2- İstanbul'da Hükümet Değişikliği ve Gelişen Olaylar

Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:33

Dahiliye Nazırının Yurda Gönderdiği Öğütçü Kurallar


Dahiliye Nazırı, yurt içine birtakım kurullar yollamaya kalkıştı. Bunlardan biri de, Harbiye Nazırlığı eski Müsteşarı Ahmet Fevzi Paşa adında bir kişinin başkanlığında, Yargıtay üyelerinden İlhami ve Fetva Emini Hasan efendilerden meydana gelmişti.

Heyeti Temsiliye'mizin delegesi olan Cemal Paşa bize bunu bildirmemişti. 5 Kasım 1919 günlü bir şifre ile kendisinden bu kurulun niçin gönderildiğini sorduk ve: "Özellikle Fetva Emini ile Kâmil Paşa Hükümeti zamanında polis müdürü olan kişilerin böyle bir kurulda neden bulunduklarının" anlaşılamadığını bildirdik. (belge: 189)

Baylar, Fuat Paşa'nın Ankara'da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren nedenler ortaya çıkmaya başladı. Bu nedenlerin önemlisi, yurt içinde halkın zehirlenmeye başlanması idi. İç ve dış düşmanlarla işbirliği yapanlar, Ali Rıza Paşa Hükümeti zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden daha çok başarı sağlamaya başlamıştı.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:35

Ali Rıza Paşa Hükümeti Ulusal Örgütü Düşman Örgütle Bizi de Ali Kemal ve Sait Molla ile Bir Tutuyor


Baylar, Harbiye Nazırının 9 Kasım 1919 günlü bir tel yazısı vardı; onun içindekiler de ilgi çekicidir. Bu telyazısında Cemal Paşa, hükümetin düşüncesini şu noktalar üzerinde topluyordu:

1- Seçimlerin iyi ve doğru yapılması;

2- Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da toplanması;

3- Ulusal örgütler adına hükümet işlerine karışılmaması için hükümetin size öteden beri yaptığı bildirimler kesindir.

4- Birçok telyazılarınızda ileri sürülen isteklerin de bu özellikte -yani işe karışma niteliğinde- olduğu apaçıktır.

5- Hükümet, bildirisinde saptayıp yaydığı tarafsızlıktan ayrılmayacaktır. Bu bakımdan, ulusal örgütlere karşıt görüşte olanlara baskı yapmak ve onları cezalandırmak yoluna gidemez.

Telin sonunda şöylece gözdağı da veriliyordu: "Şimdiki durum, biraz daha sürecek olursa hükümetin çekileceği kesindir." (belge: 191)

Sayın baylar, bu maddelerden çıkan anlam, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş bulunuyordu. Hükümet, ulusal örgütlere karşıcıl görüşte olanların yurda ve ulusa düşman olduklarını kabul etmiyordu, Ulusal örgütler ile düşmanların haince örgütlerini, Ali Kemal ve Sait Molla ile bizi, eşit tutuyordu. Adapazarı, Karacabey, Bozkır, Anzavur olaylarını suç saymıyordu.

Cemal Paşa'ya verdiğimiz yanıtta bu noktaları açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açık söyletmek amacıyla şu cümleyi de ekledik: "Sözlerinizden anladığımıza göre, yüksek hükümet, ulusal örgütün varlığını belki gereksiz görüyor. Gerçekten durum böyle ise, yani ulusal örgüte dayanmaksızın yurdu kurtaracak kuvvetiniz varsa, ona göre gereği yapılmak üzere, açıkça bildirilmesini, her türlü yanlış anlamaların ortadan kalkması için çok rica ederiz." (belge: 192)


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:36

Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa Boyuna Ulusal Birliği Bozmaya, Delegemiz Harbiye Nazırı Cemal Paşa'da Hükümetin Yürütümünü Savunmaya Çalışıyor
Baylar, Cemal Paşa'nın özel olarak Sivas'a gönderdiği ve kendi eliyle yazdığı 10 Kasım 1919 günlü bir mektubunu da, ancak 18 gün sonra -yani 28 Kasım 1919 günü- almıştım. Cemal Paşa bu mektubunda, yapılan yazışmaların ilgili olduğu sorunları birer birer özetliyor ve her biri üzerinde açıklamalarda bulunuyordu.

Özellikle, Millet Meclisi'nin İstanbul'dan başka bir yerde toplanması işinden söz ederken: "Bu işe Padişahın olur demeyeceği kesin olarak anlaşılmıştır. İstanbul'daki düşman kuvvetlerinin Millet Meclisi'ne saldırmalarının belki Osmanlı Devleti için yararlı sonuçlar doğurabileceğini, Amerikalılar sezdirdiler, üstelik açıkladılar da; ve böyle bir saldırının olasılığına inanmadılar." diyordu.

Cemal Paşa: "Kuvayi Milliye ruhu taşımayan görevlilerin kodamanları, arkalarını işgal ordularına dayamış gibidirler" yollu, sanki bilinmeyen bir bilgi de verdikten ve bu bilgiyi: "Eski hükümet üyelerinin çoğu böyledir" cümlesiyle tamamladıktan sonra: "Örneğin Polis Müdürünün değiştirilmesinde bu durum iyice belli oldu." diye bir de örnek veriyor.

Cemal Paşa, hükümet birçok işler yapmayı düşünmüşse de: "Köklü bir girişim için, dayandığı kuvvetin sağlamlığına daha inanamadı" sözleriyle bizi suçladıktan sonra şu kanısını ortaya atıyordu: "Dahiliye Nazırı bu kuvvete -yani Kuvayi Milliye'ye- gereksinme gösterenlerin başında desem ileri gitmiş olmam."

Cemal Paşa'nın, mektubunu imzaladıktan sonra yine kendi imzasıyla mektubuna eklediği bir özette şu cümleler vardı: "Karşıcıllar ve yabancılar, Meclisin açılmasını engellemeye karar vermişlerdir. Heyeti Temsiliye toplantı yeri üzerindeki çekişmeyle bu engellemeyi sürdürürse işimiz Tanrı'ya kalıyor demektir." (belge: 193)

Baylar, bu mektuptaki, bundan önce gelen yazılardaki ve bundan sonra boyuna bildirilecek olan düşüncelerdeki mantık, yorumlama ve görüş sağlamlığı üzerinde söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba 28 Kasım 1919 günü verdiğimiz açıklamalı yanıtın bir cümlesini, olduğu gibi aktarmakla yetineceğim. O cümle şudur: "Yüksek hükümetin, köklü bir girişim için dayandığı kuvvetin sağlamlığına güvenemediğini ortaya koyan sözlerini, gerçeğe uygun bulmuyoruz"

Baylar, Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa, duraksamaksızın ve durmaksızın ulusal birliği bozmaktan; ulusu, her gün sürüp giden ve genişleyen saldırılar karşısında sessiz ve kıpırtısız tutacak önlemler almaktan geri durmuyordu. Öteki nazırlıkları da bu ilkeye göre iş görmeye kışkırttığı görülüyordu. Örneğin, Eskişehir'de Hamdi Efendi adında bir kadı vardı. Kuvayi Milliye'ye karşı olduğu için orada duramamış, geri gelmemek üzere İstanbul'a gitmişti. Bu Kadı Efendi'yi, yeni hükümet gene Eskişehir'e göndermiş.

Durumu bildirerek, kendisinin değiştirilmesi gerektiğini Mutasarrıf, Adliye Nazırlığına yazmış, fakat bu yazıya yanıt verilmemiş. Mutasarrıf ve Eskişehir Bölge Komutanı, bu durumu Heyeti Temsiliye'ye bildiriyor ve: "Eğer Adliye Nazırlığı bu öneriyi dikkate almayacak olursa, kadının kovulması gereklidir. Yüksek buyruk ve düşüncenizin bildirilmesi rica olunur" diyordu. Biz de düşüncemizi soranlara şu yanıtı vermek zorunda kaldık: "Ulusal amaçlara uyacağına söz veren ve bu ilkeye göre ulusal örgütten her türlü yardımı gören yüksek hükümete kadının değiştirilmesi işi duyurulmazsa, en sonunda kovulmasının zorunluluk haline geleceği apaçık bir gerçektir."Doğaldır ki bu durumda bulunan İstanbul görevlileri az değildi.

Buna benzer birtakım işler üzerinde hükümetin görüşünü bildiren Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın 24 Kasım 1919 günlü bir şifresinin ilk cümlesi şu idi: "Devletin içişleri ve siyasası kesinlikle ortaklık kabul etmez." (belge:194)

Bu tele 29 Kasım 1919 günü verdiğimiz ayrıntılı yanıtta, biz de şöyle dedik: "Devletin içişlerinin ve siyasasının kesinlikle ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, bir benzeri bulunmayan bugünkü durumda yurdun ve ulusun geleceğini güven altında tutacak olan ulusal örgütleri bilerek ya da bilmeyerek güçsüz bırakacak ve ulusal birliği bozacak hiçbir işlemi ulusun kabul etmeyeceği de yasal ve doğaldır." Bu telin son cümlesi şöyle idi: "Kurulumuz, imza ederek vermiş olduğu sözlere yüzde yüz bağlıdır. Şu var ki bunun karşılıklı olması gerektir. Oysa, hükümet Salih Paşa'nın imzaladığı protokollarla notlarda sözü geçen işlerin daha hiçbirini yapmamış ve varsa engelleyici nedenleri de bildirmemiştir." (belge:195)

Baylar, şimdi vereceğim kısa bir bilgi ve göstereceğim belgeler -ki bu bilgiyi doğrulamaktadır- Ali Rıza Paşa Hükümetinin bizi suçlamada ne denli haksız ve hükümet işlerinde, en hafif deyimiyle, ne denli ilgisiz olduğunu gözlerinizin önünde canlandıracaktır sanırım.

Baylar, İstanbul'daki gizli dernekler ve bu derneklere önderlik eden birtakım kişiler -Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın mektubunda da itiraf edildiği gibi- sırtlarını yabancılara dayamışlardı. Bunlar, gerek bol paradan, gerekse Ali Rıza Paşa Hükümetinin çokça hoş görüsünden ve gevşekliğinden yararlanarak yurdu, baştan başa ateşe vermek için olanca güç ve çabalarıyla çalışıyorlardı.

Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de Hükümetin bilgisi dışında bırakılmış değildi. İstanbul'daki örgütümüz ve düzenimiz yardımıyla elde edilmiş bir kısım belgeler, olduğu gibi Cemal Paşa'nın ve Sadrazam Paşa'nın ellerine verilmişti. Bu belgeler, o günlerde, yabancı devlet temsilcilerine de verilmiş ve böylece işi, İtilâf Devletleri hükümetlerinin çoğu öğrenmişti. O zaman özetleri de bütün komutanlara ve başka gerekenlere bildirilmiş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugün, yüksek topluluğunuzca ve ulusça bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:50

Sait Molla Nasıl Çalışıyordu?


Ulusal savaşlar sırasında karşılaştığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir bilgi edinmeye ve gelecek kuşakların ders almasına ve uyanmasına yarayacak nitelikte olan, söz konusu belgeleri, olduğu gibi bilginize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Cemiyetinin sözde başkanı olarak tanınan Sait Molla'nın, Bay Fru adındaki rahibe gönderdiği mektupların örnekleridir.

Baylar, bu mektupların örneklerinin alındığını sezen Sait Molla, Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 günlü sayısında, bu mektuplardan söz açarak uzun ve sert bir dille yalanlama yayımlamış olsa da, gerçeği yadsımanın yolu yoktur. Bu mektupların örnekleri., Sait Molla'nın evinden ve mektup karalamalarının yazılı bulunduğu bir defterden, olduğu gibi çıkarılmıştır. Bunlar bir yana, mektupların içindekiler, yurtta beliren durumlara, olaylara ve kimi kişilerin tutumuna tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi izin verirseniz, bu mektupları yazılış sırasıyla sunayım:
Birinci Mektup


Sevgili dostum, Verilen iki bin lirayı Adapazarı'nda Hikmet Bey'e gönderdim. Oradaki işlerimiz pek yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonucunu elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgiyi, şu pusulamla size tezelden iletmek istedim. Yarın sabah kendim gelip geniş bilgi vereceğim.

Kuvayi Milliye'den yana olanların Fransa'ya pek çok eğilim gösterdiklerini ve General Despere'nin (Franchet d'Esperey) Sivas'a gönderdiği subayların, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiltere Hükümetine karşı birtakım kararlar aldıklarını Ankara'daki adamımız "N.B.D. 285 /3", özel bir ulak ile gönderdiği mektupta bildiriliyor. "D.B.K. 91/3" her ne kadar derneğimiz üyesi ise de bu adamın Fransızlara çaşıtlık ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi söyleyip yaydığı kanısı bende uyanmıştır.

Bu iş üzerinde de, yüksek kanılarınıza ve güveninize aykırı düşecek sözlerimle, şimdiye dek o adam için göstermiş olduğunuz güvendeki yanılgıyı belirtmiş olacağım. Dün sabah Âdil Bey'le birlikte, Damat Ferit Paşa Hazretleri'nin yanına gittim. Biraz daha sabretmeleri ve beklemeleri gereğini sizin adınıza kendilerine bildirdim.

Damat Ferit Paşa Hazretleri verdiği karşılıkta, size teşekkür etmekle birlikte, Kuvayi Milliye Anadolu'da büsbütün kök saldığını ve karşı bir hareketle hain başkanları tepelettirilmedikçe, kendisinin Sadrazam olamayacağını ve böylece Padişahın da onayından geçen sözleşme hükümlerinin Konferansta savunulamayacağını söyledi. Ayrıca, Kuvayi Milliye'nin dağıtılması için yüksek İngiltere Hükümeti katında tezelden girişimlerde bulunularak, ortak bir notanın milletvekilleri seçiminden önce Babıâliye verilmesini ve çetelerimizin Adapazarı, Karacabey ve Şile'de Rumlara karşı girişecekleri saldırıları tutamak yapıp Kuvayi Milliye'nin güvenliği bozduğu gerekçesiyle işi çabuklaştırmaya çalışmamızı; İngiliz basının, Kuvayi Milliye'ye karşı yayın yapmasının sağlanmasını ve özel olarak torpido ile gönderilen "E. B. K.19 /2"ye, dün görüştüğümüz işler üzerinde telsizle yönerge verilmesini rica ediyor.

Bu gece, saat on birde Âdil Bey "K."de sizi görecek ve Ferit Paşa'nın bazı özel ricalarını daha bildirecektir. Daha sonra, Padişah Hazretleri ile Mister "T'. R." görüşebilecektir. Refik Bey'e artık güvenmeyiniz. Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir. Saygılarımı sunarım.

11.10.1919
Sait


Ek : Karacabey'le Bozkır'dan daha bir haber alamadık.
İkinci Mektup


Ankara'daki "N. B. D. 285/3"den gelen 12.10.1919 günlü mektupta, Sivas Heyeti Temsiliyesi'nden kurmay albaylıktan emekli Vâsıf Bey'in Despere ile görüşmek üzere gönderileceği ve birkaç güne değin yola çıkacağı bildiriliyor. Hikmet Bey paraları almış, Biraz daha para istiyor. Önceki gün sizin yanınıza geldiğim sırada izlendiğimi söylememiştim. Dönüşümde biri sarı bıyıklı, ötekisi kumral ve köse iki adamın sokak başında beni beklediklerini gördüm. Gece olduğu için epeyce korktum.

Yalnız birbirlerine yavaşça: "Bu Sait Molla imiş. Artık gidelim." dediklerini işittim. Bu sık sık buluşmalar benim için iyi olmayacak. Fuat Paşa Türbesi yakınındaki görüştüğümüz evi tutabilirseniz buluşabileceğiz. Nâzım Paşa, derneğimizi haber almış. Bana çok gücendi. İzninizle "N. B. S. 495/1" düzenine kendilerini kattım. Ev işi bir yoluna konuluncaya değin sizinle o buluşacaktır. Karacabey'de "N. B. D. 289/3"e gönderilen bin iki yüz lira, yerine ulaşmıştır. Yola çıkacaklardır. Ferit Paşa, Babıâliye verilecek notayı her dakika bekliyor. Bu durum, Padişah Hazretlerini pek üzüyor. Teselli ettirmeniz ve her zaman kendisine umut verici sözler söylettirmeniz, çıkarlarımız gereğidir. Bizim padişahların, her şeye karşı arık olduklarını unutmayınız. Seyit Abdülkadir Efendi, o iş için pek tuhaf şeyler söyledi.

Sözde arkadaşları: "Yurtseverliğe aykırı düşer." diyorlarmış. Artık siz işi bir yoluna koymaya bakınız. Polis Müdürü Nurettin Bey'in değiştirileceği söyleniyor. Hepimizin koruyucusu olan bu kişi üzerine gerekenlerin dikkatlerini çektiriniz. Saygılarımı sunarım. 18 /19.10.1919 Sait Ek: Ali Kemal Bey o adamla görüşmüş. Konuşmayı iyi yönetemediği için karşısındaki adam amacını anlamış ve kendisine, büyük bir aşağılama ile: "Biz, sizin İngilizler hesabına çalıştığınızı anladık." demiş.
Üçüncü Mektup


Yapılan propagandaları, Göz Hekimi Esat Paşa kolu ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak boyuna yalanlatıyor ve halkın heyecanını yatıştırmaya çalışıyorlar.
Bu adamlar başvurdukları zaman hiç karşılık verilmemesini; dün kararlaştırdığımız kişiye, Padişah aracılığıyla buyruk vermenizi rica eder, saygılarımı sunarım.

19.10.1919
Sait
Dördüncü Mektup


Sevgili Üstat, Muhipler (İngiliz Muhipler Cemiyeti üyeleri) arasında Franmason örgütünü istemeyenler var. İttihatçıların yolu tutulacağından korkuluyor. Bu örgütün yönetiminde kalp ve ruh ile yetiştirilmiş gençlerin katılmasıyla, bu programı uygulayabileceğiz.

Benim kılığımın engel olması yüzünden eski dostunuz "K. B. V. 4/35", kararlaştırılan ilkelere göre işe başlayacaktır. Ankara ve Kayseri'den yine haber yok. Saygılarımı sunarım üstadım.

19.10.1919
Beşinci Mektup


Üstat, Kasidecioğlu Ziya Molla dün Adam Blok'a (Adam Block) haber göndermiş, eski dostu olmasına güvenerek, benim başında bulunduğum Muhipler Cemiyetinin korunmasının İngiliz karakteriyle bağdaşmadığını ve bunun kamuoyu üzerinde kötü etkiler yaptığını, böylece Cemiyeti namuslu kişilerin temsil etmesi gerekeceğini dolayısıyla anlatmış ve benim için çok kötü sözler eklemiş. Bu kişinin bana karşı kişisel düşmanlığı olduğunu hatırlatmak isterim. Ziya Molla'nın damadının kız kardeşi eskiden benim karımdı: Kendisini boşadığım için bana böyle düşmanlık ediyorlar. Bunun Adam Blok Hazretleri'ne duyurulmasını ve Ziya Molla'nın şimdi İngilizlerden yana olmayıp ulusal eylemi destekleyenlerin propagandacısı olduğunu ve Mustafa Kemal Paşa ile ilişki kurmuş bulunduğunu ve beni suçlamasıyla da niteliğini ortaya koyduğunu üstatça görüşlerinize sunmak isterim.

21.10.1919
S.

Ek: Bir sakınca yoksa, Adam Blok Hazretleri'ne size olan hizmetlerimi duyurunuz.
Altıncı Mektup


Sayın Üstat, Ankara'dan "N. B. D. 295 /3"den özel ulak ile gelen 20 Ekim 1919 günlü mektupta bildirildiğine göre "K. D. S. 93/1", yönergemiz gereğince orada bırakılarak kendisi Kayseri'ye gitmiştir. Yönergenin onaylanmış bir örneğini de Galip Bey'e gönderdiğini bildiriyor. Önceki ödeneği harcamış olduğu için yeniden ödenek istiyor. Gizli örgütümüzün genişlediğini ve haydut başkanlardan yakasını kurtaran Muhiplerimizin şimdilik köylerde kalarak el altından işe başladıklarını muştuluyor ve son yaptığınız ustaca düzenlemelerin verimli olacağını bildiriyor. "M.K.B.", pürüzsüz Türkçesi yüzünden önemli işler çeviriyormuş. Hele hocalığına diyecek yok diyor. Yönergenin "X.W" plânı tam olarak hazırlanmış. Aramıza yeni yabancılar girmemiş ise amaç, sezilmeksizin eylemli olarak sağlanmış olacaktır. Yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere özel ulak "4 R " burada alıkonulmuştur.

23/24.10.1919
S.

Ek: Ahmet Rıza Bey'in İtalyan güdümü üzerindeki demecini mektubun sonuna ekledim. Kendisinin Fransa'ya geçmesi, bizce tehlike olur. Bu işi sağlama bağlayınız.
Yedinci Mektup


Üstadım, Ali Kemal Bey dün o adamla görüşmüş. Basın işinde biraz ağır davranmak gerektiğini söylemiş. Bir kez, lehine yöneltilmiş olan düşünürleri ve yazarları öncekine karşıt bir amaca yöneltmek, bizde pek kolay olmaz. Bütün devlet görevlileri ulusal eylemi şimdilik iyi görüyor, demiş. Ali Kemal Bey, yönergenize eksiksiz uyacak. Zeynelâbidin partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor.

Kısacası, işler bulandırılacak, Bugünlerde Fransa ve Amerika çevrelerinde benim adım çok geçiyormuş. Bunun nedenini şimdiye dek anlayamadım. Ulusal eylemden yana olanların, bu hükümetin siyasal görevlileri üzerinde yaptıkları etki sonucu olarak, tehlikeye giren yaşamımın korunması size bırakıyoruz. Ben bu güvenle kendi kendimi yüreklendiriyorum. Hikmet ile kendim görüştüm, Bu kez onu biraz kaypak buldum.

Ama sağlam güvence verdi. "Ben merdim. Sözümden dönmem." dedi. Sivas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. Kadıköylü de işi üzerine alıyor. Fakat o yere batası ittihatçı basın, bazı bazı bizim işlere engel oluyor. Bunların yazılarına dikkat gerek. Paşamız gene de sinirli, "Ne vakit olacak?" diyor. Ev işinin bugüne dek yoluna konulmamış olması, buluşup görüşmemizi güçleştiriyor. "N.H.S. 495/1" Konya'ya önem verilmesini öğütlüyor. Size sözlü olarak açıkladığı iş üzerinde dikkatini çekmemi rica ediyor.

Ali Kemal Bey'in uğradığı son yıkım üzerine üzüntülerinizi bildirdiğinizi söyledim. Bu adamı elde bulundurmak gerek. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunmak için en elverişli zamandır. 19 Ekim günlü mektubumu almadığınıza üzüldüm. Aracıyı biraz sıkıştırınız. Tehlikeden sakınmak, benim için pek önemlidir. Yeni bir parola gönderiniz. Hikmet ve Kadıköylü'ye numaralarını vereceğim. Saygılarımı sunarım üstadım.

24.10.1919
S.

Ek: Birkaç kez söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa'ya ve onu tutanlara biraz yumuşak davranmalı ki, kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. Bu işe pek çok önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.
Sekizinci Mektup


Sevgili Üstat, Seçimleri geciktirmek ve geri bırakmak için gerek Mustafa Sabri ve gerek Hamdi ve Vasfi efendilerle uzun uzadıya, verdiğiniz yönerge sınırları içinde görüştüm. Razı oldular. Mahallelerde propagandalar başladı. Gerekenleri elde edecekler. Bol para dağıtarak halkın kafasını karıştıracaklardır. Padişahın bu konuda aydınlatılması gerekmektedir. Ustaca düşünce ve önlemlerinizle amaca ulaşacağımıza güvence veririm, üstat.

26.10.1919
S.
Dokuzuncu Mektup


"9. R." özel ulak geldi. Keskin örgütü bitmiştir. Arkadaşlara propaganda için yönerge verdim. Başarılarımızın ilk verimlerini yakında alacağımıza güveniyorum, üstadım.

27/28.10.1919
S.
Onuncu Mektup


Sevgili Üstat, Sarayda, yeni hükümet kurulmasının düzenlediği ve tasarladığı söylentisi yayılmıştır. Bu işin çabuklaştırılması çok gereklidir. Anadolu örgütümüzün bazı düzenleri Kuvayi Milliye'ce anlaşılmış, özellikle Ankara ve Kayseri'de bize karşı çalışmalar başlamıştır. Kürt Cemiyeti, söz verdiği halde bir iş yapamadı.

Çetelerimizden bir kısmı tepeleniyor. Ne pahasına olursa olsun, tasarlanan hükümetin iş başına getirilmesi pek çok gereklidir. Ali Rıza Paşa'nın, düzenlemelerimize karşı önleyici önlemler alacağını da sanıyorum. Bozkır'a gidecek adamlarımız, tanınmış kişiler olduklarından, çokça korkuyorlar. Konya'da "K.B. 81/1"e, sizin adamınız aracılığı ile olayın kızıştırılması için bildirim yapılarak, propaganda kurullarının bu konu üzerinde çalışmaya çağrılması gereğini ve zorunluğunu bildirir, saygılarımı sunarım.

29 /30.10.1919
S.


Benim bir mektubumdan Hikmet'e söz açmışlar. Bu mektubun içinde yazılı olanları nereden öğrenmişler'? Hikmet ile kendim görüştüm; bunun doğru olduğunu, şaşkınlık içinde Hikmet'ten dinledim. Çaşıt, benim çevremde midir, yoksa sizde midir?
On Birinci Mektup


Sevgili Üstadım, Kürt Teali Cemiyetindeki yakın dostlarımızla görüştüm. Yeni geldikleri için birkaç gün sonra, verilen yönergeye uygun olarak gerekli düzenlemeleri yapacaklarını; yalnız Kürdistan'a gönderilecek çeşitli arkadaşlar için büyük bir ödenek verilmesi gerektiğini söylediler. "D. B. R. 3/14l" den gelen mektubu da gösterdiler.
Urfa, Antep, Maraş'ta Fransızlara karşı gereğinden daha çok kışkırtma yaptıkları ve halkı, kolordu komutanının güttüğü yumuşak siyasaya aykırı bir davranışa sürükledikleri yazılıdır. Hükümet başkanlığına Zeki Paşa'nın getirilmemesi için ileri sürülen düşünceler doğru değildir. Bu adam Kürtlere sözünü geçirebilecek durumdadır. Eski Ermeni kırımı unutulmuştur. Sizin aklınıza gelenler, bugün için her halde mevsimsizdir. Bunu, gerektiğinde başka türlü yorumlamak kolaydır. Ustaca yardımlarınızı her dakika bekliyoruz. Karşıdaki olayı ötekilerine bulaştırmaya çalışıyoruz. Saygılarımı sunarım.

4.11.1919
On İkinci Mektup


Sevgili Üstadım, Ahmet Rıza'nın Le Temps gazetesi haber yazarına verdiği demeç elbette dikkatinizi çekmiştir. Emir Faysal'a Fransızlarla anlaşma yapmasını öğütlemesindeki anlamın kapsadığı siyasal nükte, ustaca görüşlerinizden uzak kalmamalıdır. Kuvayi Milliye başkanları, son günlerde dikkati çekecek bir biçimde Fransa'ya eğilim belirtisi gösterdikleri gibi, bir yandan Irak'ta kargaşalık çıkartırken öte yandan Suriye'deki egemenliğinizi de baltalamak istiyorlar.

Bu kuvvetlerin sürüp gitmesinde gösterilecek ilgisizlik ve savsaklama, İslam dünyasının İngiltere'ye karşı olağanüstü çalkanmasıyla sonuçlanacaktır. En dikkate değer olan bu noktayı görmek ve yüksek siyasa adamlarınıza göstermek pek çok önemli ve gereklidir. Şu düşüncemle bilimsel değerinize dil uzattığım sanısına varmayınız.

Çünkü, Türkiye üzerinde sizden başka bir kuvvetin erkini ve egemenliğini sürdürmesi, siyasal amacımıza aykırıdır. Fransa, İtalya ve özellikle Amerika'nın, gerek devlet adamlarıyla gerek basınıyla bu kuvvete karşı gösterdikleri türlü eğilimler, siyasal ve askeri üstünlüğünüzü çekemediklerinin açık belirtileridir. Ahmet Rıza gibi Klemanso (Clemenceau) ve Pişon'un (Pichon) ve çeşitli yüksek siyasa adamlarının en yakın ve eski dostu olan kişilerin, Fransa'da önemli bir rol çevireceklerine ve kamuoyunu tam anlamıyla kendilerinden yana çekeceklerine inanınız.

Bu adamın İsviçre'ye geçmesi ile ilgili haberlere bakılırsa oradan bir yolunu bulup Fransa'ya geçmek amacında olduğu kanısına varabilirsiniz. Balıkesir dolaylarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış ve "A. R." de gizlenmişlerdir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor. Beş bin liradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor. Karaman'dan "D.B.S. 40/5"ten gelen mektupta şimdilik beklemek zorunda oldukları ve Kayseri'de "K.B.R.87/4"ten gelen mektupta da pek yakında eyleme başlayacakları bildiriliyor.

Ziya Efendi de, "H.K." ve "C.H."de örgütler tamamlandığından oraya yalnız ödenekle gitmek zorunda olduğunu sözlü olarak bildiriyor. Dilerseniz durum üzerinde sözlü olarak size geniş bilgi verecektir. Çok sıkı izlenildiğimizi, düzenlemelerimizden Sivas'ın günü gününe haber aldığını söyleyebilirim. Mehmet Ali'ye güvenmeyiniz. Ağzı sıkı değildir. Herhalde boşboğazlık ediyor. Dış örgütte ve işlerde benden başkasını kullanmasanız daha iyi olur. Ali Kemal Bey'in listeye geçirilmesi zorunludur.

Bunca sırlarımızı bilen bu adamı gücendirirsek planlarımız, olduğu gibi yabancı ellere geçer. Bu adamı sıkıca kollayınız. Saygılarımı sunarım üstadım. 5.11.1919 S. Kemal yakalanmış, bağlılığı bakımından, "K. B. R. 15/1"in örgütle ne ölçüde ilişkisi olduğu meydana çıkmış demektir. Bu adamı korumak çok gereklidir.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:52

Mr. Fru'ya Yazdığım Mektup
Baylar, bu geniş düzene engel olmak ve yaratılan tehlikeli durumları ortadan kaldırmak için elimizden gelen her yola ve önleme başvurduk. Şimdiye değin anlattığım ve bundan sonra sırası geldikçe hatırlatmaya çalışacağım o hepinizin bildiği başkaldırmaları, karışıklıkları, resmi düşman kuvvetlerinin saldırılarını bastırmak ve ortadan kaldırmak için çok uğraştık,

Ali Rıza Paşa Hükümeti, gözüne batan Kuvayi Milliye'yi bastırmaya ve bunun için bizimle didişmeye bakmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi ondan sonra hükümet kuran yüksek arkadaşları da, onun yolunda gitmekten ve sonunda yıkımdan yıkıma, rezillikten rezilliğe sürüklenmekten başka bir iş görmediler.

Baylar, bütün bu gizli düzen kaynaklarının, Rahip Fru'nun kafasında toplandığını ve oradan din kardeşlerimiz olacak hainlerin kafalarına sokularak uygulama alanına çıkarıldığı kestirildiğinden, bir zaman için olsun Rahip Fru'nun durmasını ve bu işten uzaklaşmasını sağlamaya yarar düşüncesiyle, kendisine bir mektup yazdım. Mektubun iyi anlaşılabilmesi için, şu bilgiyi de ekleyeyim ki ben Bay Fru ile İstanbul'da bir iki kez görüşmüş ve tartışmıştım. Fru'ya Fransızca olarak gönderdiğim mektubun Türkçesi şudur:
Mister Fru'ya,
Sizinle, Mösyö Marten aracılığıyla, yaptığımız görüşmelerin anısını seve seve gönlümde saklıyorum. Yıllarca ülkemizde ve ulusumuz arasında yaşamış olan sizin, bizim için en doğru düşünce ve kanılarla dolu bulunacağınızı umardım. Oysa, ne yazık ki, İstanbul çevresinde karşılaştığınız kimi aymaz ve çıkarcı kişilerin, sizi yanlış yönlere sürüklediklerini pek çok üzülerek anlıyorum. En başta Sait Molla ile düzenlemeye ve uygulamaya başladığınız, güvenilir kaynaklardan öğrenilen planın, İngiliz ulusunun gerçekten kınayacağı bir nitelikte olduğunu bildirmekliğime izninizi rica ederim.

Ulusumuza, Sait Molla'nın değil, fakat gerçek yurtseverlerimizin gözüyle bakıldığı zaman, böyle planların artık ülkemize ve ulusumuza uygulanabilecek bir yanı olmadığı yargısına kolaylıkla varılır. Nitekim daha bugünün olaylarından olan Adapazarı ve Karacabey olaylarının başarısızlığa uğraması, sözümüzü doğrulamaya yeter. Fakat, buna ne gerek vardı? İngiliz subayı Novil'in, Diyarbakır dolaylarında Müslüman Kürt halkı yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan sonra Malatya'da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerle, Sivas'a karşı yaratmaya çalıştığı olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı utanç verici değil miydi?

Size önemle ve içtenlikle bildiririm ki, İngiliz ulusu, ulusumuzun dostluğuna ve güvenine değer vermiyorsa, bundaki yanılgı pek derindir. Böyle değilse kullandığınız araçlar pek yanıltıcı olup, sonuç ve verim alınacak nitelikte değildir. Sait Molla aracılığıyla Adapazarı'na gönderilen iki bin liranın, yakında verimli sonuç sağlayacağı yolunda verilen sözün yalan olduğunu olaylar size anlatmış olacağından uzun sözü gerekli görmem. Hele sizinle ilişki kuran düzmecilerin, Osmanlı Padişahının da ortaklaşa yaptığınız işlerinizde ve çalışmalarınızda eli varmış gibi gösterilmesi pek tehlikelidir.

Siz çok iyi düşünebilirsiniz ki Padişah, sorumsuz ve tarafsız olup ulusal irade ve egemenliğimizle ilgili gerçekleri değiştirmez ve bozmazlar. Ülkemizde bulunan İngiliz siyasal görevlilerinin, elbette İngiliz ulusunun eğilimine ve çıkarına aykırı olarak, yurdumuza ve ulusumuza karşı uygarlığa ve insanlığa yaraşmaz bir biçimdeki girişimlerini, elimizde bulunan belgelerle İngiliz ulusunun gözü önüne serersek, sonuç dünyaca iyi karşılanmaz sanırım. Fakat, bu konuda, tuhaf olması bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki siz, bir din adamı olarak siyasa oyunlarına, özellikle öldürüşmeye varacak işlere karışmak hevesine kapılmamalıydınız.

Sizinle yaptığım görüşmelerde, sizi bu türden bir siyasa adamı olarak değil, insanlığa hizmet eden, adaleti seven erdemli bir kişi olarak tanımıştım. Bunda ne denli aldandığımı son aldığım sağlam bilgilerin doğrulamakta olduğunu size bildirmekle şeref duyarım.

Mustafa Kemal


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:56

Ali Rıza Paşa Hükümeti Düşmanın Yalanlarına Gerçek Gözüyle Bakıyor
Baylar, İstanbul'da hükümetin gözü önünde ve bilgisi altında yapılmış ve yapılmakta olan alçakça girişimlerin ve bu girişimlerin bütün yurtta uğursuz belirtileri olduğunu açıkça ortaya koyan olayların gerçek kaynaklarını ve etmenlerini, İstanbul Hükümetinin, Heyeti Temsiliye'den daha iyi bildiği, şimdi de kuşku götürür mü?

Baylar, işlerin içyüzünü bilen bir hükümetin üyelerinden, düşmanların, salt yanıltmak ve yoldan çıkmak amacıyla ortaya attıkları kara çalmalara ve söylentilere gerçek gözüyle bakıp, yine onların öğütlerini çıkar yol ve önlem diye uygulamaya kalkışmak gibi bir davranış beklenir mi?

Bu sorulara yanıt vererek yüksek topluluğunuzu yormaktan çekindiğim için sözü, Ali Rıza Paşa Hükümetinin düşüncesini yansıtan Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya bırakmayı yeğ tutarım.

Baylar, açıkça söylemeliyim ki ben, Cemal Paşa'nın bu konu ile ilgili olarak gönderdiği şifre telin anlamını ve kapsamını kavramakta güçlüğe ve şaşkınlığa uğradım ve kendilerinden yeni bir tel göndermelerini istedim, Nazır Paşa, 9 Aralık 1919 günü, olduğu gibi bilginize sunacağım birbiri arkasından gelen telyazılarını gönderdiler.
9 Aralık 1919


Sivas'ta Üçüncü kolordu Komutanlığına Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine


Yinelenmesi istenilen telyazısı aşağıda sunulmuştur: Hükümetin, Barış Konferansına çağrılmak için istekte bulunduğunu bilinmektedir. Antlaşmanın iyice bir sonuca varması, gidecek delegelerimizin ulusal güveni kazanmış, hem de içişlerinde sözü geçer bir hükümeti temsil etmeleriyle yapılabilir. Yabancı devlet temsilcileri, içeride güvenliğin ve dirliğin kurulup yerleşmesini durmadan öğütlüyorlar ve Anadolu'da bir kırıma uğrayacakları kaygısıyla korkuya düşen Hıristiyan halkın, işgal altında bulunan düşman elindeki yerlere sığınmakta olduklarını etkili ve dikkat çekici bir dille söylüyorlar.

Gerçi işgal edilmiş yerlere ve özellikle Adana dolaylarına gidenler, oralardaki Ermeni sayısını artırmak için gitmekte iseler de, bu gidiş üzerine, Anadolu'da dirlik ve düzenliğin bozulduğu ileri sürülerek, hükümetçe yapılan yalanlamanın etkisi azaltılıyor. Çünkü Heyeti Temsiliye güvence verdiği halde illerde kimi kişilerin, kendilerine hoş görünmeyen görevlileri kimseye danışmadan görevlerinden çıkarmaları, değiştirmeleri; hükümet işlerini aksatmaları, zor kullanarak yardım ya da vergi toplamaları gibi davranış ve karışmalarının büsbütün önlenememesi yüzünden, yabancı çevrelerin kaygıları da sürüp gitmektedir.

Devletimizin karada ve denizdeki şu durumunda alınyazımız üzerinde karar verecek olan devletlere karşı gözdağı verici bir davranış herhalde dokuncalıdır. Bundan başka, Heyeti Temsiliye adına yabancı temsilcilere teller çekilmesinin, ülkede iki hükümet bulunduğunu gösterdiğini Fransa temsilcisi açıkça söylemiştir. Hele bunlardan herhangi birine karşı aşağılayıcı sözler kullanılması, temiz ahlâk ve ileriyi düşünen sağlam görüşle bağdaşmaz. Tehlike ve sıkıntı zamanlarında ağırbaşlı ve onurlu davranmanın ulusal özelliğimizden olduğu unutulmamalı; üzüntünün ve bezginliğin akla getireceği aşırı ve öldürücü istek ve tasarılar için yurdun yüce çıkarlarından vazgeçilmemelidir. Şimdiki durumumuzda haklarımızı, ancak iyi siyasa gütmekle, uyanık durmakla ve zamanın gereklerine uymakla savunabiliriz.

Bu düşünceler, bildiğiniz şeyleri sizlere bir daha bildirmekten başka bir şey değilse de, arkadaşlara ve şubelere de yurtseverce öğütler vermek herhalde pek çok gereklidir. Yakında toplanacak olan Meclisi Mebusan'ımızın, sevgili yurdumuzun kurtuluşu ve mutluluğu için gereken bilgece önlemleri bularak bu yüksek amacı gerçekleştirmeye bütün varlığı ile çalışması ve özenmesi beklenmektedir.

Hükümetin düşüncesini bilginize sunarım.

Harbiye Nazırı
Cemal
Baylar, dinlemiş olduğunuz bu telyazısının içindekileri yorumlayarak yüksek topluluğunuzu yormayı gereksiz bulurum. Yalnız izin verirseniz, buna verdiğim yanıtı, olduğu gibi sunmakla yetineceğim.
Şifre
Sivas, 11.12.1919


Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne


Hükümetin düşüncesi olarak gönderilen 9 Aralık 1919 günlü telyazısı, Kurulumuzca gözden geçirildi. Bu telyazısında bildirilenler, bunca açıklamalar yaptığımız ve bilgiler sunduğumuz halde, gene eskiden ileri sürülen görüşleri yineleme niteliğinde görülmüştür. Heyeti Temsiliye'mizin amacı, hükümet erkinin kırılmasını önlemek ve ulusal güveni sağlamlaştırmaktır diye birçok kez güvence verilmiştir. Sunularımızın ne yazık ki, gereken önemle dikkate alınmadığı kanısı uyanmaktadır.

1. Anadolu'da dirlik, düzenlik ve güven kalmadığı doğru değildir, belki düşük Damat Ferit Paşa Hükümeti zamanında yaratılan dirliksizlik ve güvensizlik, son zamanlardaki ulusal birliğin etkisi ile ortadan kalkmıştır.

2. Kişilerce, kimseye danışmadan görevli çıkarılmış ya da değiştirilmiş değildir. Yalnız, Dahiliye Nazırlığının, ulusal eylemlere karşı olmalarından dolayı düşük hükümet zamanında ulusça kovulan ve adları herkesçe bilinen görevlileri yeniden atamada direnmesiyle, pek anlamlı bir tutumu vardır. Dahiliye Nazırlığının, ulusal isteklere büsbütün aykırı olan ve şimdi bile kamuoyuna eski Nazır Âdil Bey ruhunun bu nazırlıkta yaşadığı duygusunu veren yürütümüne, elbette pek haklı ve yasal olarak, halk uyamamaktadır.

Gene o müsteşarın, gene o İçişleri Genel yönetiminin, gene o Özlük İşleri Müdürünün işbaşında bulunmaları, gerçekten hem yüksek hükümetinizi hem de ulusa karşı söz vermiş olan Heyeti Temsiliyemizi pek güç bir duruma sokmaktadır. .....günlü telle bilginize sunduğumuz Dersim Mutasarrıfı konusu, dikkat çekicidir. Artık bu konuda Heyeti Temsiliye'ce yapılacak bir şey kalmamıştır. Bundan böyle de, Dahiliye Nazırlığının bu gibi işleri yüzünden ortaya çıkacak durumların düzeltilmesi için, iyi karşılanmadığından ve güven beslenmediğinden, ricada da bulunulmayacaktır.

Son bir kez daha şunu bildirelim ki yüksek hükümetiniz, ulusun güvenini gerçekten kazanmak, bu ülkeye ve ulusa yararlı olmak dileğinde ise, ki buna Kurulumuzun hiç kuşkusu yoktur, ulusun ruhuna, durumun ağırlığına göre bir yol seçmeli; asıl derdi kendi içinde iyileştirmelidir. Yoksa, iş başına gelindiğinden beri yapıldığı gibi, Heyeti Temsiliye'yi hedef tutarak bu yolda sürekli yazılar yazmakla amaca ulaşılamaz.

3. Düşük hükümetin ulusa düşman, düşmanlara dost olarak gütmüş olduğu haince siyasanın mirası olan Aydın cephesinde para toplanırken, belki bazı uygunsuzluklar olmuştur. Ancak, Sivas Genel Kongresi ile oluşan ulusal birliğin ve Harbiye Nazırlığının yaptığı yurtseverce çaba ve yardımların etkisiyle bu gibi olayların da önü alınmış demektir.

4. Ulus, Ateşkes Anlaşmasıyla bağlı bulunduğu düşman devletlerden hiçbirine gözdağı verici bir durum almış değildir. Yalnız, kutsal ve yasal haklarına el uzatılmasını, kesin zorunluk olursa, silahla da önlemeye kararlıdır.

5. Heyeti Temsiliye'nin, yabancı devlet temsilcilerine tel çekmesi konusuna gelince; bu, ancak protestolarda bulunmak içindir ki, yüksek hükümetinizin onayından da geçmiştir. Aslına bakılırsa, ulusal birliğin temsilcisi olarak Heyeti Temsiliye'nin, ulus adına bu denli yazışmalarda bulunması, yasal bir haktır. Eğer hükümet de, böyle duyarlık gösterir ve ulusla bir düşüncede olduğunu bu gibi elverişli durumlarda açıklamaya ve belirtmeye koşarsa, siyasaya zarar vermek şöyle dursun, bundan pek büyük yararlar elde edileceği apaçıktır.

Oysa yüksek hükümetinizin, Adana'nın işgali gibi açık bir haksızlığı bile protesto etmediğini Fransızlar söylüyorlar. Demek ki, Fransız Temsilcisinin açık konuşmasının nedenini bu noktada aramalıdır. Kısaca şunu bildirelim ki, Heyeti Temsiliye, ne üzüntüye ve bezginliğe kapılmıştır ne de kutsal görevlerinde ulusun ve yurdun esenliği için gerekenleri anlayamayacak bir bilinçsizliğe düşmüştür. Ulusun esenliği adına aldığı önlemlerde ve yaptığı bütün işlemlerde ağırbaşlılığı ve onuru, alçalmaya ve uyuşukluğa yeğlemeyi temel ilke olarak kabul etmiştir.

Siyasanın da, akıllılığın da, durumun gereklerine uymanın da ancak bu yolda olacağına inanmıştır. Bunun için, ulusun çok acı gerçekler karşısında uyanık ve bilinçli olan ruhundan aldığı bu ilkelerin tersini ulusa öğütleyemez ve yakında toplanmasını çok gerekli saydığı Meclisi Mebusan'ın da bu ruh ve duygu ile dolu olacağına sağlam güven besler.

6. Heyeti Temsiliye'mizin görüşü yukarda bilginize sunuldu. Bu gibi işlerde, delegemiz olarak, sizin hükümet üyelerini aydınlatmanız ve aslı olmayan şeyleri kendilerine açıklamanız gerektiğini, yurdun esenliği adına, saygıyla bildiririz.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal



Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 20:59

Çürüksulu Mahmut Paşa'nın Demeci
Baylar, İstanbul'da yurdun kurtarılmasıyla ilgili en önemli görevlerde çalışan saygıdeğer ve akıllı tanınmış kişilerin o zamanlar, İstanbul'un zehirli havasını almaları yüzünden, anlayış ve görüşlerinde ne denli olumsuz sapmalar olduğuna bir örnek vermek için, daha Sivas'ta iken karşılaştığım küçük bir olayı, izin verirseniz bilginize sunmak isterim. Belki sayın üyeler arasında hatırlayanlar vardır.

Senato üyelerinden Çürüksulu Mahmut Paşa, Bosfor (Bosphore) gazetesi yazarlarından birisine, siyasal durumumuz üzerine demeç vermişti. Mahmut Paşa'nın o sıralarda Barış Hazırlıkları Komisyonu üyesi olduğunu da hatırlarsınız. Paşa'nın, 31 Ekim 1919 günlü Tasviriefkâr gazetesinde de yayımlanan demecini, 17 gün sonra Sivas'ta okudum. "Ermenilerin pek çok olan isteklerine hak vermeksizin, sınırlarda bazı düzeltmeler yapmayı kabul ederiz." sözleri dikkatimi çekti. Doğu Anadolu'da Ermenistan yararına toprak bırakılacağına söz verme niteliğinde olan bu cümleyi, Barış Komisyonu üyelerinden bir devlet adamının söylemiş bulunması, gerçekten düşünülmeye ve şaşılmaya değerdi.

Bundan ötürü, 17 Kasım 1919 günü Çürüksulu Mahmut Paşa Hazretleri'ne göndermeyi yararlı saydığım bir telyazısında, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı, "Doğu Anadolu halkının, pek haklı olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu" belirttikten sonra: "Erzurum ve Sivas kongrelerinin kararları uyarınca ulusun Ermenistan'a bir karış toprak bırakmayacağını; dahası, hükümet, bu denli acı bir zorunluk karşısında boyun eğerse ulusun, kendi haklarını kendisi savunmaya karar verdiğini ve bunun bütün dünyaya ilan edilmiş olduğunu" yazdım ve bu ulusal dayanç kararının ve direncin herkesten önce Barış Hazırlıkları Komisyonu yüksek üyelerince bilinmesi ve benimsenmesi gerektiğini bildirdim. (belge: 196)

Baylar, Sivas'ta kaldığımız sırada birçok sorunlar ve olaylarla karşılaşılmış ve zorunlu olarak ulusal, idari, askeri ve siyasal girişim ve yürütümlerde bulunulmuştur. Bunların hepsini ayrıntılarıyla anlatmak uzun sürer. Yalnız, izlediğimiz olaylar zincirinin birbirine bağlanmasına yarayacak kimi noktalara dokunarak ve işaret ederek geçeceğim.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 21:01

Ulusal Örgütlerin Düzene Sokulması


Baylar, ulusal örgütün düzene sokulması önemliydi. Bunun için özel önlemler alındı. Seçimler dolayısıyla ortaya çıkan bazı görüş ayrılıklarının giderilmesi çarelerine başvuruldu.

Maraş'ta kimi Çerkez yurttaşlar, sözde Maraş'ın bütün Çerkezleri adına Cebelibereket (Adana'nın doğusunda bulunan ve o zamanlar Adana iline bağlı olan bir sancak. Bugünkü Osmaniye, Islahiye, Dörtyol ilçelerinin bulunduğu yerler) Guvernörünün (O zamanki Cebelibereket sancağının Fransız yöneticisi) Maraş'a gönderilmesini, Antep'teki Fransız askeri komutanından telle istemişlerdi. Buna izin veren Maraş Mutasarrıfı kınandı. Maraş'ın esnaf ve ileri gelenlerine, söz konusu Guvernör gelecek olursa, karşılamamaları bildirildi. İstanbul Hükümetinin de dikkati çekildi.

Bolu dolaylarında güvensizlik gittikçe artıyordu. İzmit'te, Âsım Bey'den sonra, Birinci Tümen Komutanı olan Rüştü Bey'e bu konuda yönerge verildi.

Baylar, 20 Kasım 1919 günü, İstanbul'daki örgütümüzden, Kara Vâsıf ve Albay Şevket imzalarıyla gelen bir şifrede: "Gebze Kaymakamının karşıcıl olduğu ve çeşitli ağır suçlar işleyen Yahya Kaptan'ın kötülüklerini örtmeye ve daha başka işlere başlayarak Kuvayi Milliye'ye leke sürmeye çalıştığı" bildiriliyor; bu kaymakamın yerinin değiştirilmesi söz konusu ediliyordu. (belge: l97)

Biz de bu görüşe yürekten katılarak gereğinin Cemal Paşa aracılığıyla sağlanmasını yanıt olarak bildirdik. (belge: l98)

Baylar, bu Yahya Kaptan sorunu, devrimin önemli bir evresi içine girdiği ve çok anlamlı olduğu için biraz ayrıntılara inmeyi uygun görüyorum.

Şimdiye değin verilen bilgilerden kuşkusuz anlaşılmış olacaktır ki, karmaşık, birbiriyle anlaşmış ve ortak düşmanların uygulamaya çalıştıkları planın önemli bir noktası da, ülke içinde güvensizlik olduğunu ve Hıristiyan halka saldırıldığını, eylemli ve maddesel işler ve olaylarla dünyanın gözü önünde tanıtlamak ve bu iş ve davranışların Kuvayi Milliye'ce yapıldığına inandırmaktı.

Bu gizli ve alçakça amacın gerçekleştirilmesi için de, bildiğimiz gibi, birtakım çeteler kurarak özellikle Hıristiyan halk üzerine saldırmak ve bu çetelerin işleyecekleri ağır suçları, ulusal örgütlerin üstüne atmak yolunu tutuyorlardı. Bu girişimler, az çok yurdun her yanında filiz vermeye başlamakla birlikte, en önemli gelişme ve çalışma, İstanbul'a yakınlığı dolayısıyla, Biga, Balıkesir ve özellikle İzmit, Adapazarı ve Bolu dolaylarında oluyor ve dikkat çekici bir durum gösteriyordu.

Biz bu haince ama -açık söylemek gerekirse- çok ustaca girişime karşılık, olağanüstü önlem ve girişimlerde bulunmak zorunda kaldık. Çünkü, İstanbul Hükümeti, bütün bu düşman girişimlerini, gerçekten Kuvayi Milliye'ce düzenlenmiş sanıyor ve ortadan kaldırılmaları için sert önlemler alacağı yerde boyuna Heyeti Temsiliye'yi suçlayarak ve bu Kurula baskı yaparak, bu ağır suçları işleyen düşman çetelerinin dağıtılmasını bizden istiyordu. Ne yazık ki, hükümet, bu düşünce ve kanısını, İstanbul'daki örgütümüz başkanlarına da aşılamayı başarmıştı.

Baylar, bizim, özellikle İstanbul'a yakın olan İzmit bölgesinde uygulanmasını düşündüğümüz önlem, orada silahlı ulusal birlikler kurulması ve o dolaylardaki güvenilir komutan ve subaylarımızın da bu ulusal birliklere yardımı ve desteği ile, hain çeteleri izleyip dokuncalarını ve varlıklarını ortadan kaldırmaları idi.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 21:25

Yahya Kaptan İşi
İşte, bu amaçla meydana getirebildiğimiz ulusal birliklerin en önemlisi ve güçlüsü "Yahya Kaptan" diye tanınmış olan bir özverili yurtseverin birliği idi.

Merhum Yahya ile ilk ilişkimiz şöyle oldu:

Bir gün telgrafçılar, Sivas Telgraf Merkezine şu bilgiyi veriyorlardı: Çok acele bir teli durdurdular; yani İstanbul'da durdurulmuştur. İçeriği şudur:
Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Dün İzmit'ten salık verilen Yahya benim. Yarın akşam Kuşçalı telgrafhanesinde buyruğunuzu bekliyorum.
Kuşçalı, Üsküdar'la Gebze arasında bir köydür. Gerçekten Yahya Kaptan bana İzmit'ten örgütümüzce salık verilmişti. 4 Ekim 1919 günü Kuşçalı merkezinden şu teli aldım:
Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Önemli ve çok ivedidir. Ben size iki gün önce İzmit'ten salık verilen Yahya'yım. Buyruğunuz üzere, telgraf başında buyruklarınızı almaya geldim. En son yarın akşama değin Kuşçalı telgrafhanesindeyim.

Yahya
Anlaşıldığına göre, Yahya Kaptan İstanbul'dan telinin çekilmediğini anlayınca, kendisi daha Kuşçalı'ya gelmeden, bu teli Kuşçalı merkezine göndererek çektirmiş. (belge: l99) Ben de şu buyruğu verdim: (belge: 200)
4 Ekim 1919


İzmit Merkezi Aracılığıyla Kuşçalı Telgrafhanesinde Yahya Efendi'ye

Bulunduğunuz bölgede güçlü bir örgüt kurunuz. Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey aracılığıyla bizimle bağlantı sağlayınız. Şimdilik hazır bulununuz.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı
Mustafa Kemal
Baylar, Yahya Kaptan aldığı bu buyruk üzerine örgütü kurdu ve aylarca İstanbul'la ilişkisi olan çevrelerde hain çetelerin iş görmelerine engel oldu.

En sonunda, İstanbul Hükümetince öldürtüldü. Gerçi, Yahya Kaptan'ın çalışmaları ve korkunç bir biçimde şehit edilmesi, bundan sonraki aylarda geçen bir olay ise de, burada olaydan söz açılmışken, bir daha dönmemek üzere, sorunun açıklanması uygun olur düşüncesindeyim.

24 Kasım 1919 günü Kartal merkezinden, şu teli aldım:
Köy içinde suçsuz adam öldürme, Bucak Müdürünü herkesin gözü önünde dövme, köylülerden zorla (para ve mal) alma suçlarından dolayı Yahya Kaptan'ı hükümete teslim zorunluğu vardır. Dahiliye Nazırlığı önemle bu işi izliyor. Hükümetin güç durumda kalmaması, Yahya Kaptan'ın teslimini gerektiriyor. Buyruklarınızı makine başında bekliyorum efendim. (belge: 201)

İmza
Kartal Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Heyeti Temsiliye Başkanı Binbaşı
Ahmet Necati
Askerlerin ve resmi görevlilerin, bizim ulusal örgütlerle ilgili kurullarımızın başkanlıklarını açıkça almaları yöntemimiz değildi. Bir de, bizim örgütlerle ilgili tüzüğümüzü bilmesi gereken kurul başkanlarının, Heyeti Temsiliye'nin tek bir kurul olduğunu, her yerde birer Heyeti Temsiliye'nin olamayacağını da bilmesi gerekirdi. Bu telyazısı üzerine, İzmit'teki Tümen Komutanına şu teli yazdım.
Şifre
Sivas, 25.11.1919


İzmit'te Birinci Tümen Komutanı Rüştü Beyefendi'ye

"Kartal Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı" sanıyla Binbaşı Ahmet Necati Bey'den gelen bir telde: Adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme, köylülerden zorla (para ve mal) alma işlerinden dolayı Yahya Kaptan'ı hükümete teslim etmek zorunluğu olduğu ve Dahiliye Nazırının da bu işi önemle izlediği bildirilmektedir.

Başlangıçtan beri ulusal ayaklanmalarda iyi hizmeti görülen bu adamın, ülkemizin bu bunalımlı günlerinde hükümete teslim edilmesi kesinlikle uygun görülmemekte olduğundan, hükümetin erkini de göz önünde tutarak, Yahya Kaptan'ın bu aralık yasa kovuşturmasından kurtarılması konusunun bir yoluna konulması, Kartal'da Necati Bey'e gereken yönergenin verilmesi ve sonucunun bildirilmesi önemle rica olunur.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
26 Kasım 1919 günü Hereke merkezinden de şu teli aldım:
Ulus adına çok rica ediyorum. Bugünlerde Binbaşı Necati Bey'in görevini kötüye kullanması, Kuvayi Milliye'yi lekelemektedir. Hemen soruşturma yapılmasına buyruğunuzu rica ederim.

Gebze İlçe Milis Komutanı
Yahya
İzmit'teki Tümen Komutanından aldığım yanıt da, olduğu gibi, şudur :
İzmit,
29 Kasım 1919


Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına


Y: 25. 11. 1919 Heyeti Temsiliye Başkanlığına: Şimdiye dek yaptığım soruşturmaya göre, Yahya Kaptan'ın adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme gibi işler yapmadığı ve Binbaşı Necati Bey denilen kişinin kendi çıkarını sağlamak için Yahya Kaptan'ı ortadan kaldırmak amacını güttüğü; bu konuda size telle baş vurdukları zaman Yahya'yı da aldatarak yanlarına getirip öldürmeyi düzenledikleri halde Yahya'nın işi sezerek kendisini kurtarmış olduğu anlaşılmıştır. Soruşturmayı gereğince derinleştiriyorum. Sonucu bilginize sunacağım.

Birinci Tümen Komutanı Rüştü
Tümen Komutanı Rüştü Bey'in birkaç gün sonra verdiği tamamlayıcı bilgi şuydu:
İzmit,
5.12.1919


Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına


Heyeti Temsiliye'ye: Binbaşı Necati Bey'in, Maltepe Atış Okulunda görevli memur olduğu halde, Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı kimliğine bürünerek Kuvayi Milliye adıyla başına topladığı Arnavut Küçük Arslan çetesiyle ortalığı soydurmakta olduğu ve Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail Efendi'nin de bununla ortak olduğu üzerinde kuşkum kalmamıştır.

Son günlerde, hükümetin başına dert açan Darıca Rum bekçilerinin öldürülmesi ve İstelianos adında bir zenginin dağa kaldırılarak para istenmesi gibi işlerin adı geçen çeteye yaptırılması ve böylece alçakça işlere yanaşmayan Yahya Kaptan'a suç yükleterek gerek oraya gerekse hükümete Yahya Kaptan için yalan bilgiler verilmesi, bunların ulusal örgüt perdesi altında halkın ve hükümetin başına iş çıkararak keselerini doldurmaktan başka bir amaç beslemedikleri ve belki de daha başka siyasal amaçlar güttükleri düşüncesini uyandırıyor.

Şimdiye değin pek namuslu davranmış ve davranmakta olan Yahya Kaptan'ın, bu gibi işlere katılmaması ve yukarda adı geçen çetenin, kendi bölgesinde kötülükler yapmasına meydan vermemesi dolayısıyla, Kaptan'ı resmi ya da özel olarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Dün Yahya Kaptan yanıma gelerek hayatının tehlikede olduğunu ve bunun için adamlarının silah ve cephanesini bana getirip teslim ederek kendisinin buradan yitip gideceğini bana resmi olarak söyledi. Kendisine gerekli öğüdü vererek ve daha hizmet edecek önemli zamanlar olduğunu söyleyerek yerine yolladım.

Herşeyi iyi bilmesi gereken Gebze İlçesi Kaymakamından, resmi olarak bilgi istemem üzerine, aldığım karşılık da tam yukarda bildirdiğim gibi; yani Necati ve Nail efendileri suçlar, Yahya Kaptan'ı aklar niteliktedir. Necati Efendi'nin İstanbul'da nere ile haberleştiğini bilemiyorsam da bir yerden arasıra para aldığı söyleniyor. Bunların varlıkları ve cana kıymak istemeleri yüzünden Yahya Kaptan bu bölgede durmak istemiyor.

Bunun için, aslında, sürekli (muvazzaf) bir subay olan Necati Efendi'nin başka bir yere, Nail Efendi'nin de gene başka bir yere kaldırılmalarının çok gerekli olduğu düşüncesindeyim. O yerler İstanbul'la haberleştiklerinden ben bir şey yapamıyorum.

Heyeti Temsiliye'ce gereğinin yapılması buyruklarınıza sunulur.

Birinci Tümen Komutanı Rüştü
Rüştü Bey'in verdiği bilgilerden uzun uzadıya söz ederek 8 Aralık 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya yazdım. (belge: 202)

Aynı günde, durumu ve Cemal Paşa'ya başvurduğumuzu anlatarak, işin izlenilmesi İstanbul'daki örgütümüz başkanlarına da bildirildi. (belge: 203)

On dokuz gün sonra, yani 27 Aralık 1919 günü, şifre içinde Vâsıf ve dışında Albay Şevket imzaları bulunan uzun bir telde şu bilgi veriliyordu:
"..... Güvensizliğin başlıca yaratıcıları, Yahya Kaptan'la arkadaşı Kara Arslan ve Alemdağı'nda dolaşan Sadık çeteleridir."

Yahya Kaptan'ın birtakım şımarıklıklarından söz ettikten sonra: "... bizi, artık bu haydutu kötülük yapamayacak bir duruma getirmek girişiminde bıraktı."

"Öteden beri araları iyi olmayan Küçük Arslan çetesinin gözde olması(?!) kendisini çeşitli araçlarla suçlarını örtmeğe sürüklemiştir."

"Yüzbaşı Nail, Yahya'ya karşıdır. Necati Bey'e gelince; düşük hükümet zamanında(!) Kartal İlçesince başkan seçilerek, Kuvayi Milliye adına, merkezle ilgisini kesmiş(?)... Ulusal örgütü kökleştirmiş....... Yeniköy Rumlarının sağa sola sarkıntılıkları üzerine, Küçük Arslan çetesini dolaştırmaya başlamış..... Tarafınızdan para da verilmiştir (?!)."

"Yahya Kaptan ..... her şeyi sonuçsuz bırakmak için dümen çevirmektedir (?!)."

"Binbaşı Necati biraz idaresiz ise de cezayı haketmiş değildir."

"Gebze Kaymakamının...... bir an önce kaldırılarak Rum ve Ermeni dolaplarına son verdirilmesi....". (belge: 204)

Baylar, bu bilgiler arasında benim bilmediğim noktalar vardı. Örneğin, ben Küçük Arslan çetesini ve onun gözde olduğunu bilmiyordum. Bu çeteye Necati Bey aracılığıyla para verdiğimi kesinlikle anımsayamıyordum.

Yahya Kaptan'ın, verdiğimiz yönerge gereğince, düşman çetelerini ortadan kaldırmaya ve hiç olmazsa onların Hıristiyan halka saldırarak düşmanın amacını gerçekleştirmeye yönelmiş bütün girişimlerini sonuçsuz bırakmaya çalıştığını çok iyi biliyorduk.

Gebze Kaymakamının niteliği, şimdi ekleyeceğim belgelerle anlaşılabilecektir sanırım.

4 Ocak 1920 günü Tümen Komutanı Rüştü Bey'e, Vâsıf Bey'in verdiği bilgiyi, olduğu gibi özetleyerek bunun kendisince verilen bilgiyle çelişik olduğunu bildirdim ve bir kez daha güvenilir ve inanılır kişiler aracılığıyla işin soruşturulmasını ve incelettirilmesini kendi düşünceleriyle birlikte açık olarak bildirilmesini rica ettim. (belge: 205)

Baylar, bu işte gerçeğin ortaya çıkmasına yarayan belgeleri bilmenizi istediğim için, Rüştü Bey'in verdiği yanıtı, olduğu gibi bilginize sunmama izin veriniz:

Düzce,

7/8.1.1920

Yirminci Kolordu Komutanlığına
Y: 4.1.1920 şifreye: Heyeti Temsiliye Başkanlığına: Yahya Kaptan için yapılan çeşitli suçlamalar üzerine, birkaç kez Yüzbaşı Ali Aguş Efendi aracılığıyla yaptırdığım soruşturma, adı geçenin lehinde çıktı. Bununla birlikte, kendisi okumamış bir kişi olduğundan, hizmet sanarak bazı şeyler yapmış olabilir. Büyük ve Küçük Arslanlar ise aslında haydutturlar. Ama, ulusal örgüte karşıt düşüncede olduğu kuşku götürmeyen ve Yahya için herkesten daha çok sızıltı yapması gereken Gebze Kaymakamına bu konuda yazdığım yazıya aldığım 1.12.1919 günlü ve 17 sayılı yanıtın örneği, olduğu gibi aşağıya alınmıştır:

Ben, bu telde bildirilenlere bir parça olsun inanmak zorunda kaldım ve aynı inanla bu yazıyı İstanbul'da Şevket Bey'e de gösterdim. Benim öğrenemediğim bazı nedenler yüzünden İstanbul'ca kendisi için bir işlem yapılması gerekli görülürse elbette bir şey denilemeyeceği, bilgilerine sunulur.
Örnek


30.11.1919 günlü, 53 sayılı yüksek buyrukları karşılığıdır: Kartal Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı Binbaşı Necati Bey'in adam öldürme ve Bucak Müdürünü dövme ile ilgili suç bildirmeleri, kişi ve zaman gösterilmediğinden, gerçeğe uygun değildir. Çünkü, dövüldüğü bildirilen Bucak Müdürü Burhanettin Bey ise, Yahya Kaptan'ın kendisini dövmediğini ve onun bir saldırısına uğramadığını resmi olarak ve yazıyla bildirdiği gibi, bu konuda Makamıma da hiçbir yakınmada bulunmamıştır.

Adam öldürme işine gelince; Yahya Kaptan'ın adam öldürdüğü üzerine, hükümete ve adliyeye hiçbir yerden başvurma ve yakınma olmadığı gibi, kendisinin mahkemeye çağrılması için bir kâğıt bile yazılmamıştır. Eğer Darıca Rumlarından ikisinin öldürülmesi ve Kartal'ın Paşa Köyünden İstelianos Çorbacı'nın (Hıristiyanlar için kullanılan bir san. Aşağı yukarı "Ağa" anlamına gelir) dağa kaldırılarak kendisinden kurtulmalık istenmesi ve alınması anlatılmak isteniyorsa, bu haydutça suçları Küçük Arslan çetesinin işlediği söylenmektedir ve bu, yüzde yüz gerçektir.

dı geçen çete ise, Yahya Kaptan'a öteden beri düşmandır. Aslında Yüzbaşı Nail Efendi'nin koruyuculuğunda ve eli altında iken sayısı on sekize yükselen bu çetenin şimdi Binbaşı Necati Bey'in buyruğu altına verilmiş bulunduğu ve kendilerine ellişer lira aylık bağlama yoluna da gidilmekte olduğu ögrenilmiş olup köyleri soymaktan vazgeçmedikleri bilinmektedir.

Binbaşı Necati Bey, Yüzbaşı Nail Bey'in eski okul arkadaşıdır. Kendisiyle bir buçuk ay önce Aydınlı Köyünde, Küçük Arslan çetesi adamlarından Ali Kaptan'ın dağa kaldırdığı Çorbacı'dan alınan para ile yaptığı ünlü düğününde buluşmuşlar; sonra birçok kez, Binbaşı Necati Bey, Yüzbaşı Nail Bey'in evine gelip konuk olmuştur. Aralarında düşünce birliği vardır. Yüzbaşı Nail Bey öteden beri Yahya Kaptan'a karşı olup onu ulusal örgüt kurduğu sıralarda, ilçenin sınırları dışına kovup çıkarmaya kalkışmıştır.

Küçük Arslan çetesince yapıldığı söylenen ve yüzde yüz doğru olan yukarda anılmış iki haydutluk olayı ile, Kuvayi Milliye'yi karalamak ve Yahya Bey'i lekelemek amacı güdüldüğü sezilmiştir. Bu suçlar ise, adı geçen Arslan çetesinin dolaştığı yerlerde ve iş gördüğü alan içinde işlenmiştir. Dahası, İstanbul Muhafız Alayına bağlı Süvari Birliği Komutanı Hakkı Bey'in bu olaylar üzerine kovuşturma yapmak için gönderileceği sırada Yüzbaşı Nail Bey'in ilgililerle haberleşerek, artık gereklik kalmadı diye, Hakkı Bey'i İstanbul'a kaldırttığı ve kovuşturmayı bıraktırdığı kesin olarak bellidir.

Öne sürülen adam öldürme işi, bundan başka bir olay ise, bu konuda açıklanmak üzere, kişi ve zaman da bildirilmesi gerekir. Darıca Rum bekçilerinin öldürüldüğü gün çarşıda serbestçe gezen Küçük Arslan çetesince adam öldürüldüğünün ortalığa yayılması üzerine Yüzbaşı Nail Bey, kendisinin başka bir yere kaldırılmasını istemiş ve burada kesinlikle oturmayacağını söylemişse de, alay ve tabur komutanları ve Binbaşı Necati Bey buraya gelerek Yahya Kaptan için bir işlem yapılmasını delege Sırrı Bey'e yazdıracaklarına söz ve güvence vererek yerinde kalmasını istemişlerdi. Bu kez Yüzbaşı, 25 Kasım 1919 salı günü gidip gelen Necati Bey'i aldatarak gerçeğe uymayan ihbarlara ve suçlamalara yönelttiği gibi; bir yandan telefonla Yahya Kaptan'ı merkeze çağırtarak, öte yandan Küçük Arslan çetesini de kendi evinde hazır bulundurarak yakalatmayı tasarlamışsa da her nedense bunu göze alamayarak giriştiği işten vazgeçmek ve Necati Bey de Kartal'a dönmek zorunda kalmıştır.

Şu duruma göre, Yüzbaşı Nail Bey, gerek Necati Bey ve gerek maşası olan Küçük Arslan çetesi aracılığıyla Yahya Kaptan'ı suçlamaktan ve ona karşı dolaplar kurmaktan hiç geri kalmamaktadır. Yahya Kaptan, kendine karşı çıkan ve düşman olan Küçük Arslan çetesi gibi, köyleri soymaya ve Hıristiyanları öldürüp yok etmeye izin vermediği gibi, kendi buyruğu altında bulunan Büyük Arslan Bey çetesince bazı uygunsuz işler yapıldığında hemen önleme ve cezalandırma yoluna giderek, ulusal amaç olan bağımsızlık ve yurt esenliği kaygısıyla güvenliğin ve sıkı düzenin korunmasına hizmet etmektedir.

Bundan önce de, Büyük Arslan Bey çetesinin aman dilemesine ve sığınmasına yardımcı olmak ve bağışlanmasını sağlamakla yaptığı hizmetler övülmeye değer. Yahya Kaptanın suçlu gösterilmesi, Yüzbaşının kişisel isteklerine boyun eğmemesinden ve Küçük Arslan çetesince yapılıp Yahya Kaptan'ın üstüne yıkılmak istenen haydutlukların eksik olmamasından ve bunu yapanların korunması dolayısıyla Yüzbaşının kınanmasından ve yüzbaşıya sert uyarmalarda bulunulmasından ileri gelmektedir. Bilgilerine sunulur (Gebze Kaymakamı Mehmet Nurettin).

Birinci Tümen ve Bolu Bölgesi Komutanı
Rüştü
Baylar, bu bilgiler gelmeden önce şöyle bir haber verdiler: "Yahya Kaptan Tavşancıl'da sarıldı. Bunu yapan, İstanbul'dan gelen bir askeri birliktir."

Bu haber üzerine, İzmit'te Tümen Komutanlığından, 7 Ocak 1920 günlü şifre ile, makine başında bilgi istedik ve: "Haber doğru ise, İstanbul'dan geldiği bildirilen birlik komutanına, söz konusu kişinin -Yahya Kaptan'ın- bizim adamımız olduğunu ve eğer yersiz bir işi ve suçu varsa elbette gereğinin bizce yapılacağını ve hiçbir türlü Yahya Kaptan'ın sarılmasını ve tutuklanmasını uygun görmediğimizi bildiriniz." dedik. (belge: 206)

Baylar, 7 Ocak l920'de yazılıp 8'de aldığımız iki tel vardır. Bunlardan biri, İzmit'ten, Birinci Tümen Komutan Vekili imzasıyla Fevzi Bey'dendir. Bildirdiği şudur: "Bu gece, iki bin kişilik bir kuvvet, Tavşancıl'a çıkarak Kuvayi Milliye Komutanı Yahya Bey'i sarmışlardır. Yapılacak işlemin bildirilmesi buyruklarına sunulur."

Öteki tel de, Düzce'de bulunan asıl Tümen Komutanından geliyordu. Rüştü Bey, merkezde bulunan vekilinden aldığı aynı bilgiyi veriyordu. (belge: 207)

Tümen Komutan Vekili Fevzi Bey'in, 7 Ocak 1920 günlü sorumuza verdiği 7/8 Ocak 1920 günlü yanıtında, Yahya Kaptan'ın daha ele geçmediği, gelen birlik ile Kuvayi Milliye arasında bir çarpışma olabileceği ve gelen birlik komutanına buyruğumuzu bildireceği haber veriliyordu. (belge: 208 )

Baylar, o günlerde milletvekili olarak İstanbul'da bulunan emir subayım Cevat Bey'den 10 Ocak 1920'de şöyle bir tel geldi:
Harbiye,
10.1.1920


Yirminci Kolordu Komutanlığına


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne: 6.1.1920 gecesi sabaha karşı Jandarma Genel Komutanı yardımcısı Hilmi Bey ve Üsküdar Jandarma Komutanı Nazmi Bey komutasında dört subay, elli jandarma ve Yüzbaşı Nahit Efendi komutasında İstanbul Muhafız Alayından doksan er, Bandırma vapurunun ışıkları söndürülerek Hereke'ye götürülmüş ve sabaha karşı Hereke'ye çıkan birlik hemen Tavşancıl'ı kuşatmış ve çeşitli evleri basmıştır.

Gelenler, köy İhtiyar Kurulunu toplayarak, vatan haini olan Yahya'yı, teslim etmezler ya da nerede olduğunu söylemezlerse Tavşancıl'ı insanlarıyla birlikte yakacaklarını söylemişlerdir. İhtiyar Kurulu, iki günden beri Yahya Kaptan'ın köylerinde olmadığını ve nerede bulunduğunu bilmediklerini direnerek söylediler. Yahya sağ olarak ele geçemeyecektir.

Fakat Yahya'nın ölümünden sonra Marmara bölgesini elinde tutan ve bölgede üstün duruma gelen ve her gün İngilizler ve Fransızlar eliyle silahlandırılan Rumların ve İstanbul'daki rezillerin pek büyük bir başarı sağlayacakları bellidir. Kuvayi Milliye adını taşımakta olan Yahya'nın öldürülmesi, İzmit, Adapazarı ve İstanbul dolaylarında düşmanlarımızın hesabına karıştırıcılık yapacak birçok çetelerin doğmasına da yol açacaktır. Bunun için, Cemal Paşa Hazretleri'nin işe el atmasıyla Yahya'nın, adını değiştirerek önce bildirdiğim gibi, serbest bırakılması için gerekenlere buyruk verilmesi rica olunur. (Cevat)

Harbiye Nazırı
Cemal
Bu telin, Harbiye şifresiyle ve Cemal Paşa imzasıyla kapatılmış olması ama içinde "Cemal Paşa Hazretleri'nin işe el atmasıyla Yahya'nın kurtarılmasının sağlanması" kısmı dikkat çekicidir. Demek ki Cemal Paşa, Cevat Bey'in telinin, okumayı gerekli görmeden, kendi şifresiyle ve imzası altında çekilmesine izin vermiştir. Çünkü, bir kez Yahya'yı kovalatan Cemal Paşa'dır. Bundan başka, serbest bırakılmasına kendisinin aracı olması için benim buyruk vermemi, kendi bilgisi altında, kuşkusuz yazdırmazlardı.

İzmit'teki Tümen Komutanı Vekilinden gelen 9 ve l0 Ocak 1920 günlü iki telle, iki çarpışmadan sonra Yahya Kaptan'ın öldürülerek ele geçirildiği, duyulanlara dayanılarak bildirildi. (belge: 209)

11 Ocak 1920'de Tümen Komutan Vekilinden, İstanbul'dan gelen birlik komutanına benim yerime bildirim yapılıp yapılmadığını sordum. (belge: 210) Üç gün sonra 14 Ocak 1920 günlü raporunda, Tümen Komutan Vekili şu bilgiyi verdi: "Kendi yaptığım soruşturmadan... çarpışma olmamış; yalnız, Yahya Kaptan teslim olduktan sonra, köy dışında kesici aletle öldürülmüştür. Kafatasının olmaması bunu doğrulamaktadır." (belge: 211)

Baylar, bu uğursuz haber üzerine İstanbul'daki örgütümüze, 20 Ocak 1920 günü Albay Şevket Bey aracılığıyla şu teli yazdık:
Yahya Kaptan'ın öldürülmesine gereklik gösteren nedenlerle, teslim olduktan sonra kasıtla şehit edildiği anlaşıldığından öldürülmesinde kimlerin etkisi ve eli olduğunun, İstanbul'dan bize başvuran birçok özverili arkadaşlara bilgi verilmek üzere, tez elden bildirilmesi rica olunur efendim.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Eski bir yazımıza yanıt olmak üzere, İstanbul'dan, 20 Ocak 1920'de yazılıp bir gün sonra gelen tel de şuydu:
Beşiktaş,
20.1.1920


Ankara'da Yirminci Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne özeldir.


Y: 17.1.1920

1- Olay yerinde bulunan güvenilir bir kişinin söylediğine göre, Yahya Kaptan yakalanıp köy dışında bulunan karakolun yanına götürülürken yakın bir yerden on kadar haydutun karakola ateş etmesi üzerine, kaçmaya yeltenmiş ve bu sırada öldürülmüştür. Bununla birlikte, iyi bir soruşturma yapılması için hükümete başvuruldu.

2- Yahya Kaptan'ın Kuvayi Milliye adına pek çok kötülükler yaptığı, yaygın olarak söylendiği gibi, yapılan resmi ve özel soruşturma da bunu doğruladığı için hükümet, kovuşturmaya karar vermiş; fakat, Kurulumuzca adı geçenin geçici olarak saklanıp Kuvayi Milliye'nin işlerine karışmaması ve kötülük yapmaması, yanında bulunan kaçak er ve jandarmaları geri göndermesi koşuluyla kovuşturma yapılmaması istenmiş ve gerekenler katında girişimlerde bulunulmakla birlikte, Gebze'ye de özel memur gönderilmişti.

Bu sırada hükümet gizlice birdenbire asker göndermiş ve yalnız Yahya Kaptan'ı yakalamak istediğini ilan etmiş ve bildirilen durum meydana gelmiştir efendim. (Vâsıf)

Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı
Şevket
Baylar "Köy dışındaki karakola götürülürken yakın bir yerden ateş edilmiş (?), kaçmaya yeltenmiş, bu sırada öldürülmüş (?!)". Bu sözlerin bu gibi öldürmelerde bir formül gibi kullanıldığını anlamamak için, çok bön olmak gerekir.

Yahya Kaptan'ı yok etmek için, birlikte çalıştıkları ve karar verdikleri, hükümetin gizlice ve birdenbire olupbitti yapıvermiş olduğu yolundaki sözler de dikkat çekicidir. İstanbul'da Jandarmadan, İstanbul Muhafız Alayından subay, er ayrılıyor... İstanbul'da üstün durumda olduğunu ileri süren örgüt başkanlarımız bunu öğrenemiyorlar.

Kara Vâsıf Bey'in bu teline karşılık olmak üzere gönderdiğimiz soru teli şudur:
Şifre
Ankara, 22.1.1920


İstanbul Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Şevket Bey'e


Yahya Kaptan'ın öldürülmesi işini önemle izleyen ve hesabını isteyen, özellikle İstanbul'da, pek çok kimse vardır. Gerçeğin belirtilmesine yaramak üzere yaygın olarak söylendiği bildirilen kötülüklerin neler olduğunun tez elden bildirilmesi rica olunur.

Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Baylar, bu sorumuza verilen yanıtı da, dinlemeye katlanacağınızı umarak, olduğu gibi bilginize sunacağım:
Beşiktaş,
24.1.1920


Ankara Yirminci Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne özeldir. Y: 20.1.1920


1- Yahya Kaptan'ın, teslim olduktan sonra öldürüldüğünü işittik. Soruşturma yapıyoruz. Sonucu bilginize sunacağız.

2- Adı geçenin öldürülmesinin nedeni, hiçbir kimseyi dinlememesi, Kuvayi Milliye adına açıkça kötülük, haydutluk yapması ve haydutları öteden beri saklaması ya da gösterilen yere gitmesi için verilen buyrukları dinlememesidir.
Bunun üzerine hükümet köylerden ve çevreden kendisine başvuranların üstelemelerine dayanamayarak, kendiliğinden ve Kurulumuzun haberi bile olmadan işe girişmiştir efendim (Vasıf).

Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı
Albay Şevket
Sayın baylar, telyazısının ikinci maddesindeki, adı geçenin hiç kimseyi dinlememesinin, öldürülmesine neden olarak gösterilmesi hiç doğru olamaz. Şehit rahmetli, beni dinliyordu, benden buyruk alıyordu. Verdiğim buyruğa göre iş görüyordu. Başka bir yere, ya da kişiye bağlı olduğunu, onlardan buyruk alması gerektiğini kendisine buyurmamıştım. Bu yüzden, İstanbul'dan, her önüne gelenden, Dahiliye Nazırından, Jandarma Komutanı hain Kemal Paşa'dan verilen buyrukları dinlememesi aslında bizim istediğimiz bir şeydi. Kuvayi Milliye adına haydutluk ve kötülük yapanın da kendisi olmayıp Küçük Arslan çetesi gibi haince özel amaçla kuruldukları belgelerle anlaşılmış bulunan çeteler olduğu ve Yahya'nın bunların haydutluklarını önlemeye çalıştığı da, sözlerine inanılması gereken kişilerin soruşturmalarıyla tanıtlanmıştır.

Gebze Müdafaai Hukuk Kurulu Başkanı ile Gebze Kaymakamı Fevzi Bey'in birlikte imzaladıkları ve üzücü olayın meydana gelişinden önce yazdırıp makine başında yaptıkları başvuruyu da bildirmeden geçemeyeceğim:
"Gebze Kuvayi Milliye Komutanı Yahya Bey'in -bazı adamların suçlamaları üzerine- en sonunda Salı gecesi İstanbul'dan üstsubaylar komutasında gelen iki bin kişilik kadar bir kuvvetle Tavşancıl'da sarıldığı ve şu sırada kuşatılmış durumda bulunduğu, şimdi halktan aldığım bilgilerden anlaşılmıştır. Böyle yurdu için çalışan bir kişiye karşı yapılan bu işlemin pek haksız olduğu yüce komutanlığınızca bilinmektedir. Adı geçenin kurtarılması için ne gibi bir işlem yapılacağının emir buyurulmasını makine başında beliyoruz."

Kaymakam Müdafaai Hukuk Kurulu Başkanı
Fevzi Hacı Ali
Baylar, o günlerde İzmit dolaylarında Kuvayi Milliye örgüt işleriyle uğraşan milletvekili Sırrı Bey'in de, bu konuda bildirdiklerini, olduğu gibi sunmama izninizi rica ederim:
İzmit,
11.1.1920


Yirminci Kolordu Komutanlığına


1- Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne; Dört gün önce yazışması yapılmış olan Yahya Kaptan sorunu, sonunda, haber almış olacağınız üzere, şehit edilmesiyle sonuçlandı.

2- Yahya Kaptan'ın, İstanbul'un kapısı sayılan bir yerde, örgenleşmiş olarak bulunması, herhalde Kuvayi Milliye'ye karşı olan kişileri korkutmaktan uzak kalmadığı için, ortadan kaldırılması kararlaştırıldığı kuşku götürmez.

3- Öldürme işinin bu amaçla kararlaştırılmış olması, olayı yasal nitelikten çıkartmakta ve Heyeti Temsiliye'ce üzerinde düşünülmesini gerekli kılmaktadır.

4- İzmit sancağı haydutlar yüzünden tedirgin iken, yerinden kımıldamayan ve buyruğu altındaki hiçbir birliğe emir vermeyen; yanındaki cezaevinden on beş yirmi kişinin birden kaçmasını her gün olağan işlerden sayan Alay Komutanı Hikmet Bey, Yahya'nın öldürülmesini önemli sayarak emrine aldığı jandarma kuvveti ile kendisi de gitmiş ve sonunda Kuvayi Milliye'ye önemli bir vuruşla amacına ulaşmıştır. Sonu var (Milletvekili Sırrı).

Birinci Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci Kolordu Komutanlığına


1- Gebze'de kurulmuş olan Kuvayi Milliye'nin başsız kalması bundan böyle, oraların korku içinde kalmasına yol açacaktır.

2- Bura halkınca bütün Kuvayi Milliye'nin dayanağı olarak bilinen Yahya'nın böylece öldürülmesi kamuoyunu gerçekten karıştırmıştır.

3- Yahya'nın öldürülmesi, hükümetin Kuvayi Milliye'ye karşı bundan sonra alacağı saldırgan duruma kanıt sayılmaktadır.

4- Bu davranış üzerine, yabancılar da, hiç kuşku yok, Kuvayi Milliye'nin hükümet gözünde bir değeri olmadığı ve yok edilebileceği kanısına varacaklardır. Bu bakımdan gerekli önlemler alınmalıdır. Sonu var (Milletvekili Sırrı).

Birinci Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci Kolordu Komutanlığına


1- 68 sayılı şifreye ektir: Öncesi geçen telimizde. Durum karışıklıktan kurtarılmaz ve Gebze kuvvetlerinin hemen güvenilir bir kişiye verilmesi yoluna gidilmezse, Üsküdar sancağı ile birlikte bütün İzmit sancağında bir tek kişinin bile Kuvayi Milliye'yi tutmayacağı kesin olarak bilinmelidir.

2- Jandarma Alay Komutanı Hikmet Bey'in, bir dakika bile beklenmeden kaldırılması çok gereklidir.

3- İzmit sancağında Kuvayi Milliye'nin varlık gösterebilmesi, ordu hizmetinde bulunan Yarbay Fevzi Bey'in, Jandarma komutanı olmasına bağlıdır. Başka çıkar yol yoktur. Bunu önemle bilginize sunuyorum (Milletvekili Sırrı).

Birinci Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci Kolordu Komutanlığına


1- 79 sayılı şifreye ektir: Kuvayi Milliye'nin Anadoluca horlanmakta olduğu yolunda çıkan söylentiler, son acı olay üzerine karşıcılları daha çok yüreklendirdiğinden, eski erkin ve canlılığın yitmediğini gösterecek eylemli bir önlem alınması çok gereklidir.

2- Ali Fuat Paşa Hazretleri'nin buraya buyurmalarını gerekli görmekteyim.

3- İzmit sancağına önem verilmesini ve önem verildiğini gösterecek eylemli önlemler alınması gerektiğini bir daha bildirmeye zorunluk duyuyorum (Milletvekili Sırrı).

Birinci Tümen Komutanı
Vekili Fevzi
O günlerde İstanbul'da Bulunan Rauf Bey de şu mektubu gönderdi:
İstanbul,
19.2.1920


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

Yahya Kaptan'ın teslim olduktan sonra öldürüldüğü, buraca da anlaşılmıştır.

Muhafızlığa başvurulmuş, otopsi de yapılmıştır. Yasalar gereğince kovuşturma yapmayı hükümet eline almıştır efendim. Saygılarımızı sunarız.

Hüseyin Rauf




Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 21:28

Vicdan Ödevlerimden Biri


Baylar, Yahya Kaptan'ın öldürüldüğüne kuşku kalmamıştı. Bu gerçek bilindikten sonra, öldürtmüş olan hükümetin, yasal kovuşturmaya girişmiş bulunması, cinayeti işleyenlerin meydana çıkmayacağına kanıt değil miydi? Ama baylar, zaman, her şeyin, her gerçeğin, tarihin özdenlikli kucağında incelenmesini sağlayacaktır.

Saygıdeğer baylar, hükümeti ve İstanbul'daki örgütümüzün başkanlarını, böyle çirkin bir cinayetin işlenmesine aracı olmaya sürükleyen nedenlerin ve etmenlerin incelenmesiyle gerçekten ders alınmaya değer sonuçlar çıkacağına inandığım içindir ki, dıştan bakılınca önemsiz gibi görülebilecek olan bir olayı kanıtlara ve belgelere dayanarak açıkladım.

Bu açıklamamla ulusun gözü önünde aydınlık bir inceleme ortamı doğmasına yardım edebildimse vicdan ödevlerimden birini yapmış olduğuma inanacak ve gönül rahatlığına ereceğim. Baylar, bu olayı incelerken iki noktayı göz önünde tutmak yararlı olur. O noktalardan:

Birincisi: Sait Molla'nın üyesi bulunduğu gizli örgüt ile Gebze ve Kartal dolaylarında, hepsi bu örgütten olan kişilerin ve çetelerin rollerini ve bu rolleri bizim adamlarımız ve örgütümüz yapmış gibi göstererek yurtsever geçinen kişileri aldatıp kandırmada gösterilen ustalık ve başarı.

İkincisi: İstanbul örgütümüzün başkanları, bize, Heyeti Temsiliye'ye bağlı ve onun yönerge ve bildirimlerine uygun iş görmekle yükümlü bulunuyorlardı. Ve ancak bu yükümlülüğü açık yürekle yaparak genel amaç yönünde tam uygunlukla yürümenin en büyük olasılık olabileceğini kabul eylemeleri gerekirdi. Oysa bu kişiler, kendi akıl ve tutumlarını, Heyeti Temsiliye'nin uyarmaları karşısında yüksek görmekten vazgeçememişler ve bağımsız olarak çalışmalarına engel olunmasını onur işi yaparak sinirlenmişler ve bu yanlış duygunun etkisi altında, aldatılmaya kadar varmışlardır. (belge: 212)

Şimdi baylar, vicdanı ve acıma duygusu olanları gerçekten yaralayan bir teli daha acılı gözleriniz önüne sererek, bu konu üzerindeki sözlerime son vereceğim:
4960
İstanbul, 14.1.1920


Ankara'da Kuvayi Milliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne


Eşim Yahya Kaptan, sadece sizinle olan ilişkisi dolayısıyla, yasal bir suçu olmaksızın ve teslim olduğu halde, Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail ve Üsteğmen Abdurrahman Efendiler eliyle alçakçasına şehit edildi. Bütün Tavşancıl halkı olayın tanığıdır. Hak aramak için Adliye ve Dahiliye nazırlıklarına başvuruldu. İki yetimle acıklı bir durumda bulunuyoruz. Bu konuda yüksek girişim ve yardımlarınızı bekliyoruz. Buyruk sizindir.

Karagümrük'te Keçecilerde Karabaş Mahallesinde
19 sayılı evde oturan Yahya Kaptan'ın eşi
Şevket Hanım


Cevapla
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir