2- İstanbul Hükümeti'nin TBMM Hükümetiyle Anlaşmak İstemesi

Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 14:15

İzzet ve Salih Paşalar Ankara'da


Beklemekte bulunan trenle yola çıkıldı. 6 Aralık 1920'de Ankara'ya geldik. İstanbul Kurulunu, istekleri dışında alıkoymuştum; ama bunu kamuya duyurmayı yararlı bulmadım. Çünkü, İzzet ve Salih paşalardan ve öbür kişilerden ulusal hükümet işlerinde yararlanmayı düşünerek onurlarını korumak istedim.

Bu amaçla, Ankara'ya gelir gelmez basına verdiğim resmi bildirimde, söz konusu kişilerin, Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile görüşmek gibi bir nedenle İstanbul'dan çıktıklarını; ülkenin iyiliği ve esenliği uğrunda daha verimli ve etkili olarak çalışmak üzere bize katıldıklarını açıkladım.

Baylar, biz İzzet Paşa Kurulu ile Bilecik Ankara yolu üzerinde bulunduğumuz 5/6 Aralık 1920 günü Reşit Bey'den, Kütahya'ya vardığını ve ertesi günü Tevfik Bey'le görüşeceğini, Ethem Bey'in de oraya geldiğini bildiren, ama olumlu bir anlamı bulunmayan bir telyazısı aldım. Dört gün sonra da Reşit Bey'in, dönerken Eskişehir'den gönderdiği 9 Aralık günlü bir telyazısında: "Tevfik ile olan sorun iyi sonuca bağlanmıştır." denildikten sonra: "Ama, tanımak ve tanıtmak istediğimiz kişilerin yalın ve zamana uygun düşünememeleri ya da düşünemediklerine bin bir belirti konmuştur." sözleri eklenmişti.

Reşit Bey, Eskişehir'de Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya da, işin yola konulduğunu, haberleşmenin sağlandığı ve Simav Bölgesi Komutanının yerine gönderilebileceğini söylemiş idi. 9 Aralık 1920'de Ethem Bey'den aldığım şifre telyazısında da bu sorunu, İsmet Paşa'nın bile bile ve zamansız çıkartmış olduğu anlatılmak isteniyordu. Sözde almakta olduğu önlemleri ve yaptığı düzenlemeleri o zaman başyaverim bulunan Salih Bey'e de olduğu gibi bildirdiği açıklanıyordu. Benim, kuruntuya düşürüldüğümü kanıtları ile öğrendiğini yazıyordu.

Ondan sonra birtakım inan verici sözlerle, Kuvayi Seyyareden olup Maden'den geri dönerken Genelkurmayın buyruğu ile Güney Cephesine gönderilen bir birliğin kendi kuvvetlerine katılmasını Kuvayi Seyyare giderlerinin Fuat Paşa zamanında gezici jandarma örgütü giderleri gibi bütçeye konulduğundan söz ederek daha çok para elde etmek istediği görülüyordu.

Ben üç gün sonra buna verdiğim inan verici yanıtta: "Son günlerin eylemli belirtilerinin beni kuruntuya değil ama, duraksamaya düşürdüğünü açığa vurabilirim." dedikten sonra: "... Genel durumumuzun uyum ve düzenini bozmakta hiç kimseye göz yummayınız." diye yazdım.



Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 14:17

Ethem ve Kardeşleri Zaman Kazanmak İçin Bizi Aldatmaya Çalışıyorlar


Gerçekte sorun çözülememişti. Yapacağım açıklamalardan anlaşılacaktır ki, Ethem Bey ve kardeşleri zaman kazanmak için bizi aldatmaya çalışıyorlardı. Amaçları, elden geldiği ölçüde yeniden kuvvet toplamak; Düzce'de bulunan Sarı Efe kuvvetlerinin ve Osmaneli'nde bulunan Gökbayrak Taburunun kendilerine katılmasını ve Demirci Efe'nin de kendisiyle birlikte ayaklanmasını sağlamak; bir yandan da cephe komutanlarını düşürmek ve ordu subaylarıyla erlerinin kendilerine karşı koymamaları için propagandaya fırsat bulmak istiyorlardı.

Gerçekten, Simav ve Bölgesi Komutanı, Simav'a gitmek için Kütahya'dan geçerken, Ethem ve Tevfik beyler durdurmuşlar ve kendi buyrukları altında, gösterecekleri yerde çalıştırmak üzere Kütahya'da kalmasını buyurmuşlardır. Bu buyruklarının uygun görüldüğünün bildirilmesini de 10 Aralık 1920'de Cephe Komutanlığından dilemişlerdir. Görülüyor ki, "her şey yoluna girdi" denilmesine karşın, başlangıçtaki baş kaldırma durumu olduğu gibi duruyordu.

Ethem Bey, Konya, Ankara, Haymana da içinde olmak üzere her yana, ellerinde özel şifreler bulunan birtakım görevlileri "bağlantı subayı" adıyla göndererek yeniden silah ve hayvan toplamaya başladı. Bunlara verilen görevin ve hükümet görevlilerine yapılan bildirimlerin niteliği anlaşılmak üzere örneğin, 7 Aralık 1920'de Ankara kuzeyinde Kalecik kaymakamına yazılan yazıyı olduğu gibi okuyayım:
Kütahya, 7 Aralık 1920

Kalecik İlçesi Yüce Kaymakamına


Kuvayi Seyyare birlik komutanlarından olup aşağıda kimliği yazılı İsmail Ağa, yüce ilçeleri içinde Kuvayi Seyyareden olup izinli ve izinsiz savaşçıları toplamak, yeniden silah ve hayvan sağlamak ve bize katılacak yurtseverleri alıp getirmek üzere görevli olarak Kalecik'e gönderilmiştir. Kendisine gerekli her türlü yurtsal kolaylığın gösterilmesini ve yardımın yapılmasını rica eylerim efendim.

Umum Kuvayi Seyyare ve Kütahya Bölgesi Komutanı
Ethem
Batı Cephesi Komutanının, Kuvayi Seyyare Komutanlığından, elinde bulunan cephane sayısını ve son Gördes Savaşında ne sayıda topçu cephanesi harcandığını sorması üzerine Kuvayi Seyyare Komutan Vekili Tevfik imzasıyla 11 Aralık 1920'de: "... Bu yazışınızdan bize güvenmediğinizi anlıyorum. Cephane ne yenir, ne içilir, ancak düşmana atılır. Bu güven işi akla geliyorsa, cephane göndermeyebilirsiniz." yolunda karşılık verilmekte idi. Baylar, burada ufak bir noktaya dikkatinizi çekeyim.

Görüyorsunuz ki, Ethem Bey cephede ve kuvvetinin başında olmasına karşın Tevfik Bey yine vekil olarak yazışmalar ve işlemler yapıyor. Bir tek kuvvet üzerinde, eşit yetkide iki komutan.... Cephe Komutanı, 13 Aralıkta, sorulan sorunun ve alınan yanıtın örneklerini bilgi için bana göndermişti. Hükümetçe anahtarı olmayan şifreler ve özel şifreler kullanılması genel olarak yasak edilmişti, Oysa, Ethem Bey'in özel görevlileri ve milletvekilleri arasındaki kimi arkadaşları, bu yasağa uymaksızın şifre yazışmaları sürdürmekte idiler.

Elbette bunlara engel olundu. Bunun üzerine Ethem Bey, İsmet Paşa'ya 13/14 Aralık 1920 günü başvurarak: "Birtakım eksiklerimiz ve bunun gibi şeyler için Ankara ve Eskişehir Kuvayi Seyyare bağlantı subaylarına çekilen tellerin durdurulmakta olduğu anlaşılmıştır. Haberleşmelerimizin yasaklanmasına ya da güçleştirilmesine ilişkin işlemlerin durdurulması iyiliğinde bulunmanızı rica ederim." diyordu. Oysa bağlantı subaylarının açık haberleşmeleri yasaklanmamıştı. Yasak edilen, özel şifre ile haberleşme idi.

Özellikle Ethem Bey'in söz konusu ettiği Ankara ve Eskişehir'deki subayların hiçbir haberleşmesi yasaklanmamış ve bu subayların Ethem Bey'e herhangi bir yakınması olmamıştı. O günlerde Eskişehir'de çektirilmeyen özel bir şifre vardı. Ama, o, Ethem Bey'in komutan ve milletvekili diye imza atan bir arkadaşının şifresi idi. Onun için İsmet Paşa, Ethem Bey'e verdiği yanıtta,bu işi kendisine duyuranın kim olduğunun bildirilmesini istemişti.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 14:20

Çerkez Ethem Hükümetin Yasalarını Tanımıyor

Baylar, başlı başına dikkati çeken bir işlemi de burada söyleyeyim. O günlerde Kütahya'da Mutasarrıf (İlçe ile il arasında bir yönetim birliği olan sancağın en büyük sivil memuru) Vekili "Kadı (Hâkim, yargıç) Ahmet Asım Efendi" adında bir kişi bulunuyordu. Kütahya'da "Mevki Komutanı" sanı ile Ethem Bey'in atadığı Abdullah Bey adında da biri vardı. Bu komutan, asker kaçağı erlerin ailelerinden kimilerini başka yerlere sürülmek üzere Kütahya Mutasarrıf Vekili Ahmet Asım Efendi'ye gönderir.

Mutasarrıf Vekili, sürgün etme işlemini son yasa gereğince İstiklâl Mahkemesinin yapabileceğini bildirerek, ilgili yazıyı Komutanlığa geri gönderir. Bunun üzerine Mevki Komutanı, Mutasarrıf Vekilini geceleyin yanına getirtmeye kalkar. Mutasarrıf Vekili geceleyin işi olduğundan sabahleyin görüşebileceğini bildirir. Komutanın gönderdiği erler Mutasarrıf Vekilinin konağının kadınların oturduğu bölüme açılan kapısını kırarak zorla içeri girip onur kırıcı bir biçimde kendisini alırlar ve götürürler.

Sorguya çektikten sonra o gece silahlı kimselerle on dört saat uzakta bulunan Kuvayi Seyyare Komutanlığına götürürler. Ondan sonra da Kütahya'dan çıkarıp uzaklaştırırlar. Kadı olması ve Mutasarrıf Vekili bulunması dolayısıyla, birkaç bakanlığın büyük bir görevlisi olan bir kişiye yapılan saldırı ve işlem elbette doğrudan doğruya hükümete yöneltilmiş bulunuyordu. Bu olay üzerine Meclis'te gensoru açıldı. İlgili bakanlıklar, Cephe Komutanlığından, olay suçlularının Askeri Mahkemeye verilmelerini istediler.

Cephe Komutanlığının Kuvayi Seyyare Komutanlığına, soruşturma yapılması ve sonucunun bildirilmesi için yazdığı tele 19 Aralık 1920'de Umum Kuvayi Seyyare ve Kütahya Bölgesi Komutan Vekili Mehmet Tevfik imzasıyla gelen yanıtta : "Abdullah Bey her ne yapmış ise verdiğim kesin buyruk üzerine yapmıştır. Ve yapmak zorunda idi. Bu işin gerekçesi ilgili bakanlıklara bildirilmişti... Adı geçenin dönmesine kesin buyruk verildiği yüce katınızdan bildiriliyor. Geri dönerse... ne yapıp yapıp asacağım..." deniliyordu.

Baylar, ulusun vekillerinin buyruğuyla yeniden görevine başlatılması istenilen bir görevlinin asılacağının bildirilmesi elbette ilke, yasa ve hükümleriyle bağdaştırılamazdı.13 Aralık 1920 günü Ethem Bey, Ankara'da kardeşi Reşit Bey'le makine başında telgrafla açık olarak uzun uzadıya görüştü. Bu görüşmelerin özeti şu idi. Ethem Bey: "Konuyu ne yapıp yapıp Meclis'te görüşme konusu ettiriniz.

Sarı Efe denilen Edip'in, kendi birliği ile Gökbayrak Taburuna katılması için haber gönderiniz. Meclis kararı ile komutanları çektiriniz. Meclis kararı ile olamazsa bir yolunu bulup bunu sağlayınız." diyor. Ayrıca: "Patlatacağı bombaları ta İngilizlerin işiteceğini ve bunun patlamasının pek yakın olduğunu" söylüyor. Reşit Bey'in verdiği yanıtlar arasında da dikkati çeken şunlar vardı:"Kuvayi Seyyarenin düşmanla savaşmamasını, bunu tümenlere bırakmasını ve Edip'le doğrudan doğruya haberleşmesini, buna engel olunursa Cephe Komutanı ile yeniden ilgiyi kesmesini" söylüyordu.

Reşit Bey, bu yazışmaları olduğu gibi bana gönderdi. Kendisi yanıma gelmedi. Aslında Eskişehir'den Kütahya'ya gidip döndükten sonra hiç yanıma gelmemişti. Kendisini yanıma getirttim. Ne istediklerini sordum. "Cephe komutanlarını değiştiriniz." dedi. "Yerine koyacak adamlarımız yoktur." dedim. "Beni atayınız, ben daha iyi yaparım." dedi. "Cephe komutanlarını değiştirmek önemli bir iştir. Genel durumumuzu sarsar. Böyle bir öneriyi kabul etmek kolay ve uygun değildir." diye yanıt verdim.

Yine o gün, 13 Aralık 1920'de Ethem Bey'e de çektiğim bir telde, Reşit Bey'le makine başındaki yazışmalarını okuduğumu söyledikten sonra, işin Meclis'te resmî olarak söz konusu edilip görüşülmesinin ve Edip'in yerinden oynatılmasının uygun olmadığını bildirdim. O gün Ethem Bey verdiği yanıtta, işin önemli olduğunu bildirerek komutanlara karşı sözler söylüyordu.

Baylar, Etem ve kardeşleri cephede bulunan komutanları beğenmiyorlar ve onların buyruklarına uymuyorlar. Bakanlıkları ve hükümeti tanımıyorlar. Yalnız sözde benim buyruklarıma uyuyorlar ve Meclise de kendi isteklerine göre iş yaptıracaklarını umuyorlar. Bana ve Meclis'e karşı uysal görünerek büyük bir çaba ile hazırlıklarını bitirmeye çalışıyorlardı. Ethem Bey, 18/l9 Aralık günlü bir teliyle de yine Edip'in, birliği ile kendisine katılmasının sağlanmasını benden rica ediyordu. İsteğini haklı göstermek için de diyordu ki:

"Anadolu'daki hareketlerinin bastırılması sırasında durum gereği, Biga bölgesinde bıraktığım ve sonradan Düzce'ye geçici olarak gönderilen, Birinci Kuvayi Seyyare'ye bağlı Edip Bey ve büyük çoğunluğu İzmir ve dolayları gönüllülerinden olan 250 süvari, 200 piyade, bir dağ topu takımı, iki makineli tüfek, 30 kişilik karargâh süvarisinden meydana gelen birliğimizden İzmir sınırına yaklaşmamız dolayısıyla, elbette daha çok yararlanılacaktır. Ayrıca sürekli isteklerde bulunulduğundan ve Edip Bey o bölgede güvenliğin tam olarak sağlandığını bildirdiğinden, bu görevin uygun görülecek başka birlikçe teslim alınması ve Edip Bey'in, birliği ve savaş araçlarıyla Kuvayi Seyyareye katılması için gerekenlere buyruklarınızı rica eylerim."

Baylar, bu telyazısında ileri sürülen düşüncelere en toy ve yalınkat birinin bile inanacağı kabul olunabilir mi? Kütahya'da bulunan bir kişi, bana İzmir sınırına yaklaşmaktan söz ediyor. Düzce ve dolaylarında durumun güvenilir nitelikte olduğunu benden daha iyi haber alıyor. Edip Bey Birliğinin kuvvetini ayrıntılarıyla saydıktan sonra bu birliğin savaş araçlarıyla birlikte kendisine katılması ricasını kabul edebileceğimi sanıyor.

Bu tel üzerine, 19 Aralık 1920'de Düzce'de birlik komutanı Edip Bey'e özel olarak yazdığım telde, Ethem Bey'in istediğinden ve kendisinin de bunu dilediğini bildirdiğinden söz ettikten sonra birliğin o bölgede kalmasının kesinlikle gerektiğini de bildirdim.

Edip, 19/20 Aralık 1920 günü verdiği yanıtta, birliğinin o bölgede kalmasının zorunlu olduğunu bildirdi. Buna birliğindeki adamların Kuvayi Seyyareye eşit ödenek verilerek çalıştırılmalarının sağlanması dileğini eklemek fırsatını da kaçırmamıştı.

Baylar, Ethem ve arkadaşları Ankara yakınında Haymana'da da ayrıca bir kuvvet toplamaya giriştiler. Hırsızlıktan Ankara'da tutuklu iken daha sonra salıverilen Van sığınıklarından Musa Bey oğlu Abbas adında biri, elinde bir belge, beş on kişi ile Haymana dolaylarında adam toplamaya başladı. Bu adam,19 Aralıkta yakalanabilmiş ve Ankara İstiklal Mahkemesine verilmişti. Bunu yakalamak ve adamlarını dağıtmak için özel ve çabuk bir düzenlemede bulunmak gerekti.

Bu amaçla Haymana'ya gönderilen özel bir kuvvet, şimdi milletvekili bulunan Recep Zühtü Bey komutasında yollanmıştı. Recep Zühtü Bey, Abbas'ı üç arkadaşıyla yakalandıktan sonra önemli bir saldırıya uğrayacağını iyice kestirdiği için, tutukluları, yolunu değiştirerek Polatlı üzerinden trenle Ankara'ya getirmek zorunda kalmıştı.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 14:22

Demirci Efe de İşe Karışıyor

Baylar, Demirci Efe, Ethem Bey'le haberleştikten sonra özel bir durum aldı. Bu anlaşılır anlaşılmaz, Güney Cephesinde bulunan Refet Bey komutasındaki süvariler hemen Demirci Efe üzerine gönderildi. 15/16 Aralık 1920'de Dinar yakınında İğdecik köyünde bir gece baskını ile Efe'nin kuvvetleri dağıtılmış; kendisi beş on kişiyle kaçmış. Efe, çok sonra sığınarak bağışlanmıştır.

Baylar, Reşit Bey, 20/21 Aralık gecesi evinde, dört kişiye, ordu birlikleri ile Kuvayi Seyyare arasında bir çarpışma olduğu zaman, subay ve özellikle erlerimizi ayartma görevi veriyordu. Bu dört kişi şunlardı: Yeni Dünya gazetesinde çalışan Hayri, Arif Oruç'un kızkardeşinin oğlu Nizamettin, Mareşal (Müşir) Fuat Paşa'nın oğlu Hidayet ve arkadaşı Şükrü beyler. Bunlar 21 Aralıkta trenle Eskişehir'e gittiler.

Yanlarında Ethem Bey'in kâtibi olan birisi de vardı. Bunlardan biri, tren kalkmadan önce, gizlice istasyondaki konutuma gelip bana durumu bildirdi. Bu adam propagandayı düzenlemek ve yürütmekle görevli imiş. Başkanları Hidayet Bey imiş. Para harcama yetkisi de onda imiş. Haberi veren kişi, yalnız olarak Kütahya'ya gidecek, Ethem Bey'den yönerge aldıktan sonra Eskişehir'e dönecekti. Ötekiler Eskişehir'de bekleyeceklerdi.

Ben, bu adama: "Biz Ethem Bey'le kardeşlerine sevgi besliyoruz. Onlar, boşuna telaşa düşüyorlar. Bu girişimlerinden üzüntü duydum. Ama Ethem Bey'in orduyu karıştırmak için vereceği yönergeyi bilmek isterim." dedim ve arkadaşlarıyla birlikte kendilerini, eylemlerinde serbest bıraktım.

Eskişehir'de İsmet Paşa'ya, Afyonkarahisar'da Fahrettin Paşa'ya bilgi verdim ve bu adamların izlenmeleri gerektiğini bildirdim.

Haberi getiren adamın doğru bilgi verdiği daha sonra edimli olarak tanıtlanmıştır.

Baylar, Kâzım Paşa, Reşit Bey'le birlikte Kütahya'da Ethem ve Tevfik beylerle buluşup konuştuğu zaman, Ethem Bey'in sözlerinden kimi dikkate değer noktaları bana şöylece özetlemişti:

1- Ankara'daki hükümet, amacı gerçekleştirecek yetenek ve güçte değildir. Bu hükümete karşı uyuşuk davranmamız doğru olmaz.

2- Edimli girişimimizi kötüye yoracaklardır. Ama sonunda, başarıya ulaşırsam, herkes bana hak verecektir.

3- Refet Bey'le aramızda bir onur sorunu vardır. Mustafa Kemal Paşa, Refet Bey'in onurunu yeğliyor, bizimkini ise kırıyor. Ne olursa olsun, Refet Bey'i önüme katarak Ankara'ya değin kovalamak isterim; ölürsem de bu yolda öleyim.

4- Biz, çoktan bu işi yapardık. Ama Reşit'in Ankara'da Meclisteki durumu bizi yanıltmıştır, Meclis'in ne önemi ve niteliği vardır?


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 14:23

Reşit Orduyu Yanıltmaya Çalışıyor


Kâzım Paşa, bu düşünceleri dinledikten sonra: "Türkiye'nin, Batı Cephesinden başka, doğuda, güneyde, merkezde de orduları vardır. Bu orduların başında ve içinde çok değerli ve çok güçlü komutanlar ve subaylar vardır. Bütün bunlarla birlikte bir ulus vardır." diyerek kendilerini yatıştırmaya ve ılımlı bir duruma getirmeye çalışmıştı.

Baylar, Reşit Bey, Meclis'te düşüncelerini aşılıyor ve coşkulu girişimlerde bulunuyordu. Bir gün, Meclis'te, kırk elli kadar milletvekili toplanmış. Bunların cephe ile ilgili kimi kuşkuları varmış. Hükümet üyelerini çağırarak durumu anlamak istiyorlarmış. Bolu Milletvekili olan rahmetli Yusuf İzzet Paşa, bu durumu ve toplanan milletvekillerinin dileğini bir mektupla bana bildirdi.

Ben Bakanlar Kurulu toplantısındaydım. Bakanlar Kurulu: "Böylece toplanan milletvekillerinin herhangi bir şeyi sormak için hükümeti çağırması yönteme uygun değildir, kabul edemeyiz." dedi. Ben, bu kararı, yine Yusuf İzzet Paşa aracılığıyla duyurmakla birlikte, kendi düşüncem olarak şunları da ekledim: "Siz milletvekilisiniz, ben de başkanınızım, Herhangi bir konu üzerinde benimle görüşmek isterseniz, seve seve kabul ederim." Verdiğim karşılığı Yusuf İzzet Paşa, toplantıda bulunanlara bildirdiği zaman Reşit Bey ayağa kalkarak: "Baylar! Bu karşılık, 'Göğsünüzü kapayın!' demektir. Biliyorsunuz ki, askerlerin göğüslerinin kapalı bulunması sıkıdüzen (zaptürapt) gereğidir." demiş.

Reşit Bey'in: "Başkan bizi askerce sıkıdüzen altına almak istiyor." demek istediği anlaşılıyor.

Söz konusu toplantıyı düzenleyen, elbette Reşit Bey'le kimi arkadaşları idi.

Reşit Bey, Ankara'da bulunan İzzet Paşa kuruluyla da yaptığı buluşma ve konuşmalara dayanarak, "paşalar, İzmir'i, İstanbul'u kurtararak barış yapılabileceğini söylemek üzere geldikleri halde, kendilerinin tutuklandıkları" yolunda bir akım da uyandırmıştı.

22 Aralık 1920 günü, Reşit Bey ile bakanlardan ve milletvekillerinden on beş kadar arkadaşı hükümet konağındaki odama çağırdım. Bu arkadaşlar arasında Celâl Bey, Kâzım Paşa, Eyüp Sabri Bey, Adnan Bey, Vehbi Bey, Hasan Fehmi Bey, İhsan Bey, Kılıç Ali Bey, Yusuf İzzet ve Emîr paşalar vardı. Fevzi Paşa Hazretleri de bulundu. Toplantıya gelenlere, sözü edilen konunun bütün geçmişini, gereken belgeleri de göstererek açık bir biçimde anlattım.

Reşit Bey, söylediklerimin hiçbirini yadsımadı (inkâr etmedi). Düşman saldırısına karşı tek kuvvetin, Ethem Bey'in kuvveti olduğunu ve bizim kurduğumuz tümenlerin çil yavrusu gibi dağılacaklarını söyleyerek, ne yapıp yapıp Ethem Bey kuvvetini artırmak ve desteklemek gerektiğini bildirdi. Karşılık olarak dedim ki: "Ethem Bey'in etkisi altında olan kuvvetin sayısı en çok, bin iki yüz, ya da iki bin olabilir. Bu artırılırsa düzensizlikten dağılıp Ethem Bey'in yıkımına yol açar. Ne olursa olsun, ülke alınyazısının kişilere bağlı kuvvetlere değil, ancak Büyük Millet Meclisi'nin yasalarına bağlı düzenli birliklere bırakılması gereklidir. Kuvayi Seyyare, belli bir kadro içinde verilen buyruklara tam uyma ve söz dinleme koşulu ile yararlı olabilir."

Reşit Bey, ileri sürülen gerçekleri uygun buluyormuş gibi davrandı. Bunun üzerine, son bir deneme olmak üzere, Reşit Bey'in kimi arkadaşlarla birlikte kardeşlerinin yanına gidip öğüt vermesi kabul edildi.

Bundan sonra, işin bir çözüme bağlanması için şimdiye değin yaptığım kişisel girişimlere son vereceğimi de (öğüt vermeye gidecek) kurula söyledim. Kurul Kuvayi Seyyareye, hükümetin son ve kesin istekleri olmak üzere şunları bildirecekti:

1- Kuvayi Seyyare, öbür birlikler gibi buyruk ve komutaya tam uyacak ve yasa dışı her türlü taşkınlıklardan çekinecektir.

2- Kuvayi Seyyare, gücünü artırmak için, kendiliğinden hiçbir yerde hiçbir yolla adam toplamayacak ve bu amaçla gönderdiği adamların çalışmalarına hemen son verecektir. Er gereksemesi, başka birlikler gibi, başvurma üzerine cephe komutanlığınca sağlanacaktır.

3- Kuvayi Seyyare, kaçaklarını yakalatmak için doğrudan doğruya adam görevlendirip göndermeyecek; kaçakları, öteki birliklerde olduğu gibi, cephe komutanlığınca izletilecek ve yakalattırılacaktır.

4- Kuvayi Seyyare'nin, kendi adamlarının ailelerine bakmak üzere, kimi yerlerde bulundurduğu bağlantı subaylarının kim oldukları hükümetçe bilinecek ve bu subayların elinde bulunan şifrenin bir örneği de bize verilecektir.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 14:39

Çerkez Ethem'e Bir Öğüt Kurulu Gönderiliyor


Bu koşullar yerine getirilirse Kuvayi Seyyare, şimdiye dek olduğu gibi, belli bir kadro içinde görevini sürdürecektir.

Reşit Bey'le birlikte Celâl, Kılıç Ali, Eyüp Sabri, Vehbi beyler, 23 Aralıkta, öğleyin Ankara'dan yola çıkarak 24 Aralık günü öğleden sonra saat 4.45'te Kütahya'ya vardılar.

Baylar, Ethem ve Tevfik beylerin, Cephe Komutanının bilgisi ve onayı olmaksızın, bölgelerinde bulunan ordu birliklerini cepheye dağıtarak, Kuvayi Seyyarenin ağırlıksız erlerini Gediz'de, Pehlivan Ağa birliğini de Kütahya'da toplamış olduklarını haber aldım. Bunun üzerine 25/26 Aralık 1920'de, Kütahya'daki Celâl Bey ve arkadaşlarına çektiğim açık bir telde: "Böyle bir davranıştaki amaç ve anlamın ne olduğunu kesin olarak bilmek isterim. Bu konudaki düşüncenizin bildirilmesini makine başında bekliyorum." dedim.

Bu telin birer örneğini, İsmet, Refet ve Fahrettin paşalara şifre ile bildirip dikkatlerini çektim. (Öğüt vermeye giden) Kurul, ortak imza ile şu kısa karşılığı verdi: "Üzülmeyiniz, yanlış yorumlamayı gerektirir hiçbir davranış yoktur. Tevfik Bey yarın gelecek, hep birlikte görüşeceğiz. Sonucu ayrıntılarıyla bilginize sunarız." Ben bu karşılığı alınca, oradaki arkadaşların, ya gerçek durum bildirilmeyerek aldatılmakta oldukları ya da tutuklanarak istenildiği gibi yazı yazmaya zorlandıkları kanısına vardım.

Onun için, gerçek durumu anlamamış ve kısaca telleriyle verdikleri güvenceye (teminata) inanmış görünmek istedim. Bundan dolayı, (aldığım tele) yanıt olarak kendilerine: "Tevfik Bey'le görüşmelerinden sonra yurdun ve ulusun en yüksek çıkarını sağlayacak ilkeler üzerinde görüş birliğine varacaklarına kuşkum olmadığını; bana gelen haberleri dedikodu sayarak, hükümetçe hiçbir tedbir alınmasına gerek olmadığı yolundaki inancımı (hükümet üyelerine) anlatmayı başarabileceğimi; ancak içtenliği bozan durumun bir an önce ortadan kalkmış bulunduğu haberini beklediğimi; beni gönül kırıklığına uğratmamalarını" yazdım.

26/27 Aralık 1920'de yine (kurul üyelerinin) ortak imzaları ile gelen ayrıntılı bir açık telde önemli olarak şunlar vardı:

1- Güvenlik düzeni alındığına kuşku yoktur. Durumları, kendilerini savunmak içindir. Kendilerine karşı yığılan ve konulan kuvvetler ve yeni kurulan karakollar eski yerlerine çekilirlerse, bu önlemlerden de vazgeçeceklerdir.

2- Düşmanca davranışlarla karşılaşmadıkça, yurdun gelecekteki esenliği ve yüce kişiliğinize karşı besledikleri içten bağlılık dolayısıyla, her türlü çatışmadan sakınacaklarına en büyük antlarla söz vermişlerdir.

3- Kuvayi Seyyarenin Konya ve Alaca'da bulunan erleri ile, Teğmen Sadrettin Efendi komutasında gelmekteyken Fahrettin Paşa'nın tutuklattığı seksen kişinin ve Kuvayi Seyyare Birlik Komutanlarından Kürt İsmail Ağa ile, Kalecik'ten, kendi hısımları içinden, savaşa katılmak üzere askerlik çağı dışında bulunan kimselerden topladığı adamların Kuvayi Seyyareye katılmalarına engel olunmaması.

4- Kuvayi Seyyareye para verilmesi için Kütahya Mutasarrıflığına buyruk verilmelidir.

5- Karşılıklı güvenin gerçekten kurulması ve sürdürülmesi için Fahrettin ve Refet Beylerin cepheden uzaklaştırılması.


Bunlardan çıkan anlam nedir baylar? Oraya giden arkadaşlarımızın tümünün bu anlamı kavrayamayacakları düşünülebilir miydi? Öyle ise, biraz önce belirttiğim gibi, Kütahya'ya giden kurul gerçekten tutuklanmıştı. Bu yazılan şeyler, kendilerine zorla yazdırtılıyordu. Bunun böyle olacağını, kurul gitmeden önce biliyordum. Bu yüzdendir ki Reşit Bey, Kâzım Paşa'yı birlikte götürmek için üstelediği halde, görüşmeler sırasında bir rastlantıyla soluma oturan Kâzım Paşa'ya gitmemesi gerektiğini sezinletmiştim. Çünkü Kâzım Paşa'yı geçici olarak değil, temelli tutuklayıp imzasını kullanmaktan çok yararlanabilirlerdi.

O gece kendilerine şu yanıtı verdim: "Telinizi yarın Bakanlar Kuruluna sunacağım," Yine, 26 /27 Aralık gecesi Eskişehir'de Batı Cephesi Komutanı İsmet Beyefendi'ye de, şu şifre teli yazdım:
Kütahya'ya giden kurulun ayrıntılı telyazısını, olduğu gibi, aşağıda sunuyorum. Bunun temel noktalarını özetleyerek, makine başında Refet ve Fahrettin Beylere bildirmenizi rica ederim. Kurula makine başında verdiğim yanıtta: "Telinizi, yarın Bakanlar Kuruluna sunacağım." dedim. Yarın, sözü geçen Kurula, Bakanlar Kurulu kararıyla görevlerine son verildiğini, ivedilikle Ankara'ya dönmelerini bildireceğim. Ondan sonra, bu işin içyüzünü bütün ayrıntılarıyla Meclis'e açıklamak düşüncesindeyim.

Kuvayi Seyyareye karşı, İsmet ve Refet Bey kuvvetlerinin, bulundukları yerlerde toplu ve uyanık olmalarını ve alınmış bulunan genel önlemlere daha çok önem verilmesini ve dikkat edilmesini rica ederim. Ne olursa olsun, eylemli harekete onlar başlamadan, şimdilik başlanmaması düşüncesindeyim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kemal
Baylar, ertesi gün Batı ve Güney cephesine şu tel çekildi:
Şifre
27.12.1920

Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Birinci Şube Müdürlüğüne

Güney Cephesi Komutanlığı Karargâhı Birinci Şube Müdürlüğüne


Refet ve İsmet beyefendilere özeldir:

Kütahya'ya giden kurulun gönderdiği ayrıntılı tel, Bakanlar Kurulunda görüşülerek, aşağıdaki kararlar alındı. Bu kararlar, bu akşam açık telle Büyük Millet Meclisi Yüce Başkanlığından doğruca Kütahya'ya bildirilecek ve kurulun görevine son verilecektir. Buna göre gereken önlemlerin alınması ve bu konudaki düşüncelerinizin bildirilmesi rica olunur. (Genelkurmay Başkan Vekili Fevzi)

Harekât Şubesi Müdürü
Salih
27 Aralık 1920
Bakanlar Kurulu Kararı

Yurdun gerçek esenliği ve kurtuluşu için ordularda görüş birliğinin ve buyruklara yüzde yüz uyulmasının gerekliliğini her şeyden üstün sayan Bakanlar Kurulu, Büyük Millet Meclisi üyelerinden Celâl, Reşit, Eyüb Sabri, Vehbi ve Kılıç Ali beylerin Kütâhya'dan gönderdikleri 26/27 Aralık1920 günlü telyazısını ve bu konu ile ilgili olarak geçen olayları inceleyip görüştükten sonra aşağıdaki kararları almıştır:

1- Birinci Kuvayi Seyyare, bütün öteki ordu birlikleri gibi, kayıtsız koşulsuz Büyük Millet Meclisi'nin yasaları ile hükümetin koyduğu kurallara ve verdiği buyruklara uymak ve boyun eğmek zorundadır ve askerlik sıkıdüzeniyle bağlıdır.

2- Birinci Kuvayi Seyyare Komutanlığının askerlik görevleri, konuları ile ilgili bütün öneri ve düşünceleri ancak buyruğu altında bulunduğu komutanlığa ve bu komutanlık aracılığı ile gereken makamlara bildirilecektir.

3- Yukarıdaki kararları Genelkurmay Başkanlığı uygulayacaktır.

Mustafa Kemal

Fehmi --- Dinişleri Bakanı (Şeriye Vekili)
Fevzi --- Milli Savunma Bakanı
Ahmet Muhtar --- Dışişleri Bakanı
Doktor Adnan --- İçişleri Bakanı
Fevzi --- Genelkurmay Başkan Vekili
Ferit --- Maliye Bakanı


Kütahya'da Büyük Millet Meclisi üyelerinden Celâl, Reşit, Eyüp Sabri, Vehbi ve Kılıç Ali beylerin 26/27 Aralık 1920 günlü ayrıntılı tellerine, 27 Aralıkta yanıt verdim. Bunda, Bakanlar Kurulu kararını, olduğu gibi bildirdim ve dedim ki: "Buna göre, sizlerden istediğim özel görev sona ermiş olduğundan geri dönmeniz rica olunur."
28 Aralık 1920'de kuruldan aldığım tel olduğu gibi, şu idi:
Kütahya, 28.12.1920


Ankara'da Büyük Millet Meclisi Yüce Başkanlığına


Bakanlar Kurulu kararını bildiren buyruğunuzu akşam aldık. Gerçekte her birimiz, yurdun ve ulusun esenliği için buyruğunuza canla başla uyarak buraya geldik. Eskişehir'in ve buranın tutumunu ve durumunu gördük; uyuşmazlık konusu olan sorunu hiç yan tutmadan, tam doğrulukla inceledik ve irdeledik.

Görüşmelerin gidişini ve evrelerini, olduğu gibi bilginize sunduk ve içten inançlarımıza dayanarak işin çözüm yolunu, anladığımız gibi yazdık. Buna karşılık, bize bildirilen Bakanlar Kurulu kararının anlamını kavrayamadık. Tersine, yurdun esenliği ve mutluluğu ile ilgili dileklerimizin iyi karşılanmadığını gördük. Sorunun artık daha çok sürüncemede bırakılamayacağına inanmanızı rica ederiz.

Kılıç Ali Vehbi Eyüb Sabri Reşit Celâl
Bu tele şu karşılığı verdim:
Şifre, makine başında

Ankara, 28.12.1920

Kütahya'da Büyük Millet Meclisi Üyelerinden Celâl, Reşit, Eyüb Sabri, Vehbi ve Kılıç Ali Beylere


Y. 28.12.1920 şifreye:
Ülke ve ulusun esenliği yolunda bana karşı beslediğiniz içten duygulara gerçekten teşekkür ederim. Buradan ayrılmanızdan önce söz konusu sorunla ilgili bütün belgeleri göstererek yaptığım açıklamalar sonunda işi resmi olarak hükümete verirken sizlerden, oradaki arkadaşlara uygun olan yolu tutmaları gerektiğini anlatmak ve kavratmak üzere bu yolculuğun yorgunluklarına katlanmanızı rica etmiştim.

"Sorunun çözüm yolu" diye telyazınızda belirttiğiniz nokta, zaten burada da söz konusu olmuştu. Hükümetçe alınacak genel önlem ve düzenin, iki yandan birinin isteğine göre olamayacağını bildirmiştim. Bakanlar Kurulu kararı, aslında uyulması gerekli, belli ve olağan işleri resmi ve kesin olarak bir kez daha belirtiyor. Yüce yazılarınız hiçbir zaman kötüye yorulmuş değildir.

Ancak, burada da söylediğim gibi, benim bir buçuk aydan beri süregelen kişisel ve özel aracılık ve girişimlerimin ve tam içtenlikle yaptığım çalışmaların, ne yazık ki, değerinin anlaşılmadığını görüyorum ve bunun sonucu olarak işin çözümünü ve izlenmesini sorumlu ve ilgili makamlara bırakmış bulunuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kemal
Baylar, Kütahya'daki kurulun, Mecliste durumu açıklarlarsa, kendilerine daha yararlı olabileceklerine Ethem ve kardeşlerini inandırarak ellerinden kurtulabildikleri anlaşılmıştır. Doğaldır ki, Reşit Bey orada kalmıştır.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 14:42

Ayaklanan Ethem ve Kardeşlerine Karşı Savaşa Girişilmesini Buyurdum
Baylar, Kütahya'daki kurula, Bakanlar Kurulu kararını ve geri dönmeleri gerektiğini bildirdikten sonra cephe komutanlarına da başkaldıran Ethem ve kardeşlerine karşı savaşa girişmelerini buyurdum.

Baylar, askeri eylemleri, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun suçsuz çocuklarını kurtulmalık (fidyei necat) dilenmek için dağlara kaldırma haydutluğu sanan; şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk yurdunu tedirgin eden ve Türk ulusunun Büyük Meclisini kendileriyle uğraştıran utanmaz, kendini bilmez, saygısız ve herhangi bir düşmanın boğaz tokluğuna çaşıtlığını, uşaklığını yapacak kertede alçak ve aşağılık yaratılışlı olan bu kardeşleri, ellerindeki bütün kuvvetler ve dayandıkları düşmanlarla birlikte tepeleyip yola getirerek, devrim tarihimizde etkili bir örnek göstermek, zorunlu görüldü. Onun için şöyle bir düzenleme yapmıştık:

Bursa'da bulunan Yunan kuvvetlerine karşı bir piyade tümeni bırakılarak, iki piyade tümeniyle bir süvari tugayına Eskişehir'in güneybatısında ve Kütahya doğrultusunda yığınak yaptırılmıştı. Uşak'ta bulunan Yunan kuvvetlerine karşı da, yalnız bir tabur cephede bırakılarak, iki piyade tümeniyle yedi süvari alayına Dumlupınar yakınlarında ve gene Kütahya doğrultusunda yığınak yaptırılmıştı.

Kuvvetlerimiz, yürüyüş buyruğunu alır almaz, hemen Kütahya'da bulunan ayaklanmış Ethem kuvvetleri üzerine yürüdüler. 29 Aralık 1920 günü Kütahya'ya girdiler, Üç gün sonra da Batı ve Güney cephelerinden yürüyüşe geçen bütün kuvvetlerimiz, Kütahya'nın 30-40 kilometre ilerisinde ve Gediz genel doğrultusunda bir kesimde birleştiler. Ayaklanan Ethem, kuvvetlerini hiçbir yerde durdurmayı ve direndirmeyi göze alamadan Gediz üzerine çekilmişti.

Baylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bilinçli ordusu, kendisini, Büyük Millet Meclisi'ni ve Hükümetini küçümseyecek kertede beyinsizlik gösteren ve budalaca kendini beğenen bu ayaklanıcılara hakettikleri uslandırma şamarını vurmak için, önüne geçilmez bir öfke ve sertlikle eyleme geçiyordu. Soluk almaksızın kaçan Ethem, "İstanbul'da Yüce Sadrazamlığa" diye şu teli çekiyordu:
Ankara'da tutuklanan saygıdeğer arkadaşlarınızın İstanbul'a geri gönderilmeleri için Ankara Meclis Başkanlığına çektiğim protesto teli aşağıda bilgilerinize sunulmuştur. Şimdi, Millet Meclisinin kararıyla saldırıya uğramış bulunuyorum. Kuvvetim savunmaya, üstelik saldırıya yetecek kertededir. Karşımda ve yanlarımda Yunanlılar bulunduğundan nasıl bir yol tutulacağı konusunda Yunan komutanlığı ile anlaşmaya varılmış ise de, yüce onayınızın da alınmasını her bakımdan gerekli gördüm. Bu nedenle gereken işin yapılmasına, yüce buyruklarınızın bize ulaşabilmesi ve haberleşmenin sağlanabilmesi için de Gediz tel yolunun onarılmasına ve düzeltilmesine buyruklarınızı yüksek onayınıza sunarım.

Umum Kuvayi Seyyare ve Kütahya Bölgesi
Eski Komutanı ve Şimdi Umum Kuvayi Milliye Komutanı
Ethem
Baylar, bu telde, "protesto teli" diye sözü geçen saçma sapanlıklar gerçekten Meclis Başkanlığına çekilmiş ve gizli bir oturumda Meclis'e okunmuştu. Bunda o denli çirkin ve o denli utanmazcasına söz ve deyimler kullanılmıştı ki, bir kez okunduktan sonra, bir daha okunmasına ve dinlenilmesine katlanılamamıştı. Bu denli aşağılık bir saçmayı sizlere de sunmayı gerekli görmüyorum. Bu saçma sapan yazı ile milletvekillerinin onurlarına ve Ulusal Meclisin yasallığına saldırılarak İzzet Paşa kurulunun İstanbul'a dönmekte serbest bırakılması isteniyordu.

Baylar, kuvvetlerimiz Kütahya'ya girerken ben de Meclis'te kimi milletvekillerince sorguya çekilmiş bulunuyordum. Ayaklanan Ethem'in üzerine yürümemize, ona saldırmamıza, onu kovalamamıza karşı çıkılıyordu. Fuat Paşa, Ethem ve kardeşini çekip çevirebildiği için, onun değiştirilmemesi uygun olurmuş. Bütün anlaşmazlığa yol açan, yeni atadığım komutanların toylukları ve duruma uygun tutum ve davranışta bulunamamaları imiş.
Orduda sağlam düzen aramanın zamanı mı imiş?
Ya, Tanrı korusun, Ethem Bey orduyu dağıtırsa ne yapacakmışım?
Bu denli önemli bir işe kim ve nasıl karar vermiş?
Böyle bir karar Meclis'e bildirilmeksizin nasıl alınırmış... gibi birçok sorular ve eleştirilerden sonra: "Ne olursa olsun Ethem Bey ve kardeşleri vurulmamalıdır." istekleri ortaya atıldı. 29 Aralık gününün bütün oturumlarını ve 30 Aralık gününün birkaç gizli oturumunu açıklamalar yapmakla geçirdim.

Durumun bütün evrelerini belgeleriyle, kanıtlarıyla, gerçekleriyle anlatmaya çalıştım. Bütün bu açıklamalarıma karşın, tartışma bir türlü sona ermiyordu. Her şey bir yana, yalnız Meclis'in yasallığına saldıran telyazısı, teli çekenleri Yurt Hainliği Yasasına çarptırmaya yeter iken, bu ayaklananların aylardan beri süregelen karşı gelici durumları ve ulusal hükümeti yıkmak, kendi akıllarınca başka türlü bir hükümet kurmak, düşüncelerini uygulamaya yeltenmeleri, dikkate alınmak istenmiyordu.

Tersine, bunları tepelenmekten, cezalanmaktan kurtarmaya çalışılıyor gibiydi. Bunun, kısaca nedenini açıklayayım baylar. Milletvekillerinden kimileri, durumun kişisel ve duygusal gücenikliklerden doğduğu sanısına kapılmışlardı. Gerçekten bu alanda sonsuz propaganda yapılmış ve kamuoyu bulandırılmak istenmişti. Bir de, güçlü ve aşırı söylentilerden Ethem kuvvetlerinin çok ve yenilmesi güç olduğunu sanarak, ordu ile çarpışacak olurlarsa ordunun çil yavrusu gibi dağılacağını ve o zaman durumun gerçekten korkunç olabileceğini düşünüyorlar ve böyle bir çarpışmaya engel olmayı uygun buluyorlardı.

Baylar, bu düşünceleri uygun görüp ona göre davranma sonucunun, emirerliğinden gelen ve aslında daha yüksek bir düşünce yeteneği bulunmayan Ethem'in, koskoca Türk yurdunda diktatörlüğünü benimsemeye ve onaylamaya varacağını anlamamak olabilir miydi?

Meclisin coşku ve kuşkusunu giderecek inandırıcı sözler söyleyerek gizli oturum görüşmelerini, eylemli sonuçlar beklemek üzere kapattık.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

29 Eki 2018, 14:43

Ethem ve Kardeşleri, Kuvvetleri İle Birlikte Düşmanlarının Yanında Kendilerine Yaraşır Yeri Aldılar


Baylar, Ethem kuvvetlerini kovalayan birliklerimiz, 5 Ocak 1921 günü Gediz'i ele geçirerek o bölgede toplandılar. Ethem ve kardeşleri de kuvvetleriyle birlikte düşmandan yana geçip kendilerine yaraşan durumu aldılar. Artık Ethem olayı kalmamıştı.

Ordumuzun içinde bulunan düşman kovularak gerçek yerine sürülmüştü. Bundan sonra yalnız bir düşman cephesini ve bununla ilgili olayları göreceğiz. Gerçekten, bir gün sonra, 6 Ocak 1921 günü Yunan ordusunun tümü, bütün cephe üzerinde her noktadan saldırıya geçti.

Baylar, o günkü askeri durumu, anlaşılır bir biçimde açıklamak için şöyle diyeceğim:


Cevapla
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir