1- Heyeti Temsiliyenin Ankara'ya Gelmesi

Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 22:40

Ankaralılar İle Yakından Tanışmak İçin Verdiğim Konferans


Baylar, beni, gerçekten içten gelen parlak ve güven verici duygularla karşılamış olan sayın Ankara halkı ile daha yakından tanışmak ve onlarla görüşmek bir ödev olmuştu. Onun için, görüşmek üzere çağırdığımız milletvekillerinin gelişlerini beklediğimiz günlerde, toplanan sayın Ankaralılara, bir konferans vermiştim. (belge: 220)

Bu konferansta temel olarak aldığım noktalar üzerinde kısaca konuşayım.

Wilson ilkeleri: Bu ilkelerin 14 maddesinden Türkiye'yi ilgilendirenler vardı. Aslına bakılırsa, yenilmiş ve Ateşkes Anlaşması imzalamış olan Osmanlı Devleti, bu ilkelerin gönül okşayıcı ve serap görünümüyle bir zaman oyalandı.

30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması maddeleri ve özellikle bu maddeler arasında yedincisi, beyni yakan ateşli bir ağı idi. Yalnız bu madde, yurdun geri kalan kısmını, düşmanların işgal ve yayılmasına hazır bir durumda bulundurmaya yeterdi.

İstanbul'da, birbiri ardınca gelen ve güçsüz kişilerle kurulan hükümetler şerefsiz, onursuz, aşağılık görünüşleriyle, suçsuz ve Tanrı'ya bel bağlamış ulusun simgesi tanındı; saygıdeğer bir durumda görülmemeye başlandı. Bu yüzden, dünyanın uygar devletleri, uygarlık gereğini unutacak kadar saygısız oldular. Öteden beri Türk ulusuna karşı, dünyanın dört bucağında yapılan en mantıksız propagandalar, her zamandan çok dinlenmeye değer görüldü.

Dokuz aydan beri başlayan ulusal uyanış ve çalışma, durumu ve görünümü değiştirdi; daha da çok değiştirecektir. Ulus, gerçekleşen birliği korur ve bağımsızlığı için özveriden çekinmezse başarı kesindir. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde saptanan ilkeler, ulusun ulaşacağı amaçlar için temel olacaktır.

Ferit Paşa Hükümetini düşüren ulustur. Fakat Ali Rıza Paşa Hükümetini iş başına getirme sorumluluğu ulusun değildir. Ama, bu konuda uzlaşmış durumdayız.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 22:42

Ankara'ya Gelen Milletvekilleriyle Yaptığım Görüşmeler


Baylar, şimdi de Ankara'ya gelen milletvekilleriyle değinmeye ve görüşmeye başlayalım:

Milletvekilleri, hepsi bir günde ya da çeşitli günlerde topluca bulunamadılar. Tek tek ya da küçük küçük topluluklar olarak gelip gittiler. Bu kişilerin ya da toplulukların hepsine ayrı ayrı hemen aynı temel noktaları günlerce ve birçok kez anlatmak zorunda kaldık.

Her şeyden önce, içgücünün, yürek ve vicdan gücünün yüksek tutulması gerekir. Bunu bilirsiniz. Bir de bu gücü artırmak üzere:

İlkin, iç ve dış durumun güven ve rahatlık verici nitelikte gelişim gösteren noktalarını ve yönlerini araştırarak açıklamaya ve tanıtlamaya çalıştık.

Sonra, belirli bir amaçta bilinçli ve dayanışlı olarak birleşmenin sarsılmaz bir güç olduğu gerçeğini, yorulmaksızın yineledik.

Bir toplumun yaşamasının ve mutluluğunun, ancak dilekte ve dileği gerçekleştirme yolunda tam birlik olmasına bağlı bulunduğunu açıkladık, Yurdun kurtarılması, bağımsızlığın sağlanması amacına yönelmiş olan ulusal birliğimizin, köklü ve düzenli örgütlerin varlığına ve bu örgütleri iyi yönetebilecek kafaların ve güçlerin, bir tek beyin, bir tek güç olarak birleşmiş ve kaynaşmış duruma gelmesine bağlı olduğunu söyledik ve bu arada, İstanbul'da açılacak Meclisi Mebusan'da güçlü ve dayanışık bir grup oluşturulması zorunluğunu ortaya koyduk.

Ulus, ancak devletlerin yıkılma ve çökme kargaşaları içinde bulunduğu zamanlarda tarihin yazdığı çok önemli ve korkunç günler yaşıyordu. Böyle günlerde talih ve alınyazısını kendi eline almak uyanıklığını gösteremeyen ulusların geleceği karanlık ve yıkım doludur.

Türk ulusu bu gerçeği anlamaya başlamıştı. Bu anlayış sonucuydu ki, kurtuluş umudu veren her içten çağrıya koşmakta idi. Ancak, uzun yüzyılların uyuşturucu yönetim ve eğitiminin etkisinden bir toplumun, bir günde, bir yılda kurtulabileceğini düşünmek ve kabul etmek doğru değildir.

Böyle olduğu için, durumu ve gerçeği bilenler, elinden geldiği ölçüde kendi ulusunu uyarıp aydınlatarak kurtuluş yolunda ona kılavuzluk etmeyi en büyük insanlık ödevi bilmelidirler.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 22:43

Türk Ulusunun En Belirgin İstek ve İnancı: Kurtuluş
Türk ulusunun yüreğinden, vicdanından kopup gelen en köklü, en belirgin istek ve inanç belli olmuştu: Kurtuluş!

Bu kurtuluş çığlığı Türk yurdunun bütün ufuklarında yankılanmaktaydı. Ulustan, başka bir açıklama istemenin yeri yoktu. Artık bu isteği dile getirmek kolaydı. Nitekim, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde ulusal istek belirtilmiş ve dile getirilmişti.

Bu Kongrelerin ilkelerine bağlı olduklarını söyledikleri için ulusça vekil seçilen kişiler; her şeyden önce, bu ilkelere bağlı kimselerden, bu ilkeleri yayan dernekle ilgisini gösterir ad ve sanda bir grup kuracaklardı: "Müdafaai Hukuk Cemiyeti Grubu." İşte bu grup, ulusal örgüte ve dolayısıyla ulusa dayanarak, her nerede olursa olsun, ulusun kutsal isteklerini korkmadan dile getirecek ve savunacaktı.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 22:46

Misakı Milli Hazırlanıyor


Baylar, ulusun istek ve ereklerinin de, kısa bir programa temel olacak biçimde topluca yazılması görüşüldü. Misakı Milli (Ulusal Ant) adı verilen bu programın ilk karalamaları da, bir fikir vermek amacıyla, kaleme alındı. İstanbul Meclisinde bu ilkeler, gerçekten toplu olarak yazılmış ve saptanmıştır.

Baylar, her görüştüğümüz kişi ya da kişiler, bizimle düşünce ve görüş birliği içinde ayrılmışlardı. Ama, İstanbul Meclisinde "Müdafaai Hukuk Cemiyeti Grubu" diye bir grup kurulduğunu işitmedik. Niçin? Evet, niçin? Buna bugün yanıt isterim!

Çünkü baylar, bu grubu kurmayı vicdan borcu, ulus borcu bilmek durum ve yeteneğinde bulunan baylar inançsız idiler... korkak idiler... bilgisiz idiler.

İnançsız idiler; çünkü, ulusal isteklerin gerçekliğine ve kesinliğine ve bu isteklerin dayanağı olan ulusal örgütün sağlamlığına inanmıyorlardı.

Korkak idiler; çünkü, ulusal örgütten olmayı tehlikeli görüyorlardı.

Bilgisiz idiler; çünkü, tek kurtuluş dayanağının ulus olduğunu ve olacağını kavrayamıyorlardı. Padişaha dalkavukluk ederek, yabancılara hoş görünerek, yumuşak ve nazik davranarak, büyük ülkülerin gerçekleştirilebileceğine inanma bönlüğünü gösteriyorlardı.
 ! Mesaj kısım: Tanımlar
Mîsâk-ı Millî
Mîsâk-ı Millî ya da Millî Misak, Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan altı maddelik bildiri. İstanbul'da toplanan son Meclis-i Mebûsan tarafından 28 Ocak 1920'de oy birliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat'ta kamuoyuna açıklanmıştır


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 22:46

Ulusal Ülkünün ve Ulusal Örgütün Kısa Bir Zamanda Sağladığı Şerefi ve Varlığı Küçümseyenler


Bundan başka, baylar, iyilik bilmez ve bencil idiler... Ulusal düşünce ve ulusal örgütün kısa bir zamanda sağladığı şerefi ve varlığı küçümsüyorlardı. Yaratılan durumun ve varlığın kolayca elde edilebileceği sanısına ve kuruntusuna kapılmakla çirkin büyüklenme duygularını doyurup kandırmak istiyorlardı...

Erzurum'da, Sivas'ta söylenmiş ve saptanmış bir adı, olduğu gibi kabul etmek, küçüklük olmaz mıydı? O addan daha anlamlı ad mı yoktu?!

Evet, işittik, baylar; varmış: "Fellâhı (Aslı "felâh" olup Atatürk özel bir niyetle "fellâh" dediğine işaret ediyor. Felâh "kurtuluş, esenlik" demektir. Fellâh ise "çiftçi, zenci, kıpti" anlamına gelir.) Vatan Grubu". (Bililtizam -isteyerek- şeddeli yapılmıştır. -Atatürk'ün notu-)

Baylar, geçmişle ilgili evreleri ve olayları; burada anlatabileceğim çerçeve içinde, gerçeğe uygun olarak saptamak kararındayım. Bunun için, tam üzerinde bulunduğumuz noktayla ilgili bir konuyu da açık yürekle bilginize sunacağım.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 22:48

Ankara'da Toplanma Düşüncesi

Resim
Ben,Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da saldırıya uğrayacağını, dağılacağını kesinlikle bekliyordum. Böyle bir durumda başvurulacak önlemi de kararlaştırmıştım. Hazırlık ve gerekli düzenlemeler de başlamıştı. Ankara'da toplanmak...

İşte bu görevi yaparken, ulusça yanlış anlaşılmaya yol açmamak için, önlem olarak da bir şey düşünmüştüm: Meclisi Mebusan Başkanlığına seçilmek. Amacım, dağıtılan milletvekillerini, Meclisi Mebusan Başkanı niteliği ve yetkisiyle çağırmaktı.

Gerçi bu önlem, ancak görünüşü kurtarmak için ve geçici olarak işe yarardı. Ama, herhalde, bunalımlı zamanlarda, yararı geçici de olsa, her türlü önlemin alınmış olması gereksiz sayılamaz.

Gerçekte, İstanbul'a gitmeyecektim, Ama bunu açığa vurmaksızın, zaman kazanacak ve geçici olarak görev başında bulunmuyormuşum gibi, durum ve işlem düzenlenecek ve Meclis, başkan vekillerince yönetilecekti.

Bu önlemin uygulanması, elbette Meclise katılan ve işin aslını kavramış olması gereken arkadaşların yardımları ve çalışmalarıyla olabilecekti. Baylar, bunu gereken kişilere söyledim. Düşüncemi ve görüşümü uygun buldular. Bu yolda çalışacaklarına söz ve güvence vererek İstanbul'a gittiler.

Ama, pek az, belki bir ya da iki arkadaştan başkasının, bu konunun sözünü bile etmediklerini öğrendim.

Bu sorunda üstün gelen düşünüş ve mantık şu imiş: Bunca milletvekilleri içinde Meclis Başkanı olacak yeterlikte bir adam bile yok mudur ki, gelmemiş olan bir milletvekilini kendi yokken başkan seçeceğiz...

Meclisi oluşturan sayın üyeleri bu denli yetersiz göstermek, yabancılar üzerinde kötü etki yapmaz mı?

Bir başka mantık da şu: Meclis Başkanlığına Kuvayi Milliye Başkanını seçmek, daha ilk günden Meclis üzerine kuşku ve saldırı çekmeye yol açmıştır. Akıllı işi değildir.

Bu türlü düşünen ve mantık yürütenlerin bana pek de uzak kişiler olmadıklarını görenler, susmayı yeğ tutmuşlar.

Baylar, açıkça söylemeliyim ki bu önlemin alınmamış olması, Meclis dağıldıktan sonra beni küçük bir güçlükle karşılaştırmıştır. Bunu da sırası gelince bilginize sunacağım.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 23:04

Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın İşten Uzaklaştırılması Önerisi Karşısında Ali Rıza Paşa Hükümeti


Baylar, Meclisi Mebusan, 12 Ocak 1920 günü açılmıştı. Aşağı yukarı on gün sonra, Harbiye Nazırının 21 Ocak 1920 günlü bir telini aldım. Olduğu gibi bilginize sunuyorum:
Geciktirilmesi sorumluluğu gerektirir. Harbiye, 21.1.1920

Ankara'da Yirminci Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne: İngilizler, hükümete verdikleri bir notada, benimle Cevat Paşa Hazretleri'nin görevden çekilmemizi istediler. Hükümetçe, olmaz diye şiddetle bir karşılık verildiyse de durum, hükümetin kalmasını ve yalnız benimle Cevat Paşa'nın çekilmemizi gerektirdi. Harbiye Nazırlığına Salih Paşa vekillik edecektir. Hükümeti güç duruma sokacak bir davranışta bulunulmamasını rica ederim. Yoksa durum düşündüğünüzden daha ağır olur.

Harbiye Nazırı Cemal
Bu tel, 22 Ocakta elimize gelmişti, Hemen telgraf başında, öğleden önce saat 11.30'da şu teli yazdım:
Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

1- Verilen notayı, olduğu gibi gönderir misiniz?

2- Yapılan öneriyi yerine getirmekte tezcanlılık göstermeyiniz. Notayı inceledikten sonra görüşlerimizi bildireceğim.
Mustafa Kemal
Cemal Paşa'nın, imzasını gizleyerek verdiği yanıt şuydu:
Çok ivedidir.
Kadıköy, 22.1.1920


Ankara'da Yirminci Kolordu Komutanlığı'na

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne: Notanın kısaltılmış örneği aşağıdadır:

1- Özel olarak seçilen subayların Kuvayi Milliye kurmaylıklarına gönderilmeleri.

2- On Dördüncü Kolordudan bir kısım erleri ayırıp terhis ederek Kuvayi Milliye'ye yollamak.

3- Top kaması ve başka takımların kaçırılması.

4- Zonguldak'tan İstanbul'a gelen taburun geri gönderilmesini geciktirmek.

5- Afyonkarahisar'dan Alaşehir'e alay göndermek.

6- Bursa'dan Bandırma'ya bir alay göndermek.

7- Bu işlerde Harbiye Nazırı ile Genelkurmay Başkanının etkisi bulunduğu anlaşılmıştır. Kırk sekiz saat içinde bu iki kişinin görevlerinden uzaklaştırılması.

Dikkat buyurulursa Aydın cephesi sorunu bu notada söz konusu bile değildir. Bu notaya yanıt olarak: "Bir, iki, üçüncü maddeler yalandır. Dördüncü iş benim zamanımda değildir. Ben, başvurmaları üzerine geri gönderdim. Beşinci işte tümen komutanını değiştirdim. Altıncı sorun, yani Ahmet Anzavur sorunu da güvenlikle ilgilidir. Bu konuda yazışmalarımız vardır.

Şimdi de dosyalar incelenirse anlaşılır." denildi. Kabul etmediler. Bunun üzerine üç yol söz konusu oldu: Notaya birinci yanıttan sonra yanıt vermemek ve içindekilere kulak asmamak. Hükümetin toptan çekilmesi. Benim çekilmem.

Birinci yol tutulacak olursa, burada bir rezalet çıkmasından korkuldu. İkinci yol tutulursa, onların istediklerinin olacağı ve Ferit Paşa'nın işbaşına geleceği düşünüldü. Bu duruma göre, benim çekilmem ve Nazırlığın vekillikle yönetilmesi yeğlendi. Herhalde kararınızın önce bana bildirilmesini rica eder ve sizlere üstün saygılarımı iletirim efendim.(Ferik (korgeneral) Cemal)

Başyaver
Salih
Cemal Paşa bu notada, Aydın Cephesinin söz konusu edilmediğine işaret etmekle bilmem ne demek istiyor?

Kuşku yok ki, söz konusu olan Aydın Cephesidir, ona yardım işidir ve Kuvayi Milliye'dir. Yalnız, Cemal Paşa bu dokundurmasıyla, işleri bu duruma sokanın Heyeti Temsiliye olduğunu anlatmak istemektedir.

Cemal Paşa'ya, bu teline yanıt olarak yazdığım telle, şu buyruğu verdim:
22.1.1920


Cemal Paşa Hazretleri'ne

Görevden çekilerek İngilizlerin isteğine uymanız öyle ağır bir durum yaratır ki, sizin çekilmemekle ortaya çıkacağını düşündüğünüz durumdan daha ağır olur. Bundan başka Heyeti Temsiliye'nin bir delegesi olan sizin, Heyeti Temsiliye'nin haberi olmaksızın ve dahası, onun görüşüne karşın çekilmeniz kabul edilemez. İngilizlerin sizi zor kullanarak, görevden ayırabileceklerini bile biz hesaba kattık ve tez elden önlemler aldık. Şu duruma göre, önce notayı, olduğu gibi bildirmenizi; sonra olup bitenlerden bilgi vererek kararımızı beklemenizi ve sarsılmaksızın görevinizde kalmanızı kesin olarak istiyoruz.
Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Ali Rıza Paşa'ya da şu teli yazdım:
Ankara, 22,1.1920


Yüksek Sadrazam Hazretleri'ne

İngilizlerin, Harbiye Nazırının ve Genelkurmay Başkanının değiştirilmesini istemeleri, devletin siyasal bağımsızlığına kesin bir saldırıdır. Bu saldırı, bir süreden beri ülkemizin bölüşülmesi ve siyasal varlığımızın ortadan kaldırılması yolunda dünya kamuoyunda sürüp giden tartışmaların kesin bir karara bağlanmış olması sonucu mudur; yoksa siyasal varlığımızı ortadan kaldırma yolunda yapılacak girişimlerin ne sonuç vereceğini anlamak için yapılmış bir deneme midir? Ya da, İtilâf devletlerinin alıştıkları gibi, birbirlerinin izin ve kararını gereklik görmeksizin, bir başına erkini yürütme yolunda herhangi bir davranış mıdır?

Bunları ayırt edebilmek için elimizde bilgi yok; böyle bir bilgiyi edinemeyiz de. Gene Yunanlıların Salihli Cephesinde başlayan saldırılarının bu girişimlerle ne ölçüde ilgisi olduğunu da kestiremeyiz. Fakat, siyasal bağımsızlığımıza yöneltilen bu açık saldırıyı devletçe kabul eder, ulusça da susarsak siyasal varlığımıza karşı en kötü kararlara ve işlere kendimiz yol vermiş olacağımıza kuşkumuz yoktur. Öyle ise, İngilizlerin İstanbul'da yapabilecekleri saldırılar ne biçim ve ölçüde olursa olsun, içtekiler ve dıştakilerce Müdafaai Hukuk Cemiyetine dayandığı bilinen hükümetin, bu öneriyi kabul etmeyeceğini sert bir dille bildirmesi ve Harbiye Nazırı ile Genelkurmay Başkanını ne yapıp yapıp yerinde tutması kesin isteğimizdir.

Bunun dışında uysalca bir davranış, yalnız ulusun bağımsızlığına ve varlığına aykırı olmaz; hükümeti de, ulusa karşı vermiş olduğu sözden dönmüş ve bağımsızlık uğrundaki ulusal savaşlarımızı geciktirmiş ve güçleştirmiş duruma sokar. Bunun için, hükümet kabul etse bile biz; hükümetin, Kurulumuza karşı olan yüklenmesinden sapmakla, ulustan aldığı gücü büsbütün yitirmiş olduğunu; bağımsızlığı zedeleyici tutum ve davranışından dolayı hükümeti sorumlu saydığımızı duyurmak zorunda kalırız.

Hükümetin direnmesi üzerine İngilizler Harbiye Nazırını zor kullanarak görevinden atmak ve bütün hükümeti düşürmek yoluna bile gitseler, bu durum gerek dışa gerek içe karşı, onların buyruğuyla nazırı gözden çıkarmak durumundan daha elverişlidir. Durumun gelişme evreleri üzerine bir iki saata değin bilgi vermenizi yüksek katınızdan rica ederiz. İstanbul ile haberleşmeyi İngilizler yasak ederlerse, bağımsızlığımız uğruna ulusal ve dinsel savaş ilan etme yolunda ilerleyeceğiz.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai
Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
O gün Cemal Paşa'ya da şu teli yazdım:
Kişiye özel ve çok ivedidir.
22 Ocak 1920


Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne

İngilizlerin buyruğu üzerine Harbiye Nazırlığını bıraktığınız anlaşılıyor. Devletimizin ve ulusumuzun bağımsızlığını bozan bu çekilmeyi, ne olursa olsun, kabul etmemek sizin ve bizim ödevimiz gereğidir. Biz ödevimizi sonuna değin yapmak için her türlü önlemi alıyoruz. Sizi de, yerinize oturup nazırlığınızı sürdürerek görevinizi yapmaya çağırıyoruz.

Eğer kişisel ya da inançsal herhangi bir nedenle görevde kalmak istemiyorsanız, İngilizlerin notası üzerine değil, bağımsız bir ulusun nazırına yaraşır biçimde ayrılırsınız. Sorunu, kişisel bir açıdan değil; bu karışmanın, yurdumuz için akla gelebilecek ağır yıkımların başlangıcı olabileceği açısından incelemenizi rica ederiz. Nazırlıktan böyle çekilmeniz, İngilizlerin karışmalarını ve bağımsızlığımızın zedelenmesini kolaylaştıracaktır.

Eğer görev başına gelmemekte direnirseniz, İngilizlerin ulusal bağımsızlığımızı bozduğunu ilan ederken Harbiye Nazırının da yurt ödevini yapmamaktan sorumlu olduğunu ağır bir dille eklemek zorundayız. Notada yazılanları, bir gün sonra bildirmeniz ve şimdiye dek Kurulumuzla ilişki kuramayacak biçimde yerinizden uzaklaşmanız, durumu ağırlaştırmaktadır. Yanıt vermenizi diler ve rica ederiz.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Sadrazam ile telgraf başında şu görüşmeler oldu:
Babıâli,
22 Ocak 1920


Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti

Heyeti Temsiliyesi'ne

Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın hükümetten çekilmesi ve Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa'nın değiştirilmesi, yalnız İngilizlerce istenmemiştir, İngiltere, İtalya ve Fransa temsilcileri, hükümete ortak bir ültimatom vererek ve gerekçe bildirerek kırk sekiz saat içinde bu isteğin yerine getirilmesini istemişlerdir. Bu ağır öneri karşısında, hükümetçe durum enine boyuna görüşüldükten sonra toptan çekilmeye karar verildi.

Meclisi Mebusan toplanmış bulunsaydı hükümetçe başka türlü davranılabilirdi. Önerilerini geri aldırmak için, üç devlet temsilcileri katında, ileri sürdükleri gerekçe çürütülerek, gerekli girişimde bulunuldu. Temsilciler önerilerinde direndiler. Hükümetin çekilmesi kesinleşmişken Cemal Paşa, Meclisi Mebusan'ın daha görüşmelere başlayamadığı bir zamanda hükümetin çekilmesinin yurdun yüksek yararına aykırı olacağını söyleyerek ve böyle bunalımlı bir zamanda hükümetin çekilmesinin İstanbul'u Anadolu'dan ayırmaya dek varıp çok ağır sonuçlar doğuracağını ileri sürerek, kendisinin çekilmesiyle sorunun çözüme bağlanmasını yeğledi. İşin evreleri bunlardır.

Meclisi Mebusan'ın, en çok bir iki güne dek çoğunluğu sağlayarak toplanması kesin olarak beklendiğinden, hükümet her türlü sorunu Meclisin gözleri önü ne serecektir. Sizin bu konuda hiçbir girişimde bulunmamanız gerekir. Çünkü, söz Mecilisi Mebusan'ındır. Hükümet üyeleri durumun ağırlığını iyice anladıklarından, işlerinin ve davranışlarının doğruluğuna inandıklarından, en elverişli kötü durumu seçmişlerdir. Karışmalara son verileceği, cumartesi sabahına değin bildirilmezse hükümetin çekileceği ve bundan doğacak olayların sorumluluğunun kendisinin olmayacağı bildirilir.

Sadrazam
Ali Rıza
Baylar, Sadrazam Paşa, kendilerini aşağılayana değil de bize korkunç bir ültimatom veriyor.
Kongre,
22.1.l920


Sadrazam Paşa Hazretleri'ne

Yüksek telyazıları üzerine Heyeti Temsiliye'ce bir karar almak için, her şeyden önce ültimatom örneğinin olduğu gibi bilinmesine kesin gereksinme vardır. Bunu bildirmek iyiliğinde bulunulmasını rica ederim.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Erenköy
22.1.l920


Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi'ne

Y: Görüşüldükten sonra bildirilecektir.

Sadrazam
Ali Rıza
Burada söylemeliyim ki, hükümet bu nota örneğini, olduğu gibi bize vermek istememiş ve vermemiştir. Sadrazama verdiğim yanıt şudur:
22.1.1920


Yüce Sadrazamlık Katına

Ültimatom örneğini gördükten sonra kesin kararı sunacağız. Ancak, durum incelenirken dayanılan ilkelerde, hükümetle aramızda görüş ayrılığı vardır ki, ilkin onu ortadan kaldırmak isteriz. Hükümet bizim dileklerimizi kendi işlerine karışma saymış; yani, dış olayı bir yana bırakarak bir iç sorun önünde bulunduğunu sanmıştır. Olayı, yalnızca yabancıların bir nazırı değiştirebilmesi bakımından düşünmek gerekir. Şu da var ki, sanıldığı gibi Harbiye Nazırının kendi kişiliği de söz konusu değildir. Bu durumda başka bir nazır ya da herhangi bir kişi olsaydı olay, gene böyle yorumlanacaktı. Öte yandan, Nazırın değiştirilmesini buyuran kuvvetin Meclisi Mebusan'ın toplanmasına ve hükümetin açıklamasından sonra Meclisin bir karar almasına izin verip vermeyeceği de şu anda belli değildir. Meclisi Mebusan söz sahibi olmadan önce ortaya çıkacak olupbittilere hazırlanmak gerektiği için, yüce hükümetin kararını anlamak istiyoruz. Meclisi Mebusan söz sahibi olmadan önce, olupbittiler birbirini kovalar ve dış olayların niteliğine uygun önlem almakta gecikilirse, bundan doğacak sorumluluğun da Kurulumuza düşmeyeceğini kabul buyurursunuz. Meclisi Mebusan gerçekten toplanır ve çalışmaya başlarsa, hükümete hiçbir şey için başvurmayacağımıza kuşku yoktur. Notayı yalnız İngilizlerin değil, İtilâf Devletlerinin ortak olarak vermeleri sorunun önemini kavramak için ayrı bir nedendir.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Cemal Paşa, son telimize 23/24 Ocakta verdiği yanıtta, çekilmesinin zorunluğundan ve Meclisi Milli'nin nasıl davranacağını beklemek gerektiğinden söz ediyordu. (belge: 221)

Baylar, o günün öğlesinde, Ankara, Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Bandırma, Balıkesir, Konya, Edirne, İstanbul ve Bursa'da bulunan komutanlara durum ve görüşümüz bildirilerek dikkatleri çekildi ve düşünceleri soruldu. (belge: 222)

İstanbul'daki Onuncu Kafkas Tümeni Komutanı Kemalettin Sami Bey'e de (Berlin Elçisi Kemalettin Sami Paşa'dır), ayrıca şu buyruğu verdim:
22 Ocak 1920

Onuncu Kafkas Tümeni Komutanlığına


Hemen Rauf Bey'i bularak durumu birlikte ve güvenlik içinde izlemenizi rica ederiz. İngilizlerin isteğini yerine getirmek kesinlikle doğru değildir. Buraca o bakımdan tezlikle önlem alınıyor. İstanbul'daki telgraf haberleşmelerini güven altına almanız gerekir. (belge: 223)

Mustafa Kemal
Baylar, Rauf Bey'e, Bekir Sami Bey'e, Câmi Bey'e ve bütün milletvekillerine de Kafkas Tümeni Komutanı Kemal, Müstahkem Mevki Komutanı Şevket ve Harbiye Nazırlığı Başyaveri Salih Beyler aracılığıyla ve şifreyle şu bildirimi yaptım:
22 Ocak 1920


İngilizler, Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa'nın görevden çekilmelerini istemişlerdir. Bu, devletin bağımsızlığını ortadan kaldırmaya yönelmiş sert bir girişimdir. Onun için, bu girişime karşı ulusun göstereceği tepki, bağımsızlığı korumak için yapılacak bir savaş sayılır. Savaşın ilk döneminde ödev, milletvekillerine düşmektedir.

Milletvekilleri; İngilizlerin, hükümet üyelerinin varlığına dek giden karışma ve etkilerle, devletin siyasal bağımsızlığına yönelttikleri saldırıların içeriye ve dışarıya karşı kabul edilmediğini tezlikle ve kesin bir dille bildirmek zorundadırlar. Bunun nasıl yapılacağını kararlaştırarak buraya bildiriniz. Fakat, bu işler yürütülürken şu noktaları ne yapıp yapıp sağlamak gerekir:

Birincisi: Meclisin dağıtılması ile ilgili bir padişah buyruğunun Mecliste birdenbire okunması gibi bir olasılıkla karşı karşıya kalınmamalıdır. Eğer böyle bir şeyin olabileceği kesinlikle söz konusu olursa milletvekillerinin, girişimlerini özel toplantılar biçiminde yapmaları yeter sayılır.

İkincisi: Devletin siyasal bağımsızlığına karşı kesin bir girişimde bulunulduğunu; Barış Konferansına, Avrupa uluslarına, İslam dünyasına ve ülkenin her yerine duyurmak gerekir. İngilizler saldırıdan vazgeçmezlerse Meclisin ödevi, Anadolu'ya geçmek ve ulusal iradeyi ele almaktır. Bu yürütüm, bütün ulusun gücünü varlığında toplamış olan Kuvayi Milliye'ce her yönden desteklenecektir. Şimdiden gerekli önlemler alınmıştır.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Bu bildirimin örneği, olduğu gibi, bütün komutanlara bildirildi.

Baylar, ayrıca Rauf Bey'e de 23 Ocak 1920'de, Onuncu Kafkas Tümeni Komutanı aracılığıyla yazdığım şifrede: "Harbiye Nazırının ayrılması bir olupbitti olmakla birlikte, bu işin önemi sürüp gidiyor" dedim. İtilâf Devletleri temsilcileri, hükümetimizi istedikleri biçimde kurmak yolunu tutmuş oluyorlardı. Yarın, Meclisin güveneceği bir hükümete karşı da böyle davranmalarına örnek hazırlanmış oluyordu.

Hükümetin, ulusa ve basına bilgi vermeden, bir hükümet sorunu yapmayarak boyun eğmesi, ulusun bağımsızlığını zedeliyordu. Olayı kapatmayarak hükümeti, ulusun bağımsızlığını koruyamadığı için, Meclisi Mebusan'da açıkça düşürmek gerekti. İşte bütün bunları Rauf Bey'e yazdım. (belge: 224)

Gene o gün, Onuncu Kafkas Tümeni Komutanına ve Rauf Bey'e şu ortak yönergeyi vermiştim:
Hükümet direnerek; Barış Konferansını Kuvayi Milliye'den dolayı Türk Hükümetinin düşürülmesine karar verildiğini bütün dünyaya ilan etmeye zorlamalı idi. Hükümetin, önceki hükümetler gibi, ulusal bağımsızlıktan sessizce bağışta bulunması kişisel yetki bakımından güçsüzlüğünü, anlayış ve kavrayış bakımından da hiçbir zaman güvenilir durumda olmadığını bir daha açıkça göstermiştir.

Bunca karışık sorunları, yaratılış ve düşünüş bakımından bu denli güçsüz kişilerle yürütmeye çalışması artık olanaksızdır. Bu duruma göre, hükümetin son olaydan ötürü düşürülmesi gerekir. Ulusun genel güvenine yaraşır bir hükümetin iş başına gelmesi yolunda çalışınız. (belge: 225)


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 23:06

Anadolu'da Bulunan Yabancı Subayların Tutuklanması Kararı


Baylar, yabancıların İstanbul'da saldırıları artırarak nazır ya da milletvekillerinden bazılarını tutuklamaya başlayabileceklerini kestirip, karşılık olmak üzere, Anadolu'da bulunan yabancı subayların tutuklanmasına karar verdim. Bu kararımı ve buna göre önlem alınmasını, 22 Ocak 1920 günü Ankara, Konya, Sivas ve Erzurum'daki Kolordu Komutanlarına, kişiye özel olarak, şifre ile buyurdum. (belge: 226)

Baylar, milletvekillerine yazdığım tele, Vâsıf, Rauf, Bekir Sami beylerin birlikte imzaladıkları yanıt geldi. Bu yanıtta: "Meclis resmi olarak görüşmelere başlayınca, günün sorunu dolayısıyla, hükümet çekilecektir. O zamana değin durumun esenliği için hükümetin iş başında bırakılması gerekmektedir. Siz, bir girişimde bulunmayınız ve karışmayınız. Buyruklarınızı bize bildiriniz. Görüşlerinizin bütün ilgililer katında gereği gibi savunulacağına inanınız" denilmekteydi. (belge: 227)

Ben, ne hükümete ve ne de Meclise bir şey yazmamaya karar vermiş ve artık işi sayın milletvekili arkadaşlarımıza bırakmıştım. (belge: 228)

Baylar, İstanbul'daki kişilerin ne gibi öğütlere uyarak, davranışlarını düzenlediklerini belirtmek için, şu kısa bilgiyi sunayım.

Filan siyasal temsilci, çok namuslu, doğru sözlü ve Türk dostu imiş. Bu kişi çok içten ve üzüntülü bir dille demiş ki, eğer Harbiye Nazırı ile Cevat Paşa çekilmeseydiler, Harbiye Nazırlığı işgal edilecekti. Kuvayi Milliye'nin gösterdiği suskunluk ve dayanç, kimilerini çıldırtıyor. Fakat tezcanlılık göstermeyin, ezilirsiniz. Bana inanın. Aşağılama varsa yapanlar utansın. Belki daha delilikler olacaktır. Fakat siz, sakın delilik yapmayın.

İstanbul'daki kişiler: "Biz, bu sözlerin içtenliğinden kuşkulanmıyoruz." diyorlardı. (belge: 229)


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 23:11

Meclisi Mebusan'a Başkan Seçilmem Sakıncalı Görülüyor

Baylar, milletvekilleri, İstanbul'da toplanmalarından bir hafta sonra başkanlık kurulu seçimi üzerinde ve dolayısıyla Meclis başkanlığı üzerinde görüşmeye başlamışlar. Bir yerde işaret etmiştim ki ben, Meclis Başkanı seçilmeyi, bazı yararlarından ötürü, gerekli bir önlem saymış ve gereken kişilere görüşümü bildirmiştim.

İşte, anlattığım gibi, bu konu üzerinde görüşülmeye başlandığı günlerde, 28 Ocak 1920 ve 1 Şubat 1920 günlerinde Rauf Bey'in yolladığı yazılarda, birtakım düşüncelerden sonra: "Biz, pek büyük sakınca doğuracak olan bu işi ileri sürmekten vazgeçiyoruz." denmekte (belge: 230) ve ".... Özel, gizli bir toplantıda yeniden söz konusu oldu. Şeref Bey, seçilmenizin yararlarından söz etti. ....... Seçimde oyların dağılacağı yeniden kesin olarak anlaşıldığından, ulusun başında Meclisi Milli'ye gözcü olarak kalmayı öteden beri yeğlediğinizi söyledik ve sizin için alkışlarla içten gösteriler yapıldığını gördük. Genel toplantıda Reşat Hikmet Bey Başkan, Hüseyin Kâzım Bey birinci ve Hoca Abdülâziz Mecdi Efendi ikinci başkan vekili seçildi" haberi verilmekteydi.

Baylar, benim başkanlığımdan söz eden, demek ki yalnız Şeref Bey oluyor. Öteki kişiler, başkanlığa seçilmemin niçin söz konusu olduğunu, gizli yapıldığı bildirilen bu toplantıda anıştırma yoluyla olsun, söylemiyor. Sağlam gerekçelere dayanarak, benim başkan seçilmemi söz konusu etmeliydiler. Ondan sonra, oyların dağılıp dağılmayacağını incelemeliydiler. Yalnız Şeref Bey'in sözleri üzerine, genel eğilimin yönü yolunda yargıya varmak yerinde bir iş olmayabilirdi.

Baylar, Rauf Bey'in başkanlık konusundaki açıklamasına verdiğim karşılıkta demiştim ki: "İleri sürülen sakıncalar önceden enine boyuna düşünülen şeylerdir. Benim başkan olmamı gerektiren nedenler bellidir. Bunlar, Kuvayi Milliye'nin ulusça kabul edildiğini berkitmek, Meclis dağılırsa Başkanlıkla ilgili görevleri güvenle yapmak, hayatımızla uyuşmaz bir barış önerisi karşısında ulusal ayaklanma yapılırsa Başkan olarak ulusun maddi ve manevi bütün gücünü savunmayı yöneltmek düşünceleridir.

Sözlerinizden, savunmayla ilgili bu nedenlerin bugün İstanbul çevresinde savsaklanabilir görüldüğü anlaşılıyor. Eğer doğru düşünmemek yüzünden ulusal savunmada bugün ya da gelecekte aksaklıklar belirirse, sorumluluk, yanlışlığı yapanlara düşer. Bu işi benim kişisel düşüncelerle istemediğim yolunda güvence vermeye gereklik yoktur."


Baylar, Harbiye Nazırının ve Genelkurmay Başkanının zorla düşürüldüğünü biliyoruz. Meclis Başkanlığına seçilen rahmetli Reşat Hikmet Bey'in, bir nedenle yabancılarca tutuklandığını öğrenmiştik. İstanbul'da bulunan Heyeti Temsiliye üyelerinin tutuklanmalarının düşünüldüğü, Rauf Bey'in 28 Ocak 1920 günlü haberiyle bildiriliyordu. Bu olaylardan, Kuvayi Milliye'ye karşıt davranışlar bulunduğu, Meclisin dağıtılma olasılığı, dolayısıyla, ulusal savunmaya girişme zamanının daha da yaklaştığı belli oluyordu. Ama, bu gerçeği sezinleyen azdı.

Baylar, Reşat Hikmet Bey'in kurtarılması için de Ankara'dan çalışmak gerekti. (belge: 231)

Rauf Bey'in, Meclisin durumunu anlatan 27 Ocak 1920 günlü şifre telinde kaygı uyandıracak birtakım cümleler vardı. Örneğin: "Hükümet başlangıçta çekilmeyi düşünmüş, ama çekilmemiştir. Meclisin bugünkü durumu, bu sorunu çözmeye elverişli değildir. Buradaki milletvekillerinin durumları Maraş çevresindeki olaylarla ilgili olarak halkın gönderdiği telleri, Genel Kurulda okumaya bile elverişli değildir. İtilâf Devletlerinden filan, falana ayak uydurmamızı öğütlüyor. Toplanacak yerimiz yoktur." (belge: 232, 233)

Rauf Bey'e, 7 Şubat 1920'de yolladığımız bir yazıda, şu görüşlerimizi bildirdik: "Milletvekilleri, İstanbul'daki iç ve dış etkiler altında, barışı sağlamak ülküsünü savsaklayarak, kulluk, yükselme isteği, kıskançlık, kuruntu vb... gibi etmenlerle bölünmüşlerdir. Arkadaşlarımız, çok sayıda milletvekilinden meydana gelecek bir çoğunluk elde edebilmek için kendi düşünce ve inançlarından boyuna özveride bulunmuşlar ve uysal davranmak ereğiyle, hükümet ve bilinen çevreler üzerindeki etkilerini büsbütün yitirmişlerdir.

Bu durum, düzeni bozmamak kaygısıyla sürdürülürse, ulus yararına aykırı isteklere ve türlü türlü tutkulara araç olmaktan; ulusal işleri baltalayıcı kararlar alınmasını önleyememekten korkulur. Bu duruma karşı önlem şudur: Azınlık bile olsa ilkelerimize yüzde yüz bağlı arkadaşlardan bir grupla yetinmek... Bunun sakıncası, uysallığın sakıncasından azdır. Hükümeti, kayıtsız koşulsuz düşürmek gerekir. Kesin savaşım durumu alınması gerekir."
(belge: 234)


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 23:13

Hükümeti Düşürmek ve Kesin Savaşım Durum Almak Gereği

Baylar,Ali Rıza Paşa Hükümeti çekilmemiş; Meclis de, başına iş açmaktan sakınarak, düşürme yoluna gidememiş ve kimi üyeleri değiştirilmiş olan Ali Rıza Paşa Hükümetine güvenoyu vermiştir.

Ali Rıza Paşa Hükümetinin, Meclis önünde okuduğu bildiriyi bilmem hatırlar mısınız? Bu bildiride:

Sadrazam Paşa, yaptığı en önemli görevi sözlerine başlangıç olarak alıyor; İstanbul Hükümeti ile Anadolu arasında haberleşmenin kesilmesine değin varan anlaşmazlığın giderilmesini başardığını, bundan böyle ulusal iradenin yüksek Mecliste belireceğini, artık meşrutiyet kurallarına eksiksiz uymaya hiçbir engel düşünmediğini söylüyor.

Baylar, bu sözlerle, Heyeti Temsiliye'nin ulusal irade adına iş görmesine ve meşrutiyet kurallarına uygun işlere engel olmasına artık yer olmadığı, üstü kapalı olarak anlatılmak isteniyor. Daha dün Meclisi Milli'nin, İstanbul'da toplantıda bulunduğu bir sırada, ulusal iradeye de, uluslararası kurallara da aykırı olarak, kendilerinin ve kendileriyle birlikte Meclisin ve ulusun ne denli ağır bir saldırıya uğradığını söylemeyi gerekli görmeyen Sadrazam, gene Heyeti Temsiliye'yi curnal ederek gönlünü rahatlatmaya çalışıyor ve bizim sayın milletvekili arkadaşlarımız da, bu sözleri tam bir sessizlikle dinlemek yeteneğini gösteriyorlar.

Hükümet, siyasal topluluklara karşı tarafsızlıktan ayrılmadığını ve ayrılmayacağını belirttikten sonra, bugüne değin elde ettiği başarıların değerlendirilmesini Meclise bırakıyor.

Sadrazam, devlet işlerinin düzeltilmesi gerektiğini söylemekle, Osmanlı Devletinin her yabancı devlet baskısı karşısında kaldıkça, izlediği eski yöntemi yeniden dirilterek, dünyaya, yeni düzeltmelere girişileceği yolunda söz veriyor. "Büyük ölçüde yetki genişliği (tevsi-i mezuniyet) vereceğiz. Azınlıkların haklarını güven altına almak için, nispi temsil kuralına başvuracağız. Adalet, maliye, bayındırlık ve güvenlik işlerinde, dahası, sivil yönetim işlerinde bile yabancılara yeterince denetleme yetkisi vereceğiz" diyerek düşündükleri düzeltmelerin ilkelerini sayıyor.

Sadrazam Paşa, dışişlerden söz ederken de: "Ateşkes Anlaşması hükümlerinden ayrılmamak, hükümetçe gerekli görülmektedir" diye söz veriyor; öte yandan: "İzmir'in işgali yüzünden meydana gelen ayaklanmayı sona erdirecek ancak barıştır" demekle yetiniyor ve: "Dayancın ve sağgörünün, güçlüğü kolaylığa döndüreceğine tam kanısı olduğunu" söyleyerek bildirisini bitiriyor. (belge: 235)


Cevapla
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir