildir. Lâkin her türlü ahvalde, her kısmının; sıçrayışını mümkün olduğu kadar bütün şiddet ve faaliyetle icra etmesi ehemmiyetlidir. "Esas olan, hep beraber çabuk kalkmak ve kemal-i şiddet ve süratle ileri atılmaktır." (188) Efrat bu hareketi âdeta sevk-i tabiî ile icra etmelidirler.

İşgal edebilmek için düşmana ateşçe tefevvuku icabettiren mevazi' düşmandan (700) metre mesafede bulunan sırt ile düşmanın cephesine mail bulunan hendek idi. Mezkûr mevazi' tanındı ve hüsn-ü suretle kullanıldı. Hakikatte, bu mevaziin birincisinde muharebe ihtimalki saatlerce devam ederdi. Zira açıktan "kısa mesafata" geçmeğe kalkışmadan evvel düşmanın mukavemetini kesretmek zaruridir.

Tefevvuk-i ateş'in istihsal edildiği kâti bir surette anlaşıldı. Mülâzimsani Şükrü Efendi ileri yürüyüşe devam etmek için bundan istifade etti.
Lâkin bu esnada ahval-i makûsenin zuhuru sebebiyle mail hendekte yeniden tevakkuf etti. Muharebede dahi bu gibi ahval-i makûsenin zuhurununa intizar ve mehaliki kemal-i sukûnetle iktiham etmek daima icab edecektir.

Birinci hat, her hâle karşı muhafaza-i mevki etmek için bilhassa mukavemet-i lâzımede bulunmalı ve geride bulunan cüzütam kumandanları da daima müteyakkız bulunup zeman-ı lâzımında işe karışmalıdırlar.

Vakıa, buraya kadar, hedefimizi teşkil eden düşman mevziine yaklaşılmıştı ve hücum etmek anı da vurudetmiş gibiydi. Lâkin sol cenahımızın taarruzu, düşmanın sağ cenahını takviyeye gelen taze kıtaat tarafından tamamiyle hükümsüz bırakıldı. Bu hâle karşı Mülâzimsani Şükrü Efendi hücuma kalkmalı mı yoksa mücavir bölüklere muavenet eylemekle iktifa mı etmeli?

Kendisine öyle bir fırsat düşmüştür ki, onu kaçırmak pek beyhude olurdu: Filhakika düşmanın meydana çıkan ve kendisine hemen yanını arzeden avcıları üzerine, kısa mesafede devamlı ateş etmekte pek isabet etti. Bu suretle mezkûr düşman az zamanda muharebeden hariç kılınabilirdi.

Bundan sonra muharebenin son safhası. tepenin zabtı gelir. 1 inci Bölükten evvel yürüyüşe geçen 2 nci Bölüğün önünü Birinci Bölük kapadığı için mezkûr bölük ikinci hatta kalmağa mecbur oldu ve yürüyüş esnasında toplandı. Lâkin, bu sırada dahi yeni bir hadise vukua geldi. Terkedilmiş olduğu zannolunan mevziden birkaç el endaht icra edildi. Böyle nagehani bir ateş hakikatte tamamiyle faidebahş olabilir. Hatta muharebenin bu safhasında düşmanın; tezyid-i mukavemete tahsis edilen taze ihtiyat kıtaatını hatta sokması da vâki olabilir. Bununla beraber burada bilâ ifate-i zaman yani tebdil-i nizam etmeksizin mevzie yanaşmak münasip idi.

Kezalik sürat-i mümküne ile tepeyi kazanmak ve ancak badehu, yerin darlığından dolayı takip ateşine iştirak edemiyecek cüzütamlar varsa onları toplamak lâzımdır.

Bundan başka; düşmana bu derece yakın mesafeye kadar sokulduktan sonra Mülâzimsani Şükrü Efendi'nin hâlâ mukavemet edecek gibi görünen düşman üzerine süngü ile kâtiyen atılmağa karar vermesi pek doğrudur.

Hülâsa; Takım hem şiddetle ve hem de tedbirle sevkolundu ve kıta, muharebe nokta-i nazarından pek iyi bir talim ve terbiye eseri gösterdi.

Bu tenkidden sonra kıta kışlaya götürüldü.


Cevapla
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir