Muharebe Eğitiminin Yapılması

Cevapla
Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

08 Kas 2018, 17:07

MUHAREBE EĞİTİMİNİN YAPILMASI

Rahmanlı'nın güneyinde kısa bir dinlenmeden sonra Harekât Müdürü subay ve kıta çavuşlarını topladı ve onlara aşağıdaki genel durumu anlattı (Krokiye bakın):

"Büyük bir birliğin öncüsü olan taburumuz (2’nci Tabur) Yaylacık yolu ile Kovalar istikametinde ilerledi. Süratle ileri geçen süvari Doğanca ile Kara Orman çayırlığı arasındaki sırtlarda mevzilenmiş düşman piyadesinin ateşi altında kaldı. Düşman cephesi Rahmanlı'ya olmak üzere bu sırtlarda yayılmış vaziyette idi. Düşman topçusu da aynı şekilde tertiplenmişti. Tabur durdu.

Önce öncüsünü teşkil eden K 1, Doğanca caddesi üzerindeki okul binasının gerisinde K 2 (Krokide B) ve K 3 burada yolun iki tarafındaki hendeklerde ve K 4 bizim arkamızda köyün içinde bulunuyorlar. “Teğmen Şükrü Efendi siz, burada tatbikatı yapacak olan takımın komutanısınız. Bu takımı 1’inci Takım (K 2) kabul edelim. Teğmen Cevat ve Ali Efendiler siz aynı bölüğün 2’nci ve 3’üncü Takımlarının komutanlarısınız (Bu takımlar zayıf mevutlu idiler). Düşman piyadesi varsayılmıştır. Birbirinden yaklaşık 10 adım aralıkla duran erlerin teşkil ettiği seyrek avcı hatları sık avcı hatlarını gösterir. Kırmızı flamalar düşman bölüklerini, mavi flamalar ise bölüğünüze komşu olan dost bölüklerin yanlarını göstermektedir."

Teğmen Şükrü Efendi, takımına silah aldırdı ve erlere, durumdan onların bilmesi gereken hususları tekrar etti. Daha sonra tatbikatın başladığını bildirmek için erlere silah doldurup yere yatmalarını emretti. Ancak yer karla kaplı olduğundan ve tatbikatın barış koşullarında yapılmasından dolayı, Harekât Müdürü takımın tekrar ayağa kaldırılması için uyarıda bulundu ve daha sonra şunları söyledi: “Bölük Komutanımız düşmanı gözetlemek için sizin ileride gördüğünüz tepeye 'Krokide T’ çıkmanızı emrediyor. Gerek gördükçe Bölük Komutanınıza vereceğiniz tüm bilgileri bana da göndereceksiniz.“

Teğmen Şükrü Efendi iki yardımcısı ile beraber anılan tepeye hareket etti ve görülmeyecek şekilde yerleştikten sonra, dürbünü ile güney istikametinde ve kendi ilerisinde bulunan bütün araziyi araştırmaya başladı.

Yassıtepe; iki küçük binası ile ufukta kolayca seçilebiliyordu. Bu tepe ile bulunduğu yer arasında arazinin ayrıntıları bir hayli karışıktı. Çünkü arazi hafif dalgalı olmakla beraber kar araziye yeknesak bir görünüm veriyordu. Bundan dolayı subay iki arazi kabarıntısı gördüğüne karar verdi ki; bunlardan biri Yassıtepe'ye kadar olan mesafenin üçte biri, diğeri üçte ikisi kadar uzakta idi. Yakın olanında (N) küçük bir çam ormanı vardı. Diğeri doğuya doğru küçük bir tepe (H) ile son buluyordu. Teğmen Şükrü Efendi, harita ve pergel kullanarak Yassıtepe'ye kadar olan uzaklığı 2200 metre olarak buldu. Bundan sonra yardımcılarıyla birlikte bu iki tepenin, bulunduğu yere olan yaklaşık uzaklıklarını da tespit etti. Bu uzaklıklar sırası ile 700-1500 metre kadardı.

Subay bulunduğu noktada, Yassıtepe'ye kadar içbükey tarafı doğuya doğru olmak üzere daire yayı görüntüsü veren büyük caddeyi olduğu gibi görüyordu. Bu cadde ile Kara Orman çayırlıkları arasındakı tüm arazi bölgesi içinde herhangi bir düşman birliğini ayırt etmek kendisi için olanaksızdı. Bölük Komutanına (burada Harekât Müdürüne) bir rapor gönderdi. Raporda küçük meşe ormanından (H) daha iyi görebilmek olanağı olduğunu, bu nedenle orman istikametine dürbünle donatılmış bir keşif kolunun sürülmesini öneriyordu. Bu sırada Harekât Müdürü, kendi işaret flamasıyla düşmana; H tepesinde kısa bir süre için hedef göstermesi için bazı erlerin başını yukarıya kaldırmaları ve birkaç el ateş etmeleri için işaret verdi. Bunun üzerine Teğmen Şükrü Efendi aşağıdaki raporu gönderdi: "Bulunduğumuz yerden 1500 metre uzaklıktaki sırt üzerinde, büyük bir olasılıkla keşif kollarımız üzerinde ateş eden düşman avcıları bulunuyor.“ Harekât Müdürü daha sonra şu açıklamayı yaptı: "Rahmanlı'nın batısında topçumuz mevzi aldı. Her iki taraf topçusu karşılıklı ateşe başladı. Düşman bataryalarının ateşlediği mermilerin alevi4 (H) tepesine ait uzaklığın tespitinde Teğmen Şükrü Efendi yaklaşık 150 metre hata yapmıştır.

Yassıtepe sırtlarında görülüyor (Krokide Y ile gösterilmiştir). Bu bölgenin engebeli olması sayesinde atlı subaylar ve piyade subay keşif kolları, şimdiye kadar üzerinde sadece birkaç avcının kendini gösterdiği Yassıtepe'nin ilerisinde bir kademe oluşturan diğer bir hatla büyük caddenin ilerisine kadar uzanmış görünüyordu. Sol tarafta bizim taburun bulunduğu tepeye alayın 1’inci Taburu ulaştı. Sağ tarafta Kavaklı’nın güneyinde diğer taburların açılmakta olduklarını görüyoruz. Taarruza başlanacaktır. Tabur Komutanınız 1, 2 ve 3’üncü Piyade Bölüklerine, derhâl küçük çam ormanında arazinin meylinin değiştiği sırta kadar ilerleme emrini verdi. Asıl taarruzu 2’nci Bölük yapacaktır. 4’üncü Bölük taarruz kademesinin gerisinden hareket edecektir. Bölük Komutanınız daha başlangıçta iki takımı taarruz kademesinde bulunduracaktır. Solunuzda 2’nci Takım5 bulunmaktadır ki bu takım aynı zamanda istikametin temininden de sorumludur. Takımınız küçük çam ormanı istikametinde ilerleyecektir. Bu hareketin yapılması
sırasında 300 metre genişliğinde bir bölgenin düşman topçusunun kontrolü altında bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır."

5 Takımlar hat düzenine (mangalar avcı kolunda) geçmeden önce yapmaya zorunlu oldukları açılma hareketinde aralıkları kolayca gösterebilmek için Teğmen Şükrü Efendi bu takımın manga komutanları ile beraber 1’inci Takımın 60 adım sol tarafına gitti. (219)

Teğmen Şükrü Efendi derhâl takımının yanına döndü ve aşağıdaki emri verdi:
"Şu istikamette, buradan 1800 metre uzakta, düşman piyadesi yayılmıştır. Bu düşmana taarruz edeceğiz. Her kısım ayrı ayrı olarak birbirini takip ederek dört adım aralıkla avcı koluna geçecektir. İkinci kısım Zeynel Çavuş'un emir, sevk ve idaresinde olarak öndeki kısmı 300 metre mesafeden takip edecektır. Tepe aşıldıktan sonra örtülü bölgeye varıldığında, takımın öndeki kısmı (birinci kısmı) sağ tarafa yanaşarak, avcılar arasındaki aralıkları bir buçuk adıma indirecektir. İkinci kısım (birinci kısmın gerisinde) da aynı şekilde sol tarafı üzerine yaklaşacaktır."

Sırayla şu komutlar verildi:

-Kayış uzat!

Daha sonra, Birinci Kısım İrtibat Üçüncü Mangadan dört adım aralıkla

-Avcı Kolu marş!

ve Üçüncü Manga Komutanına (İrtibat Mangası) istikamet gösterildi (174, 176).

Tepenin üzerine varıldığı zaman, iki yardımcı elemanı ve bir borazan ile önde bulunan Takım Komutanı; yürümekte olan takımın cephenin tamamıyla takip olunan istikamette olmadığını gördü. Bununla beraber yapılan yanlışı işaret ve kumanda ile düzeltmeyi başardı (Kroki ve tenkide bakın). Okulun doğusundaki derinliği az hendekten geçilirken ayakta durulduğuna göre düşman topçusunun gözetlemesine kapalı ancak piyadenin gözetlemesi altında bulunduğunu ve aralıkları sıkıştırmak için her ihtimale karşı bu hususun dikkate alınması gereğini düşündü. Teğmen Şükrü Efendi birinci kısıma tepenin biraz gerisinde durmasını ve yere sürünerek veya hedef küçülterek yürümek suretiyle aralıkların kapatılmasını emretti. Düşmanı ve araziyi tanımak için kendisi de yardımcı (uzman) personeliyle birlikte küçük çam ormanının güney kenarına kadar ilerledi. Orman su bö!ümu hattı istikametince pek fazla yoğun olduğu için çok tabiî bir gözetleme yeri sağlıyordu. Ancak süratle takımının düşmandan zarar göreceğini anladı. Çünkü düşman piyadesi mevzisini işgal ederek ateşe başlamıştı.

6 Düşman, ateşini daha çok yürüyüş hâlinde bulunan ikinci kısım üzerine çevirmişti. Teğmen Şükrü Efendi’nin bu esnada düşmanı gözetlemek için bulunduğu noktadan, kısımlarını görmesi olanaksızdı. Bunun için süratle 6 Krokide (H) ile gösterilen noktaya bakınız. Büyük aralıklarla birbirinden ayrılmış yirmi kişi tahminî 200 metre uzunluğunda bir piyade mevzisini canlandırıyordu. Bu hattın işgali ve ateşin başlaması Harekât Müdürü tarafından tespit edilen basit flama üzerine yapıldı.

Tasarlanan düşmanın harekâtını bütün tatbikat boyunca aynı şekilde idare etti. geriye döndü ve birinci kısmın tamamıyla saklı bulunduğu ve ikinci kısmın koşar adımla ve normal süratle ileri yürümekte olduğunu gördü ve bundan memnun kaldı (Eleştiri bölümüne bakın). Beş dakika sonra takım tamamen yerleşti ve birinci kısım küçük çam ormanının gerisinde, ikinci kısım solda olmak üzere, uzunca bir avcı hattı meydana getirildi. Daha solda 2’nci Bölüğün zayıf mevcutlu 2’nci Takımı ise (keza bu takım da zayıf mevcutlu idi) büyük cadde hendeğinden yararlanarak bir erle kol düzeninde T tepesini geçti, K hendeği boyunca yerleşti. Harekât Müdürü; 2’nci Bölüğün sağ ve soluna komşu bulunan 1’inci ve 3’üncü Bölüklerin yanlarının bulundukları yerleri mavi flamalar ile işaretletti (Krokide "M"). Flamalarla temsil edilen bu iki takımın sevk ve idaresini seyirci olarak bulunan iki genç subaya verdi ve onlara gerçekte olduğu gibi hareket etmelerini bildirdi. Diğerlerinden daha kıdemli olan Teğmen Adil Efendi varsayılan 4’üncü Bölüğün komutanlığını yapacak, gerekli durumlarda gerçekte olması icap eden tertibatı emir beklemeksizin Harekât Müdürüne bildirecekti.

Bu esnada Teğmen Şükrü Efendi yeniden, küçük çam ormanının güneydoğu köşesinde gözetlemeye başladı. Ancak bu defa takımını da kontrolü altında bulundurabiliyordu. Düşman avcıları gözden kayboldu. Teğmen, daha önce düşman mevzilerine olan uzaklığı 950 metre olarak değerlendirmişti. Bunun üzerine ilerlemeye ne şekilde devam edebileceğini anlamak için araziyi inceledi. İşgali uygun görülen en yakın ateş mevzi 300 metre ileride tek bir sırt idi (H). Bu mevziye ulaşmak için geçilecek vadi, düşman ateşine karşı koruma sağlamıyordu. Bu esnada Harekât Müdürü, Takım Komutanına aşağıdaki bilgileri verdi:

"Her iki tarafın topçusu karşılıklı ateş muharebesi yapmaktadır. Elde edilen bilgilere göre, topçumuz sadece karşınızda gördüğünüz sınırlı araziyi değil daha büyük bir araziyi de ateş etkisi altında bulundurmaktadır. Bölük Komutanınız düşman işgali altında bulunan (H) tepesine karşı yürüyüşe geçmenizi emrediyor."

Teğmen Şükrü Efendi derhâl takımın merkez ilerisine atıldı ve harekât yapılacak istikameti göstererek takımını ileriye doğru yürüttü (11, 181), önceki duruma göre sağ ve sol taraflara konulmuş flamalarla gösterilen takımlar da aynı şekilde yürüyüşe geçtiler. Ancak bu harekât başlar başlamaz bu sefer temsilî düşman yeniden kendini gösterdi ve şiddetli ateş açtı.

Teğmen, Şükrü Efendi kendine özgü kısa ve dikkati çekecek bir ifade ile ikinci kısıma hemen yere yatmasını ve daha sonra sürünerek uygun bir ateş mevzi üzerinde bulunan küçük çam ormanının sol tarafına gitmesini emretti. Bundan sonra da şu emirleri verdi.

-İlerideki tepenin solunda görülen bina önünde mevzilenmiş düşman avcıları!
Nişangâh 950!
Avcılar ateş!

Birinci kısıma gelince, bu kısım orman içinde açılmış bir geçitten yürümek zorunda kaldığından ateşlerini ancak ikinci kısımdan sonra yapabilecekti. Bununla beraber Teğmen Şükrü Efendi daha fazla beklemeksizin takımına şu emri verdi:

-Birinci kısım ateşe devam! İkinci kısım sıçrayacak!

Bu emir erler arasında tekrar edilerek bütün avcı hattına ulaştırıldı. Daha sonra,

-Sıçra! marş marş!

komutu ile ikinci kısmın avcı erleri 60 adım ileri gittiler. Ormanda bulunan ikinci kısım derhâl ateşin şiddetini artırdı. Kısım; diğer komşu takımların (varsayılmış) ilerleyip yeni mevzilerinde ateşe başlayıncaya kadar ateş mevzisinde kaldı. Buradan itibaren Teğmen Şükrü Efendi diğer takımlarda nöbetleşerek fakat bu işte sıraya dikkat etmeksizin takımını sıçramalarla ileri sevk etti. Hizanın korunmasına fazla önem vermeksizin sıçrayışların uzunluklarını değiştirdi. Yalnız takımları ileri yürütürken birbirlerini rahatsız etmelerinden kaçınmaya özen gösterdi.

Teğmen Şükrü Efendi önündeki tepeyi ele geçirmek için vadiyi geçerken Harekât Müdürü bir şarapnel demetinin kendi tarafına düştüğünü bildirdi. Bu olumsuz koşullara rağmen, o kendisine verilen görevden yılmadı. Bu mevzide de arazinin alçak olmasından dolayı erler ateş etmek için diz çökmeye mecbur oldular. Bunun üzerine Takım Komutanı geçici olarak ateşi kestirdi ve erlere tam siper yapmalarını emretti. (190) Bununla beraber ateşin kesilmesi pek çabuk oldu ve hemen tekrar başladı. Komşu takımlardan birinin her ileri hareketinde avcılar kendiliklerinden ateşin şiddetini artırıyorlardı. (H) ile gösterilen dalgalı arazinin gerisine getirdiği zaman takım; yeni ateş mevzisine dikkatle yanaştı. Şöyle ki; mevzi işgal etmeden önce erler nişangâhlarını 700 metreye ayarladılar ve tüfekleri kayışlarından boyunlarına asılı olduğu hâlde sürünerek ilerlediler. Bunu takiben bütün sıra ateşlerini uygun surette bölerek ateşe başladı. İlk ateşlerinde avcıların sadece süratle ateş etmeye bakmayıp belki her birinin daha başlangıçta hedefe isabet ettirmeye ciddi olarak gayret gösterdiği görülebiliyordu.

İhtiyattaki 3’üncü Takım (zayıf mevcutlu,) bu sırada küçük çam ormanının arkasında yayılmıştı. Krokide (H) ile gösterilen dalgalı araziden ateş açılır açılmaz o da her birinin sonunda bir süre beklemek üzere birbirini takip eden sıçramalarla kuru hendeğe ulaştı (Krokide "S"). Harekât Müdürü, Takım Komutanı Teğmen Şükrü Efendi'ye şu uyarıda bulundu:

"Buraya ulaşmak için yeteri kadar zayiat verdik. Karşınızda sizden daha sık bir düşman avcı hattı vardır. Durumunuz gittikçe güçleşiyor. Şimdiki mevzinizde daha çok zaiyata uğrayacaksınız."

Takım Komutanı, muharebe dışı kalmış erlerin mühimmatının alınacağını ve yaralıların manga komutanlarının gözetimi altında olarak kendi kendilerine sürünerek ve güçleri yettiği kadar geride örtülü bir yere çekilebileceklerini söyledi. Ancak sağlam olanlardan hiçbir ferdin onlara katılmamasını sert bir dille hatırlattı. Şimdi önemli olan muharebeye devam edemeyecek olan erleri muharebe hattından uzaklaştırarak takviye birliklerine yer açmaktı. Teğmen Şükrü Efendi geriye dönüp baktığı zaman iki manganın7 hendekte bulunan desteğin sağ tarafından ayrılarak koşar adımlarla kendi takımına ilerlediğini gördü ve takımına
"Takviye geliyor!" haberini verdi.

Erlerin dikkatle nişan aldıkları ve tüfeği doldurmakta ve nişan vaziyetine getirmekteki çabuklukla birlikte ateşin süratini de artırdıkları tamamıyla görülebiliyordu. Gelen bu takviye erlerine tekrar tekrar seslenmek suretiyle nişangâh bildirildi. Bu sırada düşmanın da takviye aldığı görüldü.8
Aniden avcılar bu yeni düşmanın oluşturduğu ve çok iyi görülebilen bu hedeften yararlanmak için kendiliklerinden ateşi artırdılar (200). Bu çok olumlu bir hareketti. Bundan dolayı, Harekât Müdürü'nün takdirlerini kazandılar.

7 Harekât Müdürü avcı hattının, bu sırada fazlaca zayiata uğradığını (varsayıma gore) Teğmen Cevat Efendi’ye bildirdi. Teğmen Cevat derhâl dört manga ile birinci ve ikinci takımları takviye etti.


Bu mevkide ateş üstünlüğünü sağlamak çok zaman aldı. 9 Sonunda Teğmen Cevat Efendi avcı hattını geri kalan dört mangasıyla takviye etti ve kendisi de 2’nci Takıma gitti. Daha önce Teğmen, 4’üncü Bölüğün (varsayılan) büyük caddenin batı kenarı boyunca, takımları manga kolu düzeninde olarak tepeyi geçtiklerinden ve çam ormanının (H) gerisine kadar geldiklerinden Harekât Müdürünü haberdar etmişti. Bunun üzerine Teğmen Şükrü Efendi'ye aşağıdaki haberi gönderdi. "Bizim tarafta cephe boyunca yoğun bir avcı hattı oluştu. Düşman üzerine etkili bir ateş yapıyor ve düşman mevzilerini kuşatıyor. Bu hat bizim işgal ettiğimiz sırtı takip etmek üzere sağ yanıyla Doğanca'nın güney kenarına dayanıyor gibi görünüyor."(Krokiye bakın).

8 Aralarında büyük açıklık bulunan 8 er, avcı hattına katılacak olan takviyeyi gösteriyordu.

9 Harekât Müdürü burada 253’üncü maddeye uydu. Bu maddede gerektiği durumlarda ateşi yavaşlatmak önerilmekte idi.

Bu esnada düşman tarafında zayiatı belirten flamalar göründü. Teğmen Şükrü Efendi yeni bir sıçrama yaptırmak üzere iken Teğmen Adil Efendi'den aşağıdaki bilgileri aldı:

"Yayılmış olan 4’üncü Bölük koşar adımla üzerinde küçük çam ormanı bulunan sırtın ilerisinde hareket ediyor." Bunun üzerine Teğmen Şükrü Efendi avcılarının kendiliklerinden şiddetli ateş açmaları için takviye gelmekte olduğunu bildirdi. Ancak Harekât Müdürü "4’üncü Bölük (varsayılan) gerimizdeki hendeğe ulaştı. Orada da birkaç mangasını sizin ateş hattınıza gönderdi." uyarısında bulunduğu için Teğmen Şükrü takımını yeniden yürüyüşe geçirdi. Bu yürüyüş kısa ve gelişigüzel sıçramalarla yapıldı. Gidilecek hendeğin istikameti önceden işgal edilen cepheye göre eğik bulunduğundan, buraya varmak için birinci kısmın gideceği mesafe, ikinci kısmın mesafesinden fazla idi. Birinci kısmın hareketinde tereddütler ve bazı gevşeklikler görüldü. Bu bir hata idi ki; Harekât Müdürü son derece önemli gördüğü bu duruma müdahale ederek düzeltti. Bir defa bu geniş hendeğin vermiş olduğu kusursuz örtünün korunması altına girilince, takım aynı hedef üzerine 400 metre nişangâh ile yalancı ateş açtı.

Ancak bu esnada düşman; zayiatı gösteren flamalarını indirdi. Düşman avcı hattında artık zayiat görülmüyordu. Bunun üzerine Harekât Müdürü, Teğmen Şükrü Efendi'ye "Buraya kadar gelmek için büyük zayiata uğradınız. Şimdi düşman ateşi hemen sizin ateşinize denktir." dedi. Teğmen Şükrü Efendi pek yüksek sesle aşağıdaki komutları verdi:

-Doğru nişan alalım!
-Manga Komutanları, mesafe tahmincileri,ateşe iştirak edin!

Aynı zamanda ihtiyatların gelip gelmediğini anlamak için geriye dönüp bakmaktan kendini alamadı. O zaman Teğmen Adil Efendi 4’üncü Bölükten geriye kalanların, taburun (varsayılan) muharebe hattını takviyeye gideceğini kendisine bildirdi. Harekât Müdürü, hatırlatma yaparak "Biraz geç gönderilmiş ihtiyat, fazla zayiata uğradıktan sonra muharebe hattına ulaşıyor. Şimdi avcı hattı şüpheli bir durumda bulunuyor. Buna rağmen direniyor. Yeni kuvvetler ve yeni cephanenin gelmesi yavaş yavaş muharebe dengesini sağlıyor ve birliğin güvenini temin ediyordu. Bu sırada küçük çam ormanı istikametinden top sesleri işitiliyordu. Batarlayarımızdan bir kısmı hedefe süratle ilerleyen erlerin moralini yükseltmek için ateşlerini hedef üzerine kaydırmışlardı (331).
Bunun üzerine düşman hatlarından yeniden zayiat flamaları gösterildi. Ateşleri de tamamıyla kesilmiş gibi görünüyordu. Teğmen Şükrü Efendi hücuma kalkacağını işaretle geriye haber vermişti (12).

Ancak bu esnada daha doğuya doğru kaydırılan ateşler dikkatini çekti. Yeni düşman birliklerinin (birkaç kişi ile, kırmızı flama)10 cepheleri kuzeye olmak üzere Karaorman (Krokide "L") çayırlığında son bulan sırtlar üzerinde yayıldığını gördü.

Harekât Müdürü bunun üzerine aşağıdaki açıklamayı yaptı:
"Solumuzda bulunan 1’inci Taburun (varsayılan) hücumu düşmanın yeni takviyeleri tarafından durduruldu."

Bunun üzerine Teğmen Şükrü Efendi aşağıdaki komutları verdi:
-Birinci kısım! Ateşkes!

Bir komut bütün manga komutanları tarafından tekrar edilerek uygulandıktan sonra:
- Önümüzdeki sırt üzerinde bulunan avcılar!

Mesafe 400! Ateş serbest!

11Harekât Müdürü, erlerin yeni hedef üzerine sağlıklı nişan aldıklarından ve nişangâhlarını doğru ayarladıklarından emin olmuştu.

10 Adı geçen flamalar Harekât Müdürünün işaretle yanına çağrıldığı ve kendisine eşlik eden subaya bizzat verdiği emir üzerine gösterilmiştir. 11 Ateş istikameti muharebe cephesine dik olacaktı.


Yeni gelen düşman ise geri dönüp gözden kayboldu. Ancak bu sırada Takım Komutanı Teğmen Şükrü'nün sağında bulunan 1’inci Bölük (varsayılan) "T" tepesini ele geçirmek üzere anılan
tepe istikametinde yürüyordu. Fakat bu bölüğün daha önce işgal etmekte bulunduğu hendeğin istikameti, karşısında ilerlemekte olduğu hedefe göre eğik olduğu için ileri yürüyüş anında Teğmen
Şükrü Efendi'nin avcılarının önünü kapadı (Krokiye bakın).

Teğmen Şükrü Efendi de 2’nci Bölüğün 1’inci ve 2’nci Takımlarıyla 1’inci Bölüğü takip etti. Daha sonra ileri yürüyüş esnasında erlerini topladı ve onlara süngü takıyormuş gibi yapmalarını emretti ve hücum için silahlarını indirtti. Ancak düşman mevzisine 60 metre yaklaştıkları zaman yeniden ateşle karşılaştılar. Teğmen Şükrü Efendi:12
-Hemen hücum! emrini verdi ve 1’inci Bölüğü (varsayılan) de kendisine bağlayarak “Allah Allah” sesleriyle düşman üzerine atıldı ve tepeyi zapt etti. Burada tatbikat sona erdi. Tatbikatı yapan takım silah çattı ve sıralardan çıktı. Subaylar ve çavuşlar Harekât Müdürünün eleştirisini dinlemek üzere toplandılar.

12 Harekât Müdürünün yardımcı subayına vermiş olduğu özel talimat gereğince.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

08 Kas 2018, 17:22

TATBiKAT HAKKINDA HAREKÂT MÜDÜRÜNÜN ELEŞTiRiSİ

Takımın Rahmanlı'nın güneyinde bulunduğu başlangıç yeri ile ilk ateş mevzisi arasındaki sırt (üzerinde çam ormanı bulunan sırt) 2200-2500 metre uzaklıkta bulunan düşman topçusu tarafından kolaylıkla dövülüyordu. Bu sırtı sık avcı hattı ile geçmek doğru bir hareket sayılmazdı. Özellikle bu tepenin güney yamaçlarına geçildiği zaman düşman piyadesinin de ateş bölgesine girildiği için avcı hattındaki bu birikme çok tehlikeliydi. Sık avcı hattı, az bir başarıyla bile olsa düşman ateşine karşılık veremeden zayiata uğrar.

Bu sebeple Takım Komutanı pek doğru olarak bu tehlikeli bölgeyi geçerken birbirini uzak mesafeden takip eden seyrek avcı hattını kullandı. (162) Bundan sonra da vakitsiz ve gereksiz yere takımın karışmasına meydan vermemek için kısımların sağ ve sol yanlarını sıkıştırmaya önem vermekte Takım Komutanı haklı idi. Ancak bunun yapılmasına şartların uygun olup olmadığı bilinmediği vakit buna ait emrin önceden verilmeyip geciktirilmesi tercih edilir. Bundan başka hareketin başlangıcında takım yürüyüş istikametlerini doğru almalı ve cephesini uygun olarak yönlendirmelidir.

Gerçi Takım Komutanı, açılma hareketine başlanılan yerden kendisine yürüyüş istikameti olarak verilen küçük çam ormanını, daha henüz sırtta iken göremezdi. Ancak gözetleme yerinden ayrılmadan önce, genel hareket istikameti üzerinde, örneğin büyük caddenin iki tarafındaki ağaçlardan en uzun olanını, uzaktan kolaylıkla seçilebilecek bir yardımcı nokta olarak kullanabilirdi.

Takımını yaymadan önce cepheyi tamamıyla bu yeni noktaya göre almalı ve ancak bundan sonra takımını yaymalı idi. Bunu yapsaydı ve bunu hissettiği anda yapılması yanlış olan bu yan yürüyüşten ve istikamet değişikliğinden de kaçınmış olurdu. Şükürler olsun ki, düşman topçusu bu zafiyetimizi değerlendiremedi. Ancak düşman, bu hatasını karşılamak için biraz sonra piyadesi ile taarruza geçen ve kendisinden yaklaşık 1300 metre mesafede bulunan ikinci kısmı ateş altına aldı ise de bu ateşin tesiri pek fazla olmadı. Bu durumda Mehmet Çavuş'un, cesaretle kısmını ileri yürütmeye devam etmesi doğru bir harekettir.

Muharebede böyle duraksamaya sebep olabilecek anlar erlerin son derece disiplin ve intizamını, kısım ve manga komutanlarının sıkı bir gözetimini gerektirir. Bu husus, dikkatle üzerinde durulacak önemli bir noktadır. Birinci kısıma komuta eden Hasan Çavuş düşman ateşine doğrudan doğruya karşılık vermemekte ve tam siperde kalmakla pek doğru hareket etti. Takım Komutanının ateşe sık avcı hattı ile başlamaya özen göstermesi ise çok yerinde bir harekettir. Ancak bu düşüncesini tatbik için yeni düzeni alıncaya kadar takımının yanında kalması daha uygun olurdu. Bunun için de çavuşlardan birini mesafe tahmincileri ile birlikt küçük çam ormanına göndermesi yeterli olurdu.

Yanında bulunduğu takdirde onlara bir de telemetre bile verebilirdi. Düşman piyadesi, bu sırada yoğun topçu ateşlerimizin etkisi ile olduğu yerde tam siper yapmak zorunda kaldı. Çünkü düşman topçusu, topçu ateşlerimize engel olamıyordu. Bu fırsatı iyi değerlendiren piyademiz hemen ileri yürüyüşe geçmekte bir an tereddüt etmedi. Düşmanı, tekrar mevzisini işgal edip topçumuzun ateşi altında bırakmak zorunda idik. İşte bu iki sınıfın, savaşta gerekli olan iş birliği hareketine güzel bir örnek. Bizim sık avcı hattımız; korunduğu düz vadiden ilerlemeye çalıştığı zaman, düşman piyadesinin ateşlerine hedef oluyordu. Teğmen Şükrü Efendi pek yerinde bir kararla bulunduğu yerde kaldı ve Seferî Hizmet Talimnamesi'nin 263’üncü maddesini hatırlattı. "Tamamıyla örtülü olan bir piyadenin ateşi altında açıktan ilerleyen avcı hatları 1000 metreden itibaren önemli ölçüde zayiata uğrarlar." Bütün düşman topçu mevzilerini büyük ölçüde ateşleriyle baskı altında bulunduran topçumuzun (329) düşman piyade mevzisini de "varsayıma göre pek geniş" tamamıyla ateşi altında bulundurabilecek bir hâlde olup olmadığı şüpheli idi. Bundan dolayı düşmana karşı savaşmak için bu iki sınıfın birbirlerine yardım etmesi gerekiyordu (260).

Teğmen Şükrü Efendi'nin bu ilk ateş mevzisinde fazla beklememesi takdirle karşılanmalıdır. Yalnız baş hedefi gösteren bir düşman karşısında bu düşmana yaklaşmaya çaba göstermedikçe gerçekten kesin sonuç alabileceğini aklından bile geçirmemişti. Bu andan itibaren araziye tamamıyla uygun olarak yapılan sıçramalar talimname kurallarına göre yapıldı. Hiçbir değişmez kural yoktur ki, bu sıçramaların yapılmasındaki mesafeleri sınırlasın. Bu nedenledir ki ileri yürüyüş; birliğin kuvveti, birbirini takiben alınan düzen gibi faktörler sıçramaların uzunluğunu kesin surette değiştirir.

Ancak her türlü durumda, kısımlar, sıçramalarını mümkün olduğu kadar süratli yapmalıdırlar. "Esas olan hep beraber çabuk kalkmak ve şiddetle ve süratle ileri atılmaktır" (188). Erler bu hareketi bir içgüdü ile yapmalıdırlar. Düşmana karşı ateş üstünlüğü sağlayacak mevzi yeri; düşmanın 700 metre ilerisinde bulunan sırt ile düşmanın cephesine eğik bulunan hendek idi. Bu mevzinin yeri iyi seçildi ve en iyi bir şekilde kullanıldı. Gerçekte seçilen bu ateş mevzilerinin birincisinde muharebenin saatlerce sürmesi olası idi. Zira açıktan "kısa mesafeleri" geçmeye teşebbüs edilmeden önce düşman direnişini tahmin etmek çok önemlidir.

Ateş üstünlüğünün kesin bir şekilde sağlandığı anlaşıldıktan sonra Teğmen Şükrü Efendi bunu fırsat bilerek ileri yürüyüşe devam etti. Ancak bu esnada bazı tersliklerin ortaya çıkması yüzünden eğik hendekte yeniden durmak zorunda kalındı. Muharebede dahi bu gibi beklenmeyen durumların her zaman ortaya çıkmasını önceden kestirmek ve tehlikeli durumlarda son derece dikkatlice ve soğukkanlılıkla hareket etmek gerekecektir.

Birinci hat, her duruma karşı, yerini koruyabilmek için özellikle, gerekli mukavemeti yapmalı ve geride bulunan küçük birlik komutanları da her zaman dikkatli bulunup aynı şekilde zamanı gelince işe karışmalıdırlar. Gerçi, buraya kadar, hedefimizi oluşturan düşman mevzisine yaklaşılmıştı ve hücuma kalkma zamanı da gelmişti. Ancak sol yanımızda gelişen taarruzumuz, düşmanın sağ yanını takviyeye gelen yeni birlikler tarafından tamamıyla durduruldu. Buna karşı Teğmen Şükrü Efendi hücuma kalkmalı mı yoksa komşu bölüklere yardım etmekle mi yetinmeli idi?

Kendisine öyle bir fırsat düşmüştür ki, onu kaçırmak pek boşuna olurdu. Doğrusu düşmanın meydana çıkan ve kendisine hemen yanını veren avcıları üzerine, kısa mesafede devamlı ateş etmekte pek doğru hareket etti. Böylece düşman az zamanda muharebe dışı bırakılabilirdi. Bundan sonra sıra muharebenin son safhası olan tepenin ele geçirilmesine geldi. 1’inci Bölükten önce yürüyüşe geçen 2’nci Bölüğün önünü 1’inci Bölük kapadığı için 2’nci Bölük ikinci hatta kalmaya mecbur oldu ve yürüyüş esnasında toplandı. Ancak, bu sırada yeni bir gelişme oldu. Terkedilmiş olduğu zannedilen mevziden birkaç el ateş yapıldı. Böyle birdenbire yapılan ateş, gerçek bir durumda bütünüyle faydalı olabilir. Hatta muharebenin bu safhasında düşmanın; direnmesine ayrılan yeni ihtiyat birliklerini muharebeye sokması da mümkün olabilir. Bununla beraber burada zaman kaybetmeksizin yani diğer bir ifade ile düzen değişikliği yapmaksızın mevziye yanaşmak doğru idi.

Yine böyle mümkün olan süratle tepeyi ele geçirmek ve ancak bundan sonra, yerin darlığından dolayı takip ateşine iştirak edemeyecek olanlar varsa onları toplamak gerekirdi. Bundan başka, düşmana bu derece yakın mesafeye kadar sokulduktan sonra Teğmen Şükrü Efendi'nin hâlâ direnecek gibi görünen düşman üzerine süngü ile kesin olarak atılmaya karar vermesi pek doğrudur. Özetle; takım, hem süratle ve hem de tedbirli olarak sevk olundu. Birlik, muharebe açısından pek iyi bir eğitim ve öğretim eseri gösterdi. Bu kritikten sonra birlik kışlaya götürüldü.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

08 Kas 2018, 17:45

GÖRÜŞLER-2

Eğitime başlamadan önce Harekât Müdürü; Teğmen Şükrü Efendi'nin tamamıyla anlaması gerekli olan genel vaziyeti ona yeteri kadar basit ve anlaşılır şekilde anlatmaya gayret etti. Bu kısa açıklama yeterli olduğu gibi, o kadar sade idi ki, durumu canlandırmak için pek fazla düşünmeye gerek yoktu. Harekât Müdürü, gerekli bütün bilgileri, yapılan hareketlerin sonuçlarına göre daha sonra sırası geldikçe verecekti. Şüphesiz önceden kaba taslak olarak, büyük birliklerin (tatbikatta işaretlerle temsil edilen) konuşlandırılmasını zihninde planlamıştı.

Her şeyden önce bu şekilde harekâtın genel bütünüyle bir tablosunu ortaya çıkarmak önemlidir. Talimin amacını oluşturacak özel harekât, ancak bu sayede doğruya uygun bir şekilde canlandırılabilir. Bununla beraber meseleyi idare edene, durumun pek iyi olduğunu bildirmek gereksiz ve belki de düşünülen amaca aykırı olabilir. Çünkü muharebede küçük birlik komutanları Başkomutanın plan ve tasarımlarından ancak pek azı hakkında ve nadiren haberdardırlar.

Sınırlı kadro tatbikatlarında Harekât Müdürü meseleyi o derece kolay ve o derece kısa düzenleyecektir ki, bütün görevlilere hatta erlere bile tatbikat esnasında anlatmak mümkün olabilsin. Harekât Müdürü, meseleyi anlatmak için sadece subaylarla çavuşları veya sadece subayları toplarsa Müfreze Komutanı, erlerin en istifadeli şekilde eğitimi izleyebilmeleri için meselenin en çok bilinmesi gereken yönlerini, daha sonra onlara anlatmalıdır. Bu konuda meselenin özetini yapmak yeterlidir. Ayrıntılara girmek yanlış olur. İlgilendiğimiz konuya göre durumu hemen aşağıda olduğu gibi bildirmek yeterlidir: "2’nci Bölüğün Birinci Takımını teşkil ediyoruz. Bölük buradadır. 3’üncü Bölük yanımızda büyük caddenin diğer tarafındadır. 1’inci Bölük daha ileride cadde üzerindeki çiftliktedir. 4’üncü Bölük gerimizde köy içindedir. Buradan 2 km uzakta şu istikamette (eliyle göstererek) düşmanın piyade ve topçusu bulunuyor.

Eğitim başlamadan önce, Harekât Müdürü, görevlilere diğer bazı bilgileri verdi. Özellikle düşmanın nasıl gösterileceğini ve değişik renkte mevcut flamaların ne anlama geldiğini onlara anlattı. Harekât Müdürü, birlik komutanlarıyla erlerin yapılacak tatbikat hakkında kesin bir fikir edinmeleri için, başlangıçta durumu hakkında bazı önemli bilgileri açıklamayı gerekli görüyordu. Bundan başka düşman birlikleri hakkında verilen işaretler üzerine meydana gelecek haberlerde "birkaç avcı" ya da "kırmızı flamalar" anılmayıp belki aksine görülen işaretlerin gösterildiği hakiki kuvvetler; örneğin: düşmanın ilerleyen bir avcı hattı ya da bölüklerin anılması daha önemli olabilirdi.

Özet olarak bu hususların dikkate alınması ve verilen bilgilerin gerçeğe uygun olması şarttır. Gerçek bir durum görüntülemek yani muharebede olduğu gibi göz önüne getirmek için Harekât Müdürü; tatbikatı yapacak takımın bağlı olduğu bölüğün, komutasını varsayım olarak üzerine aldı ve bu şekilde Teğmen Şükrü Efendi'nin, emirlerin alınmasının ve raporların gönderilmesinin muharebede olduğu gibi yapılmasına dikkati çekilmiş oldu. Astların muharebede alacakları emirler gibi, görev tipi kısa emirleri de doğru ve çabuk kavramalı ve bu gibi emirleri vermeyi öğrenmeli ve gördükleri önemli olaylar hakkında en yakın amirlerini vakit geçirmeden haberdar etmeye alışmaları gerekir.

Tatbikat sırasında Harekât Müdürü, bütün zamanım Teğmen Şükrü Efendi'nin yapacağı göreve ayırdı ve bu amacın elde edilmesi için de dost ve düşman birliklerinin varsayılmış ya da kadro hâlinde gösterilmiş birliklerle ilgilenmek üzere, birkaç subayını yanına aldı. Bir subay özel olarak Harekât Müdürüyle birlikte taşıdığı telemetre sayesinde me safeleri ölçmeye; diğer bir subay da tasarlanmış olan düşman tarafından (verilen talimat gereğince), gösterilen işaretleri gözetlemeye ayrıldı. Tatbikatlarda seyirci olmaktan başka bir görevi bulunmayan subaylara herhangi bir görev vermek değişik açılarından faydalıdır.

Harekât Müdürü tasarlanan düşman komutanına işaret ile emirlerini ulaştırmak için aşağıda olduğu gibi birtakım basit işaretlerin (12) kullanılmasını kararlaştırmıştı:

VVV- Birkaç avcı göstermek için.
GGG- Piyade mevzisinin tamamıyla işgal edildiği.
BBB- Topçu bataryalarını göstermek için.
YYY- Hedefin büyüklüğünü artırmak ve onu daha yüksek göstermek için.
KKK- Hedefin büyüklüğünü küçültmek ve onu daha alçak göstermek için.
TTT- Ateş açtırmak için.
SSS- Takviye getirmek için. Zayiatı göstermek için kullanılan flamalar:
DDS- (Sağda), DDM- (Ortada), DDL- (Solda), NNN-

(Yukarıda) Gösterilen flamaları değişen durumlara göre gizletmek için (V,G, BD)
Ke Ke Ke- Birlik Komutanları Harekât Müdürünün yanına!

Birlikleri göstermek için kullanılıp miktarı az bulunan flamalar, seyirci erlere olduğu kadar Müfreze Komutanına da yeterli derecede açık ve muharebeye uygun görüntü veremeyeceğinden dikkati fazla çekmez. Bu eksikliği gidermek için Harekât Müdürü tatbikatın yapılması esnasında her iki tarafın gösterilmemiş fakat bununla beraber bilinmesi uygun olan birliklerini bazı tamamlayıcı bilgiler vererek duruma kesinlik kazandırmak zorunda kaldı.

Düşmanın ateş üstünlüğünden veya fazla zayiata uğrama endişesinin doğuracağı heyecanlar, muharebeye pek büyük tesiri olan manevi etkenlerdir, onları da kısa uyarmalarla göz önüne aldırmayı özellikle unutmadı. Harekât Müdürünün, gerek doğrudan doğruya sözlü olarak bazı bilgiler vermesi gerekse varsayılan birliklerin yapacağı hareketleri bildirmesi, tatbikat sırasında meydana gelen her duruma müdahale etmesi, ast birlik komutanlarının anlama yeteneklerini geliştirmek esasına da dayanıyordu. Müdür ayrıca astların sadece dikkatlerini çekmeyi ya da dikkat ettiğini göstermesini arzu ettiği anlarda bile, daima onlara kendiliklerinden hareket ve bir karar edinmelerini gerektirecek fırsatlar hazırlamaya çalışıyordu.

Özellikle bu sonucun elde edilmesini temin etmek kendisine pek önemli görünüyordu. En son muharebenin verdiği eleştirisi olanaksız derslerden çıkarılan sonuca göre; uzun menzilli ve dumansız barutlu tüfeklerin kullanılması sonunda düşmanın araziden faydalanma konusunda becerikliliğinden dolayı, zaman uygun oldukça piyade subay keşif kolları ve aynı zamanda atlı piyade subayları ile muharebe meydanlarını araştırtmak zorunluluğu var.


Düşmanın ani ateşlerinden kendimizi korumak, düşman avcı mevzileri, kendi işgal ettiğimiz mevziler ve taarruzumuz sırasında takip edeceğimiz yolları bize bildirmek konusunda bu keşif kollarının, bilhassa etkin hareket etmeleri çok gereklidir. Bu sorumlu görevlerin başarı ile yapılması, esasen barış zamanındaki hazırlıklara bağlıdır. Buna nazaran subay ve kıta çavuşlarının kesinlikle eğitim ve öğretim görmeleri gerekir. Bu nedenle yapılacak talimlerde düşman mevzisi, mümkün olduğu kadar gerçekte olduğu gibi gösterilmeli ve önlemleri almayan keşif kolları üzerinde ateş edilmelidir. Harekât Müdürü, tatbikatın seyrini yakından kontrol etmeli ve başarı göstermeyen keşif kollarını takdir etmemelidir. Genellikle pek büyük bir ustalıkla araziden faydalanmayı bilmeyen ve dürbününü doğru kullanmayan, özellikle sarsılmaz bir dayanıklığa sahip olmayan keşif kolları, görevlerini yapmaya yeterli olamazlar. Düşman mevzisinin yeri, kuvveti ve cephesinin uzunluğu kesin olarak belli olmadıkça taarruz eden taraf sık avcı hattı düzeni ile ilerlemeyi düşünmez. Sık avcı hattı düzeni, kolay değiştirilemediği için taarruz sırasında meydana gelecek hataların düzeltilmesi de zordur. Böyle sık avcı hatları birdenbire ve yanlış bir cephe ile düşmanın tesirli ateşine tutulursa birlik çok fazla zayiata uğrar. Düşman, keşif kollarımızı keşif yapmasından özellikle kendi ilerisine sürdüğü küçük birliklerle mani olduğu takdirde, düşman mevzilerinin yerini tespit için bağımsız olarak ve ayrı istikametlerde ileri sürülen keşif mangalarımızın düşmana yaklaşması zordur (344).

Aslında bu hareket tarzının pek çok sakıncaları vardır. Biraz zayıf olan bu hatları düşmanın etkili ateşine hedef oldukları zaman takviye etmek zorunluluğu vardır. Kendi ateşleri ise güçlüklere uğratılacağı gibi az çok gecikmiş olacaktır. Bundan başka bazen düşmanın bize karşı kullanacağı kuvvetten daha zayıf bir kuvvetle muharebe etmek zorunda kalınabilir. O hâlde, böyle bir taarruz usulunü her durum için kabul etmek arzu edilmeyebilir. Bununla beraber tatbik şekli ve kullanılmasını önceden düşünmek buna göre bu konuyu da eğitimlerde pekleştirmek gerekebilir.

Üzerinde durduğumuz örnekte, varsayımlara göre taarruz eden tarafın keşif kolları, düşman mevzisini keşfetmeyi başardılar. Bir kere tesirli ateş mesafesine girildi mi ondan sonra doğrudandoğruya kuvvetli avcı hatları ile muharebeye tutuşulabilir. Muharebe eğitimlerinde her şeyden önce dikkate alınacak taraf, avcı muharebesinin sevk ve idaresidir. Çeşitli durumlarda, avcı hatlarını teşkil ve onları hareket ettirmek, özellikle dağınık düzende; ateşin idaresine önem vermek, takviye birliklerini avcı hatları gerisinde ileriye sürmek, subayları, muharebe görüş açısından yetiştirmek için yapılacak eğitimlerin en önemli safhasını teşkil etmelidir. Her tatbikat bu gibi öğretime esas olmalıdır.

Harekât Müdürü; kullanılacak araçların seçiminde Kıta Komutanını tamamen serbest bırakmalıdır ve eğitimi o şekilde idare etmelidir ki, Kıta Komutanı çeşitli değerlendirmelerden birini seçmek zorunda kalsın. Tatbikat bu şekilde idare olunursa ancak faydalı olur. Bu çeşit eğitim ve tatbikatlarda yönteme bağlı eğitimlerden meydana gelen gelişme ile yetinilerek Komutan yavaş yavaş daha büyük zorluklar karşısında bulundurulmak suretiyle daima aşamalı olarak düzenli bir yöntem izlemelidir. Takım komutanı olan bütün genç subayların eğitim ve öğretiminde ise alınacak düzenin araştırılması, bu eğitimlerin esasını oluşturmak ve onlara verilecek görevler pek basit olmalıdır. Tatbikatta verilecek bilgiler sonuçta bir eleştiri ile özetlenmelidir. Ancak Harekât Müdürü harekât esnasında gördüğü bütün tedbirsizliklerin ve yanlışların düzeltilmesini sonraya bırakmamalı tam tersine tatbikat esnasında hak edenleri mükafatlandırmakta ve cezalandırmakta asla kararsızlık göstermemelidir. Erler üzerinde intizamsızlık ve gevşeklik görüldüğü vakit derhâl müdahale etmelidir. Seferî tam mevcutlu küçük birliklerle tatbikat yapıldığı zaman pek kolaylıkla tertip ve düzenlerde bazı gevşemeler ve bozulmalar her an görülebilir.

Çünkü erler, her zaman olduğu gibi sıkı bir gözetim altında bulunduklarını fark etmezler. Böyle durumlarda gevşeklikler derhâl önlenmelidir. Harekât Müdürü, görebileceği büyük taktik hataları hemen yerinde düzeltmelidir. Çünkü, yapılan hatanın düzeltilmesiyle verilecek ders, elbette zaman geçtikten sonra verilecek dersten daha etkilidir.

Sınırlandırılmış kadro tatbikatları, ayrıntıları esaslı bir şekilde yorumlanmaya uygundur. Bu konuda harcanacak zaman da hiçbir vakit boşa geçmiş sayılmaz. Başarılamayan bir hareketi derhâl tekrar başlatmak ve bir mevzinin ilk işgal şekli beğenilmediği zaman bu mevziye tekrar hareket etttirmekten bir sakınca meydana gelmez. Ancak bu eğitim yöntemi; Harekât Müdürünün tatbikatta yetki ve sorumlulukları çerçevesi içinde doğru olarak uygulamasıyla yararlı olabilir. Çünkü tatbikatı yapacak olanları aynı işi birkaç defa tekrara mecbur etmek, istenen faydayı vermeyeceği gibi birliklerin, dolayısıyla erlerin yorulmasına ve dikkatlerinin dağılması gibi bir tehlikeye yol açar. Bundan başka tatbikat sırasında, fırsat buldukça Harekât Müdürünün memnuniyetini göstermesi hoş bir hava yaratır. Yerinde söylenen bazı güzel sözler, subay ve erlerin isteklerini artırmakta yararlı olur. Bu önlemlerin alınmasından çekinilmemelidir. Fakat ölçü de aşılmamalıdır. Çünkü daima tekrar edilen övgüler kısa bir sürede anlamını yitirir. Bundan başka her türlü durumda korunmak zorunda kaldığımız talimnamelerin ciddi hükümlerine de aykırı hareket edilmiş olur. Hemen söylenmesine gerek olmayan düşüncelerin, eğitimin veya tatbikatın sonuna bırakılması yeğlenmelidir. Tatbikatın yapılışı anında gereksiz müdahaleden kaçınılmalı, eleştiriler zorunlu kalınmadıkça yapılmamalıdır. Bu türlü müdahale personeli uyandırmak ve isteklendirmekten çok, onları dikkatsizliğe ve ağır davranmaya sevk edebilir Son eleştiriye ait bütün maddeler için burada diğer bir eserde13 bahsedilen konulara bakılabilir. Eleştirinin kısa olması ve konu edilecek noktaların seçilmesi hakkında ilgili eserlere başvurmak önemle tavsiye olunur.

Burada olduğu gibi yapılan talimlerden amaç; subaylarımızı daha büyük birlikler içinde 13 “Subaylar İçin Seferi Hizmetler Tatbikatı” adlı eserin birinci kısmına bakınız. (s.40, 44-46 ve 105,106.) hareket eden küçük birliklerin sevk ve idaresini muharebe şartlarında yetiştirmek olduğu zaman, bu eleştiri; dikkate değer olan aşağıdaki soruları da kapsayacak ve onlara cevap verecek nitelikte olmalıdır:

1. Birlik Komutanı, içinde bulunduğu birliğe veya birliğin ilerisinde veya gerisinde bulunan birliklere nazaran durumunu doğru olarak anladı mı ve gerekli tertip ve emniyetini aldı mı?
2. Muharebe sırasında kendi harekâtını, komşu birliklerin ve gerektiği zaman topçunun harekâtıyla koordine etmekte gerekli önlemleri aldı mı?
3. Kendisine verilen inisiyâtifi kötü kulIanmaksızın gerektiğinde kendiliğinden hareket etti mi ve taarruz anında ileriden arazi kazanmak için bir gayret gösterdi mi?
4. Tatbikat biter bitmez, takımıyla beraber bağlı olduğu bölüğe katılmaya ve asıl komutanı kim ise onun emir ve komutasına girmeye dikkat etti mi?
5. Düşmanı uygun şekilde ve doğru olarak gözetledi mi ve raporlar zamanında üst birliklere ulaştırıldı mı?

Son eleştiride, daha önce eğitim sırasında yapılan hatalar için yapılan uyarıların tekra söylenmesi uygun değildir.


Cevapla
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir