2- İstanbul Hükümeti'nin TBMM Hükümetiyle Anlaşmak İstemesi

Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 12:57

Celalettin Arif Bey Kendi Kendine Erzurum Vali Vekili Oluyor


Celâlettin Arif Bey'in Erzurum'da görevlendirilmemiş durumda bulunuşunun kendisinin söz geçirme gücünü kırabileceğini sanırım. Hemen, Erzurum vali vekilliğini üzerine alması, başladıkları işin gürültüsüzce ve başarı ile sona erdirilmesi için çok gereklidir. Daha sonra, uygun görülürse, Doğu illeri müfettişliğine ya da valiliğine atanır. Ne olursa olsun, söz konusu ettikleri kaynaşma ve duyarlığın kendilerinin Erzurum'a gelmeleri üzerine bekleme durumuna geçtiğini kabul etmiyorum. Böyle bir sözü, büyük bir önemle kabul edildiğini söyleyen kişinin densizce bir sözü sayıyorum..."

Kâzım Karabekir Paşa'nın, 14 ve 18 Eylül günlü tellerine, 20 Eylülde verdiğim karşılıkta, "Büyük Millet Meclisi üyeliği ile memurluğun bir kişi üzerinde bulunamayacağı" ile ilgili 5 Eylül 1920 günlü yasanın özel maddesini, olduğu gibi yazdıktan sonra: "Celâlettin Arif Bey Erzurum valiliğine atanamaz. Milletvekilliğinden çekilirse, bu valiliğe atanması Bakanlar Kuruluna önerilebilir." dedim.

Oysa baylar, Kâzım Karabekir Paşa'nın son telinin çekildiği 18 Eylül günü, bizim 20 Eylülde bildirdiğimiz, yasaya aykırı durum Erzurum'da alınmış imiş.

Bu yasaya aykırı durumu, hem de yeni Türkiye'nin Adalet Bakanı bulunan Celâlettin Arif Bey'in,18 Eylülde yazılıp 21 Eylülde aldığım telinden öğrendim, Kendi kendine Erzurum vali vekili olan Adalet Bakanının teli olduğu gibi şudur:
Erzurum, 18 Eylül 1920


Ankara'da Büyük Millet Meclisi Başkanı


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne Kâzım Paşa Hazretleri'ne gelen yüce telyazılarınız üzerine kendileriyle, bilgilerinize sunulmuş olan sorunu enine boyuna görüştük. Paşa, durumun ağırlığını anlamak istemiyorlar ve buyruğu altında bulunan kişiler her yönden korunuyor, kamuoyundaki kaynaşmanın bir an önce yatıştırılması için silah, cephane ve başka gereçlerle kilisede yapıldığı söylenen yolsuzlukları iyice soruşturmak ve bu işlere yeltenenleri yasanın pençesine verebilmek için, kamunun saygısını kazanmış olan Dokuzuncu Tümen Komutanı Halit Bey'in görevlendirilmesini saygı ile dilerim.

Ordu hesaplarının denetlenmesi de gerektiğinden ivedilikle bir maliye müfettişinin gönderilmesi yüksek buyruklarınıza bağlıdır. Kâzım Paşa'dan şimdi aldığım bir yazıda, daha önce vali vekilliğinden hiçbir koşul ileri sürmeksizin çekilmeye karar veren Albay Kâzım Bey, düşüncesini değiştirerek, vali vekilliğini bana ya da İçişleri Bakanlığından atanacak bir vekile bırakacağını yazı ile bildirmektedir. Kendisinin vali vekilliğinde kalması da sakıncalı ve tehlikeli görülmüş olduğundan şu bir iki gün içinde, durumun önemi açısından ve ilde çıkabilecek karışıklığa meydan verilmemek üzere İçişleri Bakanlığından buyruk gelinceye dek, vali vekilliğini üstüme almak zorunda kaldım.

Erzurum halkının isteğine uyularak vali vekilliğinin arkadaşlardan Hüseyin Avni Bey'e verilmesini saygı ile dilerim. İleri sürdüğüm bu önerilerle kamuoyu yatıştırılabileceğinden gereğinin yapılması buyruklarınıza bağlıdır.

Adalet Bakanı
Celalettin Arif
Baylar, Büyük Millet Meclisi İkinci Başkanı ve Adalet Bakanı Celâlettin Arif Bey'in bu davranışı ve yazısı, bizim için anlaşılmaz bir bilmece oldu. Durum çok önemli ve ağır idi. Bu önemin ve ağırlığın nedeni, bence, Celâlettin Arif Bey'in ve işbirliği yaptığı arkadaşlarının gerçekleştirmeyi tasarladıkları gizli istekler ve bu amaçla aldıkları durum ya da yaptıklarını sandıkları olupbitti değildi. Hayatının çoğunu savaş alanlarında geçirmiş, ayaklanmalar ve devrimler içinde çok bulunmuş kimselerin bu gibi ufak tefek olayların karşı önlemlerini bulup uygulamakta, korkup ağır davranacaklarını sananların aldanacakları kuşku götürmez.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 12:58

Doğu Cephesinde Ermenistan Üzerine Yürümeye Karar Verdiğimiz Sırada


Gerçekten durum çok önemli ve çok ağırdı; çünkü, o günlerde Doğu Cephesinde Ermenilere karşı artık saldırıya karar vermiştik. Bunun için hazırlanmakta ve önlemler almakta idik. Doğu Cephesi Komutanına da gereken buyruklar ve yönergeler verilmişti. Doğuya, ileri yöneltilen ordunun arkasında, hükümetin Adalet Bakanı, sözde ordunun hırsızlığını, ordudaki adamların yolsuzluk yapan kişiler olduklarını ortaya çıkarmak için, yasaya aykırı olarak o ilin vali vekili kimliğine bürünmeyi tek önlem ve çare olarak görüyor.

Erzurum'dan cephedeki karargâhına gitmiş bulunan cephe komutanı, en sonunda, 22 Eylülde diyor ki:
Celâlettin Arif Beyefendi'nin Doğu İlleri Genel Valiliğine atanması için size daha önce yapmış olduğum öneri bana sezdirilen ve benim de içtenlikle karşıladığım bir düşüncenin sonucu idi. Celâlettin Arif Bey'in Erzurum'la ilgili girişimleri ve dilekleri üzerine gerçek anlaşılmış bulunduğundan kendisinin genel valiliğe atanması yolundaki önerimden elbette vazgeçtiğimi bilgilerinize sunarım.

Doğu Cephesi Komutanı
Kâzım Karabekir





Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 13:16

Celalettin Arif Bey'in Kesin Önerisi
Erzurum vali vekilliğini üzerine alan Büyük Millet Meclisi İkinci Başkanından da, gene o gün, yani 22 Eylül 1920'de yazılmış bir tel aldım. Bu telde deniliyordu ki: "Silah, cephane, yiyecek ve iyesiz mallarda (emvali metruke) yapılan yolsuzluklar; yasaya aykırı ve aşırı vergiler alınması, yasaya aykırı baskı ve zorbalık, halkın duygusunu büsbütün incitmiş. Erzurumluların, güvensiz ve umutsuz bir duruma düşerek, artık kendi elleriyle yönetilmeleri gereğini tek kurtuluş ve esenlik yolu saymış oldukları bir zamanda buraya geldik. Karabekir Paşa'nın da davranışı ülke çıkarlarına uygun düşmedi.

Bundan dolayı, açıktan açığa yapılan kötülüklere hemen son vermek ve suçlularını cezalandırmak gerektiğini bütün halk üsteleyerek söyledi. Güven verici önlemlerin ivedilikle alınmasını ve vali vekilliğini kabul etmekliğimi, hem Paşa hem de halk rica etti. Vali vekilliğinin Hüseyin Avni Bey'e verilmesi gerektiğini yazmıştım. Erzurumluların kendilerinden sayarak güven gösterdikleri Milletvekili Hüseyin Avni Bey'in yirmi dört saate değin görevlendirildiğinin bildirilmesi... Celâlettin Arif". (belge: 258)

Saygıdeğer baylar, halkın kendi eliyle kendini yönetmesi ilkesini ortaya koyan bizdik. Ama bununla, her ilin ya da her bölgenin ayrı ayrı birer yönetim birliği durumuna girmesi amacını hiç gütmedik. Amacımızı, Büyük Millet Meclisi'nin ilk günlerinde açık olarak söyledik.

Meclisin de kabul ettiği amaç ve ülkümüz: "Ulusal iradenin belirdiği biricik yer olan Millet Meclisi'nin, bütün yurdun alınyazısına el koyduğu" biçiminde saptandı.

Bu Meclis'in başkanlarından biri olan ve Bakanlar Kurulunda bakan, hem de Adalet Bakanı olarak yer alan kişinin orduda ya da herhangi bir yerde yasaya aykırı bir işi ortaya çıkartmak ve suçlularını yasaya göre yargılatmak için başvuracağı önlem, birtakım beyinsizlere uyarak, çok yakından tanıdığım ve gerçekten yurtsever olan Erzurumlu hemşerilerimin hiç de uygun göremeyecekleri bir başkaldırma durumu almak mı olacaktı?

Celâlettin Arif Bey, Hüseyin Avni Bey'in yirmi dört saate değin vali vekilliğine atanmasını istiyor. Böyle bir ültimatomun anlamı var mı idi?

Celâlettin Arif Bey bu önerisini Kâzım Karabekir Paşa'ya da yapmış. Kâzım Karabekir Paşa ona demiş ki: "Hüseyin Avni Bey, yedek teğmen olarak sahnelerde subayları eğlendiren... hiçbir görevde bulunmamış orta bir adamdır. Bunu vali vekili yapmak, hükümeti oyuncak yapmayı istemek olur."

Baylar, Celâlettin Arif Bey'in kesin önerisine verdiğim yanıt şu idi:
Ankara, 23.9.1920


Şifre
Geciktirilemez
Sayı: 388


Erzurum'da Adalet Bakanı Celâlettin Arif Beyefendi'ye


Y: 22.9.1920 şifreye: İlk telyazınızı önemle dikkate almış ve bu konuda Doğu Cephesi Komutanlığı ile yazışmalar yapılmakta olduğunu bildirmiştim. Adı geçen komutanlıkça gereği elbette yapılacaktı. Buna karşın, süregelen yasaya aykırı ve yersiz öneri ve girişimleriniz Bakanlar Kurulunca şaşırtıcı olarak görülmüştür. İçişleri ve Milli Savunma bakanlıklarınca ilgili yerlere gerekli bildirimler yapılmıştır. Sizin, Bakanlar Kurulunun istediği bilgiyi vermek ve gerekirse Meclis önünde de açıklamalarda bulunmak üzere Ankara'ya hemen dönmeniz gereklidir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kemal
Baylar, Kâzım Karabekir Paşa, 22 Eylül 1920 günlü bir şifresinde şu bilgiyi veriyordu:

Şimdi anlıyorum ki, Celâlettin Arif Bey daha Ankara'da iken, kendisiyle kimi külâh kapmak isteyenler güzel bir program yapmışlardır. Örneğin, Hüseyin Avni Bey Erzurum valisi olacak; Celâlettin Arif Bey doğıı illerinin genel valisi olacak.

Celâlettin Arif Bey, ya oyuncak olarak oynatılıyor ya da, daha karar vermedim, pek zekidir, kendi bir iş yapmak istiyor. Çünkü, Halit Bey'i bana önermeden yazmasının ve Hüseyin Avni üzerinde direnmesinin bir başka anlamı yoktur. Halit Bey'in, Albay Kâzım Bey'le arası pek iyi olmadığından, kendisine Kâzım Bey'i kötüleyici bir karar verdirilebilir. Hüseyin Avni Bey de vali adı altında güzel bir oyuncak olur. Hüseyin Avni Bey'in vali vekilliğine önerildiğini işitenler umutsuzluğa düşüyor ve iğreniyorlar. Özet olarak bildireyim ki, Erzurum Milletvekili Necati Bey'in kardeşi olup son zamanlarda Milli Eğitim Müdürlüğüne atanan Mithat Bey halkın, bolşevikliği, iş beceremeyenlerin önemli görevler kapması yolunda anladığını sanıyor. Bu kişi, çıkarına düşkün olduğundan halkın çoğunluğunca pek sevilmez. Halk hükümeti kurma konusunda beni elverişli bulamadığından Celâlettin Arif ve Hüseyin Avni beylerle yazışma yapılarak işin daha önceden düzenlendiğini ve onandığını sanıyorum.


Baylar, Celâlettin Arif Bey'i Ankara'ya çağıran 23 Eylül günlü telim, 24 Eylül günlü sert bir telyazısı ile karşılandı. Bu telyazısı Meclis Başkanlığı katına yazılmış idi. Bu telde: "Bakanlar Kurulunda ve Büyük Millet Meclisi'nde okunacaktır." yollu bir uyarma da vardı. Benim telyazımdaki iki kelimeyi, "yasaya aykırı ve yersiz" kelimelerini alarak. Celâlettin Arif Bey Erzurum'daki girişim ve önerilerini birer birer bu iki kelime ile tartıyordu. "Bu mu yasaya aykırıdır? Bu mu yersizdir?" diyerek kendini savunuyordu. Yaptığı işlerin ne olduğu yeri geldikçe verilen bilgilerden anlaşıldığı için, hangisinin yasaya aykırı olmadığını ve hangisinin yersiz bulunmadığını anlamak güç olmayacaktır.

Celâlettin Arif Bey: "Yasaya aykırı ve yersiz önerinin benden gelmeyeceğine Bakanlar Kurulunun inanmış olmasını beklerdim." dedikten sonra: "Aranızda savlarımın değerini bilecek arkadaşlarımın bulunacağına inanırım." sözleriyle kendisinin değerini anlayabilmenin kendisinin eşi, arkadaşı niteliğinde bulunmakla ancak başarılabileceği gerçeğini ileri sürüyordu. Celâlettin Arif Bey, seçim bölgesini denetlemeksizin Ankara'ya dönemeyeceğini de bildiriyordu.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 13:21

Yiğit Erzurum Halkının Bana Açtığı Dost Kucağını, Kötüye Kullanabileceğini Hiç Sanmıyorum
Baylar, ben de İstanbul'a dönemeyeceğimi İstanbul Hükümetine Erzurum'dan bildirmiştim. Eğer, çağrılan yer İstanbul ve çağıran özdeş yer olsaydı, sanki şaşılacak bir benzetme yapılmakta olduğuna insanın inanacağı gelebilirdi. Ama, koşullar büsbütün başka olduğuna göre İstanbul'un çağrısına karşı, bana bağlılık ve özverili kucağını açmış olan yiğit Erzurum halkının, bu dost kucağını kötüye kullanabileceği hiç sanmadım.

Dahası baylar, 28 Eylül 1920'de "Erzurum Halk Delegeleri" adıyla halktan aldığım elli imzalı telyazısı bile bu inancımı bozmadı. Gerçi telyazısı çok kaba ve karşı gelici idi. Ama, imzaların pek çoğu, Celâlettin Arif Bey'in vali vekilliği ettiği il görevlilerinin idi. Özellikle İstinaf Mahkemesi (Bugün bulunmayan, bir üst mahkeme.) üyelerinden olup Celâlettin Arif Bey'in Polis Müdürü Vekilliğine atadığı kimsenin imzası bu telyazının nasıl çirkin bir anlayışın ürünü olabileceğini kestirmeye dayanak sayılamaz mı idi? Bu telyazısının Milli Eğitim Müdürü Mithat Bey'in evinde toplanan birtakım kimselerce düzenlendiğini anlamamız gecikmedi.

Baylar, Celâlettin Arif Bey, bir yandan önerilerini, Erzurum Merkez Kurulu Başkanı Tevfik imzasıyla: "Celâlettin Arif Beyefendi'nin bildirdiği üzere işlem yapılmasını kesin olarak isteriz." diye destekletirken bir yandan da Ankara ile şifreli yazışmalar yaptırarak sözde birtakım işler çevirmek ve girişiminin ne etki yaptığını anlamak istiyordu:
Erzurum, 21/22.9.1920


Ankara Milli Eğitim Bakanlığına

Erzurum Milletvekili Necati Bey'e:


Olanağı varsa, Sağlık Müdürlüğüne Merkez Hekimi Doktor Salim Bey'in atanmasına yardım etmeniz uygun olur. Bundan önceki atamalar ciddilikle bağdaşamaz. Ödeneklerimizi ne yapıp yapıp alarak Ziraat Bankasıyla yollayınız. Meclise yazılmıştır. (Hüseyin Avni)

Milli Eğitim Müdürü
Mithat
Bunun ardından da:
Erzurum, 25.9.1920


Milli Eğitim Bakanlığına

Rıza Nur Beyefendi'ye:


Şimdiye dek yazdığım işlerden ne sonuç elde edildi? Bakanlar Kurulunda bu iş üzerinde neler geçti? Bana bilgi vermek iyiliğinde bulunmanızı rica ile gözlerinizden öperim (Celâlettin Arif).

Milli Eğitim Müdürü
Mithat
Daha sonra da:
Çok önemli ve ivedidir
Erzurum, 25.9.1920

Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığına


Rıza Nur ve Necati Beyler okuyacaktır: Ermenileri yola getirmek amacıyla Haziranda seferberlik ilan olunarak üç yüz beş (Şimdi kullandığımız tarihe göre 1889 yılı.) doğumlulara değin askere çağrılmış, dokuz bini savaşçı, on üç bini de savaşçı olmayan, yirmi iki bin asker ile subay ailelerinin beslenmeleri hemen hemen Erzurum ili halkına yükletilerek şu zamanda savaş vergisi adıyla bir buçuk milyon liralık yiyecek, hayvan ve taşıt alınmıştır.

Halk, amacın yüceliğini anlamış olduğundan bu denli özveriye katlandıktan sonra Çiçerin'in bilinen mektubunun savaşı durdurması ve bundan yüreklenerek İslam halkına zulüm yapan Ermeniler karşısında ordunun, Ermeni ve Bolşevik birleşmesini ileri sürerek yüreksizlik göstermesi ve Kızıllar ile istenildiği gibi anlaşma yapılamaması ve bunlarla birlikte Celâlettin Arif Bey'in yazdığı yolsuzluklara meydan verilmesi pek kötü bir etki yapmış ve halkı ayaklanmaya ve densizliğe (1927 ve 1934 basımlarında dinsizliğe'dir. 1927 lüks baskısında böyledir.) sürüklemiştir, Kâzım Paşa'da doğu işlerini çevirebilme gücü olmadığından buranın siyasa ve askerlikle ilgili işlerini Ermenilere karşı koyabilecek, güçlü, iyi yönetebilecek, hem de olağanüstü yetkili bir kurulun bulunması çok gereklidir.

Şimdiye dek değerli zamanlar, Ankara'da dosyası bulunan gereksiz yazışmalarla geçmiş, belki de birçok fırsatlar yitmiştir. Öte yandan, Erzurum'un mevsim bakımından zor zamanları geldi. Ordunun korunması zorunluğu vardır; oysa giyecek ve yiyecek bakımından pek çok sıkıntı çekilmektedir. Asker ve sivil bütün görevliler dört aydan beri aylık alamamaktadırlar. Ordu giderleri için yeni vergiler salmayı düşünüyorlarsa da halkın gücünü bilmiyorlar; hiç elverişli değildir.

Merkezdeki hükümet pek ilgisiz. Yakın sancaklar özellikle Harput (Bugünkü Elazığ ilinin o günlerdeki adı.) ili, tümü ilgisiz; hiç umursamıyorlar. Bu gibi işler için hükümete gerekirse benim adıma Meclise de gensoru önergesi veriniz ve orduya gerekli olan şeyleri oradan kesin olarak sağladıktan sonra geliniz. Doğu illeri ile ilgili ajansa pek inanmadım. (İmza: Hüseyin Avni)

Milli Eğitim Müdürü
Mithat
Görülüyor ki, Celâlettin Arif Bey'in, Bakanlar Kurulu üyeleri arasındaki, savlarının değerini bileceğini sandığı ve makamının şifresinden yararlanmaya kalkıştığı kişi de kendisinin sırdaşı olmak istememiş ve olup bitenleri Meclis Başkanlığına bildirmiştir.

Baylar, kırk elli kişiye bütün Erzurum halkı adına tel çektirerek oynanmak istenen oyunun içyüzü, yine Erzurum halkından gelen ve halkın Büyük Millet Meclisi Hükümetine bağlılığını ve özveri duygularıyla dolu olduğunu bildiren telden anlaşıldı.

Celâlettin Arif Bey, ancak, Ermenilerle yapılan savaşta, en sonunda Büyük Millet Meclisi ordusunun utku (zafer) kazandığını gözleriyle gördükten sonra, yani geri dönmesi için yapılan bildirimi aldıktan kırk yedi gün sonra, Erzurum'dan ayrılmaya karar vermek zorunda olduğuna inanmıştı. Böyle iken, yola çıkışını şu telle Meclise muştulatıyordu:
Erzurum, 27 Kasım 1920

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına


Büyük Millet Meclisi İkinci Başkanı ve Adalet Bakanı sayın milletvekilimiz Celâlettin Arif Beyefendi'nin, Milletvekilimiz Hüseyin Avni Bey'Ie, dünkü gün, kışın sertliğine bakmadan, Erzurum halkının büyük ve parlak uğurlama töreni ile Ankara'ya doğru yola çıktıklarını bildirir ve bundan yararlanarak Meclise karşı olan sonsuz saygılarımızı sunarız.

Müdafaai Hukuk Merkez Kurulu Başkanı
Tevfik
Hüseyin Avni ve Celâlettin Arif Beylerin, Erzurum' dan döndükten sonra, Mecliste karşıcıl durum takınarak ve Kâzım Karabekir Paşa'ya saldırılarda bulunarak Meclisi çok oyaladıkları görülmüştür.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 13:22

Doğu Cephemizde Ermenilerle Savaş Başlıyor


Saygıdeğer baylar, doğu sınırlarımızda ivedi olan işimiz, Celâlettin Arif Bey'in Erzurum'un devrim tarihinde bıraktığı izi uzun uzadıya incelemeye ve irdelemeye elverişli değildir. İsterseniz o günlerde doğu sınırımızda olan önemli işlere gelelim:

Biliyorsunuz ki Mondros Ateşkes Anlaşmasından beri Ermeniler, gerek Ermenistan içinde, gerek sınıra yakın yerlerde Türkleri toptan öldürmekten vazgeçmiyorlardı. 1920 yılı sonbaharında Ermeni kıyımı dayanılmaz bir kerteye geldi. Ermeniler üzerine yürümeye karar verdik. 9 Haziran 1920'de doğu bölgesinde geçici seferberlik ilan ettik.

On Beşinci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'yı Doğu Cephesi Komutanı yaptık. 1920 Haziranında Ermeniler, Oltu'da kurulan yöresel Türk Hükümeti üzerine yürüyerek o bölgeyi ele geçirdiler. Dışişleri Bakanlığımızca Ermenilere 7 Temmuz 1920'de bir ültimatom verildi. Ermeniler özdeş tutumlarını sürdürdüler. Sonucunda, seferberlikten üç buçuk, dört ay kadar sonra Kötek, Bardiz bölgelerinde toplanan kuvvetlerimize Ermenilerin saldırısı ile savaşa başlandı.

Ermeniler, 24 Eylül 1920 sabahı Bardiz cephesinden baskın biçiminde yaptıkları genel bir saldırı ile başarı sağladılar. Baylar, Doğu Cephesinin bu hoşa gitmeyen bilgileri veren raporunu okurken, Celâlettin Arif Bey'in Ermeni saldırısının yapıldığı gün olan 24 Eylülde yazdığı bilinen ültimatomunu da alıyordum. (Belge; 229) Ermeniler geri atıldılar. Ordumuz 28 Eylül sabahı ileri yürüyüşe geçti. O gün Erzurum'un elli imzası da Ankara'ya saldırıya geçiyor. Ne kötü rastlantı! Sanki bu baylar, bize karşı Ermenilerle sözleşmiş gibi!

Ordu, 29 Eylülde Sarıkamış'a girdi. 30 Eylülde Göle (Eski adı: Merdenek) alındı. Ama kimi nedenler ve düşünceler dolayısıyla ordumuz 28 Ekim 1920'ye değin, bir ay, Sarıkamış-Laloğlu kesiminde kaldı.

Bu nedenlerden birinin de, Erzurum'da bulunan Celâlettin Arif Bey ve arkadaşlarının yarattıkları durum olduğunu kestirebilirsiniz. Gerçekten, Kâzım Karabekir Paşa' nın 29 Eylül 1920 günü Sarıkamış'tan çektiği telyazısında: "30 Eylülde cepheyi gezip durumu saptadıktan sonra Erzurum'a giderek orada geçen olayın sonuçlandırılacağını bilgilerinize sunarım." deniliyordu.

Kâzım Karabekir Paşa, 30 Eylül 1920'de, Sarıkamış'tan Celâlettin Arif Bey'e de yazdığı bir şifrede: "Erzurum halkı adına kırk elli imza ile çekilen açık telyazısı, dış düşmanların milyonlar harcayarak elde edemeyeceği bir belgedir. Olayın kendisinden daha önemli ve tehlikeli olan işbu açık telyazısını, dış düşmanların tehlikesinden ve gözdağından daha yıkıcı bulduğumdan ve bu olayın kötü sonuçlarını cephe durumundan daha önemli gördüğümden yarın Erzurum'a geleceğimi bildiririm." diyordu.

Celâlettin Arif Bey, 5/6 Ekim 1920 günlü telinde, özellikle: "Yurtsever ordumuz içinde, değerli ve halkın güvenini kazanmış pek çok subay ve üstsubay bulunduğundan yolsuzluk yakınmaları elbette ordunun dayanma gücüne ve düzen ilkesine etki yapacak kadar büyümemiştir." diye bilgi veriyordu.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 13:24

Ordularımızın Komutan ve Subayları Üzerine Bilinen Bir Gerçek


Yıllarca yurdun çeşitli savaş alanlarında komuta ettiğim ordularımızın üstsubay ve subayları ile ilgili olan ve öteden beri bildiğim bir gerçeği, yüz sekseninci kez ("Yüz seksen kez de olsa yineleme en iyisidir" anlamında, Arapça;Türkçe karışımı bir deyim: "Et-tekrarü ahsen kâne yüz seksen.") de olsa, işitmiş olmaktan kuşkusuz büyük sevinç duymuştum.

Baylar, savaş alanında verilecek buyruğu bekleyen Doğu Ordumuz, 28 Ekim 1920 günü Kars üzerine yürümeye başladı. Düşman, karşı koymaksızın Kars'ı bıraktı. 30 Ekimde ordumuz [Kars'a] girdi. 7 Kasım günü birliklerimiz Arpaçayı'na dek olan bölgeyi ve Gümrü'yü ele geçirdi.

Ermeniler, 6 Kasımda savaşı bırakmak ve barış yapmak için bize başvurmuşlardı. Biz de ateşkes anlaşması ile ilgili maddeleri, Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile 8 Kasımda Ermeni ordusuna bildirdik. 26 Kasımda başlayan barış görüşmeleri 2 Aralıkta sona erdi ve 2 /3 Aralık gecesi Gümrü Antlaşması imzalandı.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 13:28

Ulusal Hükümetin Yaptığı İlk Anlaşma: Gümrü Antlaşması


Baylar, Gümrü Antlaşması, Ulusal Hükümetin yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşma, ile, düşmanlarımızın ta Harşit koyağına dek olan Türk ülkelerini kendisine bağışlamayı tasarladıkları Ermenistan, Osmanlı Devleti'nin 1877 savaşında yitirmiş olduğu yerleri bize, Ulusal Hükümete bırakarak aradan çıkarılmıştır. Doğudaki durumlarda önemli değişiklik olması yüzünden, bu antlaşma yerine, daha sonra yapılan 16 Mart 1921 günlü Moskova Antlaşması ile 13 Ekim 1921 günlü Kars Antlaşması geçmiştir.

Baylar, gene o bölgede bulunması dolayısıyla, Gürcistan ile olan işlem ve ilişkimizden de kısaca bilgi vereyim.

1920 yılı Temmuzunda, Batum'u İngilizler boşaltınca Gürcüler hemen ele geçirdiler. Bu durum, Brestlitovsk ve Trabzon antlaşmalarına aykırı olduğundan, 25 Temmuz 1920'de protesto edilmişti.

8 Şubat 1921'de Ankara'da güven mektubunu sunmuş olan Gürcü Elçisi ile de Türkiye-Gürcistan antlaşması için görüşme başlamıştı. En sonu, 23 Şubat 1921'de verdiğimiz kesin bir ültimatom üzerine Ardahan, Artvin ve Batum'un bizce işgal edilmesi kabul edildi. Bundan on beş gün sonra Batum'a girdik. Bu yerler, Türkiye'ye katılmayı dört gözle bekleyen halkın alkışları arasında işgal edildi.

Daha sonra, Moskova Antlaşması gereğince Batum boşaltıldı, ama ele geçirdiğimiz öteki yerlerin anayurda bağlılığı pekiştirildi.
 ! Mesaj kısım: Tanımlar
Gümrü Antlaşması
Gümrü Antlaşması, Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti arasında 3 Aralık 1920'de imzalanan antlaşmadır. Ayrıca TBMM'nin uluslararası alanda imzaladığı ilk antlaşmadır

Kars Antlaşması
Kars Antlaşması, Rusya, 1917'den sonra Kafkasya’dan çekildi. Bölgede Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bağımsızlığına kavuşmuş ve Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti, Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti adında üç devlet kurulmuştur.

Moskova Antlaşması
Moskova Antlaşması, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti arasında 16 Mart 1921'de imzalanan antlaşmadır. Bu antlaşma ve devamı niteliğindeki antlaşmalarla belirlenmiş olan sınırlar günümüzde Türkiye, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan arasında hâlen geçerlidir


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 13:29

Trakya'daki Durum


Baylar, o günlerdeki Trakya durumuna da hep birlikte göz gezdirelim:

Doğu Trakya'da, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti, Trakya-Paşaeli Merkez Kurulu bir kurultay topladı ve bu kurultay, Trakya'nın yönetimini, Trakya-Paşaeli Merkez Kuruluna verdi. Trakya'da Kolordu Komutanı bulunan Cafer Tayyar Bey (Cafer Tayyar Paşa), bu merkez kurulunun üyesi olmakla birlikte Edirne Milletvekili olarak da Meclisimize üye seçilmişti. Trakya Merkez Kuruluna ve Kolordu Komutanına verdiğimiz yönerge, Trakya alınyazısının bütün ülkenin alınyazısına bağlı olduğu ve onunla birlikte düşünülebileceği ilkesine dayanıyordu. Savaş durumu bakımından da verdiğimiz yönerge şu idi:

Üstün kuvvetlerin saldırısına uğranılırsa sonuna değin dayanılacak ve Trakya bütünüyle düşman eline geçse bile, ileri sürülecek herhangi bir çözüm yolu tek başına kabul olunamayacaktır. Öteden beri Trakya'daki komutanın da kararının böyle olduğu söylenmekte idi. Ama son zamanlarda komutan Cafer Tayyar Bey, yabancıların verdiği güvence üzerine, yapılan çağrıyı kabul ederek İstanbul'a gitmiş; ancak dönüşünden sonra durumu bize bildirmişti. Anlaşıldığına göre, Doğu Trakya'nın yalnız başına varlığını koruyamayacağı, ancak Batı Trakya ile birleşerek bir yabancı yönetimle yaşayabileceği yolunda düşünceler aşılanmış... Her halde içgücünü kıracak birtakım propagandalar yapılmış.

Cafer Tayyar Bey İstanbul'da iken tümen komutanlarından Muhittin Bey, İstanbul'dan Kolordu Komutanlığına atanmış. Cafer Tayyar Bey'in Trakya'ya dönmesine izin verilmiş. Cafer Tayyar Bey, İstanbul'daki ilgililerle görüştükten sonra, Muhittin Bey önermişse de, artık kolordunun komutanlığını üzerine almamış, Muhittin Bey'in üzerinde bırakmış. Böylece Trakya'nın alınyazısı, İstanbul siyasal çevrelerinin etkisine bırakılmış.

Baylar, Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman Trakya'da Birinci Kolordunun konuş durumu şöyle idi:

Kolordu karargâhı Edirne'de;

60'ıncı Tümen Keşan, Edirne, Uzunköprü bölgesinde;

55'inci Tümen Tekirdağ bölgesinde;

49'uncu Tümen Kırklareli (Eski adı: Kırkkilise.) bölgesinde.

Yunan ordusu Anadolu'da, Batı Cephesinde yaptığı genel saldırıda başarı elde ettikten sonra, 20 Temmuz 1920'de Tekirdağ'a bir tümen çıkardı. Tekirdağ bölgesinde çok dağınık bir durumda bulunan 55'inci Tümen toplanmaya vakit bulamadan Yunan tümeni Edirne doğrultusunda yürümeye başladı.

Batı Trakya'dan, Meriç'i geçerek, saldırmak isteyen Yunan kuvvetleri, o bölgedeki 60'ıncı Tümene komuta eden Cemil Bey'in (İçişleri Bakanı Cemil Bey) ve 15 Hazirandan başlayarak kuvvetleriyle Edirne'ye gelmiş bulunan ve Edirne-Karaağaç istasyonu arasında çetin savaşlar yapmış olan Şükrü Naili Bey'in (Şükrü Naili Paşa) uyanık davranmaları ve direnmeleri üzerine durduruldu ve ilerlemesi önlendi.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 13:30

Trakya'daki Kolordumuzun Askerlik Gereklerini Yapamamasının ve Yurtseverlik Namusunu Yerine Getirememesinin Tek Sorumlusu Cafer Tayyar Paşa'dır


Edirne doğrultusunda serbestçe ilerlemekte bulunan düşman tümenine karşı, bütün Birinci Kolordu kuvvetlerini toplayıp önlem alacak komutanın, Kolordu Komutanı Muhittin Bey'in ne yaptığını bilmiyorum. Yalnız elde ettiğim bilgiye göre, Cafer Tayyar Bey kendi kuvvetleriyle ilişki kurmayarak Havza yakınlarında atla dolaşırken düşmana tutsak olmuştur.

Ondan sonra komuta ve yönetimden yoksun kalan Birinci Kolordumuz büsbütün dağıldı. Birliklerin bir kısmı tutsak oldu ve bir kısmı da Bulgaristan'a sığındı. Sonuç olarak, Trakya baştan başa Yunanlıların eline geçti. Ne yazık ki, Birinci Kolordu Komutanından ulusun istediği ve beklediği sağgörünün, uyanıklığın ve özverinin belirtisini göremedik.

Baylar, Trakya'nın özel ve güç durum ve koşul içinde bulunduğu kuşkusuzdu. Ama, bu özellik ve güçlükler, hiçbir zaman Trakya'daki kolordunun askerliğin gereklerini ve yurtseverlik ödevini yapmasına engel olamazdı. Eğer bu yapılmamış ise, ulus ve tarih karşısında bundan tek sorumlu Cafer Tayyar Paşa'dır. Tarihte, bütün bir yurdu çok üstün düşman kuvvetleri karşısında, son avuç toprağına değin karış karış, yiğitçesine ve namuslucasına savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu o nitelikte bir ordudur. Yeter ki ona komuta edenlerde, komuta edebilmek niteliği bulunsun!

Baylar, komutanlar, askerlik görev ve gereklerini düşünürken ve uygularken, kafalarını siyasal düşüncelerin etkisi altında bulundurmaktan sakınmalıdırlar. Siyasal durumun gereklerini düşünen başka görevliler bulunduğunu unutmamalıdırlar.

Komutanların, buyruklarına verilen ulus çocuklarını, ülke araçlarını düşmana, ölüme sürerken düşünecekleri tek nokta; ulusun kendilerinden beklediği yurt görevini ateşle, süngü ile ve ölümle yapmak ve sonuçlandırmaktır. Askerlik görevi ancak bu anlayış ve inançla yapılabilir. Lafla, siyasayla, düşmanın aldatıcı sözlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz. Komutanlık görev ve sorumluluğunu yüklenecek kadar omuzlarında ve özellikle kafasında güç bulunmayanların acı sonuçlarla karşılaşmalarından kaçınılamaz.

Baylar, bir komutanın tutsak olması da özürlü görülebilir; ancak, askerlik görev ve gereklerini yapıp uygulamakta elindeki kuvveti sonuna dek, son süngü ve son soluğa dek kullandıktan sonra kanını akıtmak fırsatını bulamaksızın düşman eline düşerse ...

Baylar, bütün ordusu, üstün düşman ordusu karşısında yenilip kendiliğinden geri çekilirken, kılıcını çekip tek başına atını düşman başkomutanının çadırına sürerek ölüm arayan Türk komutanları görülmüştür.

Bir Türk komutanının ordusunu kullanmaksızın, herhangi bir kötü rastlantı ve mutsuzluk sonucu da olsa, düşmana tutsak olmasını biz özürlü görsek de tarih bunu hiç bağışlamaz ve bağışlamamalıdır. Türk Devrim tarihinin gelecek kuşaklara ileteceği sözler ve uyarmalar işte budur!



Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 13:31

İkinci Konya Ayaklanması


Saygıdeğer baylar, Anadolu ortasında çıkartılan iç ayaklanmaların Yunan ordusu karşısında bulunan kuvvetlerimiz ve yaptığımız düzenleme üzerinde kötü etkileri, düşmanlarca umulan sonucu vermedi. Savunma kuvvetlerimiz üzerinde doğrudan doğruya etki yaparak cephemizi yıkma amacını güden çeşitli eylemlerle birlikte cepheye yakın bölgelerde de halkı ayaklandırmak, düşmanların önem verdikleri bir sorun idi. İstanbul bu yolda öteden beri çalışmakta idi. Zeynelâbidin Partisinin Konya ve dolaylarında çıkartmaya çalıştıkları ayaklanma, artık 1920 yılı Ekim ayı başında ortaya çıktı.

Delibaş adında bir haydut, beş yüz kadar asker kaçağını başına topladı. 2-3 Ekim 1920 gecesi Çumra'yı bastı. 3 Ekim sabahı da Konya'ya girdi ve hükümete el koydu. Konya Valisi Haydar Bey ve Komutan Avni Bey (milletvekili Avni Paşa) Konya'da bulunan pek az sayıda er ve jandarma ile Alâettin Tepesinde, ayaklananlara karşı, anılmaya değer bir yiğitlikle savunmada bulundular. Ama, ayaklananların çokluğu ve her yönden saldırmaları karşısında onların eline düştüler.

Gene o günlerde Beyşehir ve Akşehir ilçelerinde görevli olarak dolaşan asker kurullarımızı, oralardaki ayaklananlar görev yapmaktan alıkoydular, Ilgın ilçesinin Çığıl Köyü yakınında toplanan üç yüz kadar ayaklanıcı da öğüt vermeye giden kurula ateş etti. Ayaklananlar, Konya güneyinde Karaman ilçesinde de toplanmaya başladılar. Karapınar, ayaklananların eline düştü.

Baylar, bu ayaklanmalara karşı Afyonkarahisar'dan ve Kütahya'dan gönderdiğimiz Derviş Bey (Kolordu Komutanı Derviş Paşa) komutasındaki kuvvetler, Konya kuzeyinde, Meydan İstasyonu yakınında ayaklananlarla karşılaştı. Ankara'dan da bir süvari alayı ve bir dağ topu ile, o zaman İçişleri Bakanı bulunan Refet Bey komutasında gönderilen kuvvet, Meydan İstasyonundan ilerleyen Derviş Bey kuvveti ile birleşti. Adana Cephesinden de bir kuvvet, Karaman'a doğru gönderildi.

Konya üzerine yürüyen kuvvetler, ayaklananlarla birkaç çarpışmadan sonra 6 Ekim 1920'de Konya'yı kurtardı. Oradan kaçan ayaklanıcılar Koçhisar, Akseki, Bozkır ve Manavgat yönlerine doğru gittiler.

Ayaklanıcıların başka bir parçası da Afyonkarahisar'la Konya arasında, Kadınhan ve Ilgın'ı ele geçirdiler. Bu bölgeye de Batı Cephesinden Yarbay Osman Bey komutasında bir kuvvet gönderildi. Osman Bey birliği Ilgın, Kadınhan, Çığıl ve Yalvaç'taki ayaklanmaları bastırdı. Güneyden gelen kuvvetimiz Karaman'ı kurtardı.

Ayaklanma bölgesinde, ayaklanıcıları tepelemeyi başaran kuvvetlerimiz, Bozkır, Seydişehir ve Beyşehir'i de ayaklanıcılardan temizledi. Her yerde, ayaklanıcıların döküntülerinden kimileri bize sığındılar, kimileri de Antalya ve Mersin yönlerine doğru kaçtılar. Delibaş, Mersin bölgesinde Fransızlara sığındı.

Saygıdeğer baylar, Yeşil Ordu örgütünden söz ederken açıklamıştım ki, düşmana karşı kurulacak kuvvetler konusunda karşıt iki görüş çarpışmaya başlamıştı. Bizim tuttuğumuz düzenli ordu kurma görüşüne karşıt olarak, "milis" diyebileceğimiz bir çeşit örgüt kurma görüşüne genel bir akım vermek için çalışılıyordu. Reşit, Ethem ve Tevfik kardeşler, Kütahya yakınında "Kuvayi Seyyare" (Gezici Kuvvetler) adı altında ellerinde bulunan kuvvete dayanarak bu akımın başında ve çok ateşli bir biçimde çalışıyorlardı.


Cevapla
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir