2- İstanbul'da Hükümet Değişikliği ve Gelişen Olaylar

Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 18:29

Biricik Suçumuz

Resim
Padişah Vahdettin
Baylar, hükümetin bildirisi yersiz ve kapsadığı düşünceler yanlış olduğu halde biz, Heyeti Temsiliye adına o gün, 7 Ekim günü, yeni hükümeti desteklemeye karar veriyoruz.

Yeni hükümet ile ulusal amaçlar arasında tam uzlaşma olduğunu ulusa muştuluyoruz ve her yerde hükümet işlerine kesinlikle karışılmamasını sağlayacak ve hükümetin erkini ve yürütümünü berkitecek önlemler alıyoruz.

İçerde ve dışarda tam birlik olduğunu eylemle tanıtlayacak biçimde davranıyoruz. Kısacası, ülkenin esenliğini sağlamayı temiz yürekle ve içtenlikle düşünenlerin, akılca ve vicdanca yapmak zorunda oldukları -akla gelebilen- her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Bir gün önce milletvekillerinin seçimini sağlamak için özendirmelerde ve öğütlemelerde bulunuyoruz. Yalnız bir şey yapmıyoruz.

Ulusal örgütleri kaldırmıyoruz ve Heyeti Temsiliye'yi dağıtmıyoruz. Biricik suçumuz budur.

Damat Ferit Paşa'dan sonra, başka bir Damat Paşa'nın çevresinde, sadrazam diye, nazır diye toplanmış birtakım beyinsizleri, alçak bir Padişahın alçakça düşüncelerini kolaylıkla uygulamakta serbest bırakmayacağımızı sezdiriyoruz.

Delegemiz Cemal Paşa, bizim hükümete karşı iyi niyet ve güven göstermemizi sağlamak için her çareye başvurmaktan geri durmuyor. Ahmet İzzet Paşa'ya
Resim
Ahmet İzzet Paşa
da, hükümeti övdürerek varlığımızın silinmesi gereği üzerine öğütler verdiriyordu.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 18:37

Ahmet İzzet Paşa'nın Öğüt Yazısı
Gerçekten Ahmet İzzet Paşa'nın şifre içinde kalan imzasıyla, Harbiye Nazırı Cemal Paşa'dan 7/8 Ekim 1919 günlü şöyle bir telyazısı almıştık:
Resim
Ahmet İzzet Paşa
Harbiye,
7/8 Ekim 1919


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne


Yeni hükümette çoğunlukla yer alan eski ve yakın arkadaşlarımı ziyaret ederek olup bitenleri soruşturmuş ve kendileriyle görüşmüştüm. Öğrendiğim bazı durumlar üzerine, ülkenin ve ulusun varlığı ile ilgili yararlarını düşünerek ve aramızda kurulmuş olan dostluk bağlarına ve asker kardeşliğine güvenerek, aşağıdaki düşüncelerimi hemen bildiriyorum.

Birkaç aydan beri yurdun uğradığı düşman eline geçme ve dağılma tehlikesinin önüne geçilebilmesinde, şimdiye değin ulusal eylem ve kuvvetlerin yararlı etkileri, herkesçe kabul edilmiştir.

Yalnız, bu hizmetin sonuçlarından yararlanmanın, bundan sonra akıllıca ve yasaya uygun bir yönetimin kurulmasına bağlı olduğu da, (gerçeği) görenlerce biliniyor. Artık hükümet ve ulusun, ikilikten ayrılarak tam bir bütünlük göstermesine, değersiz düşünmeme göre, tez elden gereklik ve zorunluk vardır. Hükümette yer alan kişilerin iyi niyetlerine ve ılımlı düşüncelerine herkesin güveni olduğuna inanıyorum.

Hiçbir hükümetin iş başında kalmasına elverişli olmayan bir iç durumun, dış siyasa üzerine yapabileceği uğursuz etkileri açıklamak gerekli değildir. Bir gün önce milletvekillerinin seçilmesi ve Meclisin toplanması için yüce hükümetçe ivedi önlemler alınmaktadır. Yurdun korunması yolundaki yiğitçe dayanç ve isteklerinizin hükümet üyelerince nasıl karşılandığı, bugünkü bildiriden anlaşılacağı için, iyi niyetle düşünce birliğinin gerçekleşeceğine güvenim tamdır.

Ancak, bu sabah yanıma gelen durumu bilir ve güvenilir bir kişi Kütahya ve Bilecik dolaylarında hoşa gitmeyen bazı durumlar olduğundan söz etmiştir. Bizi, erksizliğe ve anlaşmazlığa sürüklemek için dışardan ve içerden birçok yüreklendirme ve kışkırtmalar olacağı elbette kestirilir ve kabul edilir. Öte yandan, dün nazırlardan birinin gösterdiği, Kastamonu Vali Vekilinden gelmiş bir telyazıyla da, kimi görevlilerin atanması ve cezalandırılması gibi işlerde İstanbul Hükümetine emredilmek isteniyor gibi idi.

Böyle durumlar, devleti bu kerteye getirmiş olan ve sizce de ne denli kötülendiği, bildirilerde ve ant belgelerinde sevinçle görülen bozuk yönetime olduğu gibi öykünme demek olacağından bu gibi adamların iş yapmalarına meydan verilmemesini, bilinen uyanıklığınızdan ve anlayışınızdan umarım. Kısacası artık yurtta birliğin sağlanmasını ve temel yasalara göre hükümetle bağlantı kurulmasını temiz yürekle salık vermek ve rica etmek isterim

Ahmet İzzet

Harbiye Nazırı
Cemal


Bu telyazısına elden geldiğince hiçbir özel düşünce ve duygu belirtmemeğe çalışarak, yumuşak ve daha da ileri, güven verici bir yanıt vermek uygun görüldü. Yanıt şudur:
Şifre
Sivas, 7/8 Ekim 1919


Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne
Ahmet İzzet Paşa Hazretlerine


Yüksek düşünceleriniz, değerine yaraşır önemle gözden geçirildi. Ulusal eylemin etkileri üzerindeki iyi görüşünüze teşekkür olunur. Bugüne değin olduğu gibi bundan sonra da, yapılan ulusal hizmetlerin bilgece sürdürüleceğine ve yasaya uygun bir bir yönetimin bütünüyle kurulmasına bütün varlığımızla çalışılacağına inanmanızı rica ederim. Çünkü çalışma amacınızın bir yasa çağı açmaya yönelik olduğunu bilginize sunarım. Çok şükür, hükümetle ulus, görüşlerinde tam uzlaşmış olduklarından, bundan böyle sürüp gideceğine inandığımız bu karşılıklı yakınlık ve tam birlik ulus ve yurt yararını sağlayacak biçimde sürüp gidecektir.

Kötü gidiş ve siyasası herkesçe bilinen Ferit Paşa Hükümetine ulusun baş eğmemesi ; isteklerine ve yaptığı işlere katılmaması, dış siyasamız üzerinde hiçbir kötü etki yapmamış; tersine, Ferit Paşa Hükümetinin yarattığı bütün kötü etkileri ortadan kaldırmış ve teşekkür edilmeye, öğülmeye değer olan bugünkü elverişli siyasal durumumuzu sağlamıştır.

Ulusun güvenini kazanan bugünkü hükümet ile birlik olmanın, iç durumumuzu dış siyasa üzerinde çok yararlı ve etkili kılacağına kuşku yoktur. Olağanüstü durumlarda bazı yerlerde kaçınılmaz bazı olaylar çıkması, zorunlu ve olağan şeylerdir. Özellikle Kütahya, Bilecik ve Eskişehir gibi yerlerin ve bu yerlerdeki suçsuz haksızlığa uğramış halkın gördüğü baskılar ve karşılaştığı kötülükler, bir an insaflıca düşünülürse, sızıltı konusu olarak görülen olayların ne kadar haklı olduğu en küçük bir usa vurma ile meydana çıkar.

Buralardaki acıklı ve iç sızlatıcı durumun doğmasına, eski hükümetin uyuşuk durumunun sebep olduğu düşünülünce, bu olaylardan ulusal örgütleri sorumlu tutmaya kalkışmak, haksızlık olur inancındayım. Kastamonu Vali Vekilinin görmüş olduğunuz telyazısından dolayı, onu da özürlü saymanızı rica edeceğim. Çünkü böyle başvurular, yalnız Kastamonu'dan değil, daha bazı yerlerden de olmuştur. Eğer yeni hükümetin kararsız gibi görünen ilk tutumu bir iki gün daha sürseydi, bu türlü başvurmalar ülkenin her köşesinden yağacaktı.

Bundan böyle, bu gibi olaylara kesin olarak meydan verilmemesi için gereken her türlü önlem alınacak, ilgililere etki yapılacak ve yüksek öğütlemelerinize uyularak tam birliğin sağlanması ve temel yasalara göre hükümetle içten bağlantı kurulması için, temiz yürekle çalışılacaktır. Saygı ile ellerinizden öperim efendim.

Mustafa Kemal




Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 18:38

Ali Rıza Paşa Cumhuriyet Yapılacağını Seziyor

Baylar, Ahmet İzzet Paşa'nın yazdığı öğüt yazısı ile buna verdiğimiz karşılığın okunması bir anımı canlandırdı. Ulusça bilinmesi ve tarihe geçmesi için onu da söylemiş olayım:

Ali Rıza Paşa, bir gün Ahmet İzzet Paşa'yı ziyaret eder. Konuşma sırasında benim için birtakım yersiz sözler söyler ve bu sözlere önemli bir buluşunu da ekler: "Cumhuriyet yapacaklar, cumhuriyet!" diye bağırır. Doğrusunu isterseniz baylar, Makedonya'da Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı Orduları Başkomutanı Ali Rıza Paşa'nın, aslanlardan meydana gelmiş koskoca Türk ordularını bozguna uğratıp yok ettikten ve değerli Makedonya topraklarını düşmanlara bırakıp bağışladıktan sonra, devletin en sıkışık bir zamanında Vahdettin'in isteklerine hizmet etmek için gereken nitelikleri kazanmış olduğuna ve bu ünlü ordular başkomutanının, bu kez kendine en usta yardımcı olarak, eski kurmay başkanını Harbiye Nazırlığına getirmeyi düşüneceğine olağan gözüyle bakılabilirdi. Ama, ulusal girişimlerin cumhuriyeti kurma amacı güttüğünü bu kadar çabuk ve kolaylıkla sezip anlayabilmesini beğenmemek elden gelmez.

Baylar, bana bu bilgiyi veren, olayı İzzet Paşa'nın ağzından işiten ve şimdi aramızda bulunan çok saygıdeğer bir arkadaştır.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 18:43

Salih Paşa Heyeti Temsiliye İle Görüşmek İçin Geliyor


Resim
Bahriye Nazırı Salih Paşa
Baylar, Cemal Paşa, 9 Ekim 1919 günlü bir şifre ile, Heyeti Temsiliye ile yakından görüşmek üzere Bahriye Nazırı Salih Paşa'nın yola çıkmasının uygun görülmekte olduğunu bildirdi.

Ama, Salih Paşa biraz rahatsız olduğu için, görüşme yerinin olabildiğince yakın olması ve İstanbul'dan deniz yoluyla gitmesinin düşünüldüğü belirtildikten sonra, Heyeti Temsiliye'den kimlerle ve nerede buluşmalarının tasarlandığı soruldu.

10 Ekimde verdiğimiz yanıtta, buluşma yeri olarak Amasya'yı bildirdik. Görüşmek üzere, Heyeti Temsiliye'den benimle birlikte Rauf ve Bekir Sami beyler gidecekti. Bunu da bildirdik. Salih Paşa'nın İstanbul'dan hangi gün ayrılacağının ve Amasya'ya hangi gün ulaşabileceğinin zamanında bildirilmesini rica ettik.

Baylar, ülkenin her yerinde ulusal örgütleri genişletme ve sağlamlaştırma işlerini sürdürüyorduk. Bir yandan da milletvekili seçimini sağlamaya ve çabuklaştırmaya çalışıyor ve bu konudaki görüşlerimizi de gerekenlere bildiriyor ve bazı kişilerin seçilmesini de öğütlüyorduk.

Ancak, Cemiyet adına aday göstermemeyi ilke olarak kabul etmekle birlikte, milletvekili olmak için çalışanların "Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti" ilkelerini ve kararlarını iyi karşılamış kişilerden olmasını pek çok istiyor ve bu gibi kimselerin, kendiliklerinden Cemiyet adına adaylıklarını koymaları gereğini de duyuruyorduk.

11 Ekim 1919 günü, bu bildirdiğim işlerle ilgili olarak, yeniden bazı buyruklar verdik. (belge:147, 148, 149)

Ulusal isteklere hizmet eden memurların, birer yolla, yerlerinin değiştirilmesi; ulusal isteklere karşı olduklarından dolayı ulusça kovulan görevlilerin de görev sanlarını bırakmamış olması yüzünden, kimi yerlerden yeni hükümetle uzlaşmamızın ne demek olduğunun anlaşılmadığı yolunda dokundurucu yazılar gelmeye başladı.

Bu durumu, 11 Ekimde Cemal Paşa'ya yazarak, hükümetin dikkatini çekmek istedik.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 18:44

Askeri Nigehban Cemiyeti

Bir de baylar, bilirsiniz ki, İstanbul'da Askeri Nigehban Cemiyeti (Askeri Gözcü Derneği) diye bir bozguncu topluluğu türemişti. O zamanki bilgiye göre bu topluluğun başında bulunanlar, Kiraz Hamdi Paşa, hırsızlıktan dolayı kovulmuş Kurmay Albay Refik Bey, eski Halâskâr grubundan Binbaşı Kemal Bey, Bandırma eski Sevkiyat Reisi (Asker Gönderme Başkanı) Topçu binbaşılarından Hakkı Efendi ve daha bu dernekle ilgisini kesip kesmediği bilinmeyen kovulmuş Kurmay binbaşılardan Nevres Bey gibi, kötü işleri yüzünden ordudan kovulmuş ya da emekliye ayrılmış kimselerle, ahlâksızlıkları ile tanınmış az sayıda başka adamlardı.

İşte bu dernek, 23 Eylül 1919 gün ve 8123 sayılı İkdam gazetesinde bir andırı yayımlamıştı. Bu dernek, bu andırısıyla, kendisine yurdun ve ulusun bekçisi süsünü vermek istiyordu. Cevat Paşa'nın Harbiye Nazırlığı sırasında, bu dernek hakkında kovuşturmaya başlanılmıştı. Hükümet değişikliğinden dolayı arkası kesildi.

Bu derneğin varlığı ve çalışmaları, ordudaki subayları sinirlendiriyordu. Bu yüzden Heyeti Temsiliye'ye başvurmalar başlamıştı.

12 Ekim 1919'da Harbiye Nazırı Cemal Paşa'dan, kendi başarısı bakımından bu bozguncu yuvasının kökünden sökülüp atılmasını ve üyelerinin şiddetle cezalandırılmalarını ve işlem sonucunun orduya genelge ile duyurulmasını rica ettim. (belge:150)

Cemal Paşa'dan 14 Ekimde aldığım: "Bu, kesin olarak kararlaşmıştır." (belge: 151) yolundaki kısa ve kesin teli 15 Ekimde bütün orduya özel olarak ulaştırdım. (belge: 152)

Fakat Cemal Paşa'nın bu kesin kararının hiçbir zaman uygulandığını hatırlayamıyorum.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 18:47

İşgali Kötü Bulmayan Bir Siyasa


Baylar, anımsarsınız, İngilizler Merzifon'u ve arkasından Samsun'u boşaltmışlardı. Bu nedenle ve Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi üzerine, Sivas halkı fener alayı yaptı, gösterilerde bulundu. Birtakım söylevler verildi. Bu sırada halk da "Kahrolsun işgal!" diye bağırdılar. Sivas'ta çıkmakta olan İradei Milliye (Ulusal İrade) gazetesi, bu olayı olduğu gibi yazdı. Dahiliye Nazırı Damat Şerif Paşa, bu gazetenin haberini söz konusu ederek Sivas Valiliğine yaptığı bir bildirimde: "Kahrolsun işgal! gibi yazılar, hükümetin şimdiki siyasasına uygun değildir." diyordu.

Bu ne demektir, baylar? Hükümet, düşmanların yurdumuza girişini kötü görmeyen bir siyasa mı güdüyordu? Yoksa: "Kahrolsun işgal!" denildikçe, ülkenin daha çok işgaline mi yol açılacaktı? İşgal ve saldırılar karşısında ulusun durup susması, işgalden üzülmüş görünmemesi mi akla ve siyasaya uygundu?

Böyle bozuk ve hayvanca bir düşünce batış ve dağılış uçurumuna dek tekmelenmiş bir devleti kurtarabilecek siyasaya temel olabilir miydi?

İşte bunun üzerine, 13 Ekim 1919'da Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya çektiğim bir telde: "Yurdun kimi yerlerinin boşaltıldığını gören ulusun, böylece ve daha da belirgin olarak, duygusunu göstermesini pek uygun ve yerinde gördüğümüzü" bildirdikten ve: "Ulusun gerçek duygularına dayanarak hükümetin, haksız işgalleri tanımadığını resmi siyasa diliyle bildirmesini ve Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı olarak, düşmanların bugüne dek işlerimize karışmalarını protesto etmesini ve düzeltme istemesini beklemekteyiz." dedikten sonra: "Bu durumdan yararlanarak, hükümetin güttüğü siyasada, Heyeti Temsiliye'ce daha öğrenilmemiş yönler varsa aydınlatılmasını" rica ettim. (belge 153)

Delegemiz ve Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa'nın verdiği yanıt çok ilgi çekicidir. (belge: 154) 18 Ekim 1919 günlü olan bu yanıtta, şu cümlelerin anlamları dikkate değer : "Ulusal isteklere uygun olarak işleri yürütme sorumluluğunu yüklenen İstanbul Hükümeti, tutumunda ve yürütümünde siyasanın gereklerini kollamak, yabancılara karşı daha konukseverce ve ılımlıca davranmak zorundadır."
 ! Mesaj kısım: Tanımlar
İrade-i Milliye
İtilaf Devletleri'nin işgallerine karşı 1919'da Anadolu'da başlayan kurtuluş hareketinin ilk yayın organı olarak Sivas'ta çıkarılan gazete. Gazetenin çıkarılmasına Sivas Kongresi'nde karar verilmişti.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 18:54

Süngülerini Ulusun Kalbine Saplayan Yabancıları Konuk Sayan Bir Harbiye Nazırı


Baylar, Rıza Paşa Hükümeti ve o hükümette Harbiye Nazırı olan kişi, sevgili yurdumuza giren, süngülerini ulusun can evine saplayan yabancıları konuk sayıyor ve onlara karşı konuk severce ve ılımlıca davranmakta zorunluk görüyor! Bu ne düşüncedir, bu ne kafadır? Ulusal istekler bu mu idi?

Harbiye Nazırı: "Özellikle ulusal girişimlerin yanlış yorumlanması yolundaki çalışmaların daha güçten düşmediği şu sıralarda, bildirmiş olduğum sakıngan (ihtiyatlı) davranışların yersiz olmadığı kabul buyurulur." inancında olduğunu söyleyerek, ulusal girişimlerin dokunca (zarar) vermiş olduğunu kapalıca anlatıyor ve bu yüzden meydana gelen kötülüğü gidermek için aldığı önlemlerin yersiz olmadığını bize de kabul ettirmek ustalığını göstermeye çalışıyor.

Harbiye Nazırı, tel yazısını şu cümle ile bitiriyor:

"Erginliğini tanıtlamış olan soylu ulusumuzun güvenini kazanmış bulunan şimdiki hükümetin, yürütümünde serbest kaldıkça dışarıya karşı daha çok sözünü dinletebileceği açık bir gerçek olduğuna göre, sayın Heyeti Temsiliye'den hükümetin yaptığı işleri daha çok destekleyici olmalarını rica ederim."

Baylar, Cemal Paşa gerçekten önemli noktalara dokunuyor. Önce, ulusun erginliğini tanıtladığını söyleyerek, bizim, ulus adına yol göstermemize ve uyarmalarımıza gereklik olmadığını anlatıyor ve bununla bizi ulus yanında gereksiz birtakım karşıcılar sayıyor. İkincisi, bizim, hükümeti serbest bırakmadığımızı ve bu yüzden dışarıya karşı sözünü dinletmeye engel olduğumuzu söylüyor.

Baylar, soylu ulusumuzun erginliğini tanıtlayan eserler, Erzurum, Sivas kongreleri ve bu kongrelerde aldığı kararlar ve bu kararların uygulanmasına çalışmakla, birlik ve dayanışma meydana gelmesi ve Sivas Kongresini yapanları yok etmeye kalkışan Ferit Paşa Hükümetini devirmek gibi işler, davranışlar ve uyanıklık idi.

Bu kadarla yetinmek, bütün bu çalışma ve davranışlarda olduğu gibi, ulusa yaptığımız kılavuzluk edici vicdan ödevinden, bundan sonra vazgeçerek hükümeti serbest bırakabilmek ancak, bir koşulla olabilirdi. O da, özgür davrandığı anlaşılacak, Millet Meclisine dayanan ulusal bir hükümetin, yurdun ve ulusun alınyazısını tam anlamıyla sağlama bağladığına inanmaktı. Ulusun "Kahrolsun işgal!" diye yükselen sızıltı çığlığını boğmaya çalışan, duygusuz ve anlayışsız kimselerden kurulmuş, hayvan ve dokusunda hainlik bulunan bir hükümetin, böncesine, bilgisizcesine ve miskincesine davranışlarına seyirci kalmak; aklı, anlayışı ve yurtseverliği olan kimselerden istenebilir miydi?

Bir de baylar, Cemal Paşa: "Ulusun güvenini kazanmış bulunan şimdiki hükümet" sözüyle pek büyük ve açık bir yalan söylüyordu. Ulusun hükümete güveni daha gerçekleşmemişti. Bu söz, ancak ve hiç olmazsa, Millet Meclisi önünde hükümetin güvenoyu almasından sonra söylenebilirdi. Oysa, daha Millet Meclisinin üyeleri bile seçilmiş değildi.

Harbiye Nazırı, bu sözü söylediği dakikada yalnız bir kişinin güvenini kazanmış bulunuyordu. O kişi de, devlet başkanlığını kirletmekte olan hain Vahdettin'di.

Heyeti Temsiliye'nin, kendileriyle uzlaşmayı gerekli görmüş olması, ulustan alınmış bir güven gibi sayılmak isteniyor. Eğer amaçları bu idi ise kendilerine güven aracı olan bu Kurulu aradan çıkarmaya çalışmak neden gerekli oluyordu?


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 18:59

Ulusal Örgüt Genişliyor ve Güçleniyor


Baylar, Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi, yurtta kararsız görünen bazı yerlerin de duygusu ve içgücü üzerinde iyi etki yaptı. Her yerde, yüksek sivil memurlarla yüksek komutanlar başta olmak üzere, örgütlenmeye hız verildi.
Resim
Ali Fuat Paşa
Ali Fuat Paşa, batı illerinin hemen hepsi ile ilgilendi. Kendisi, Eskişehir, Bilecik ve daha sonra Bursa dolaylarında dolaşarak ve gerekenlerle yazışarak iş görüyordu.

Balıkesir'de bulunan Albay Kâzım Bey (Meclis Başkanı Kâzım Paşa) o bölgede ulusal örgütler ve askeri düzenlemelerle ilgileniyor ve uğraşıyordu.

Bursa'da Albay Bekir Sami Bey, 8 Ekimde, Ferit Paşa'nın adamı olan valiyi İstanbul'a göndererek Kongre kararlarını uygulatmaya başlamış ve bir merkez kurulu kurdurmuştu.

Ulusal örgütlenme ile uğraşıldığı kadar, milletvekilleri seçimi ile de büyük ilgi ile uğraşılıyordu.

Ülkede, bütün ulusal örgütlerin tek ad altında Heyeti Temsiliye'ye bağlılığı ilkesine uyuluyordu. Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar dolaylarında örgütlerin sağlamlaştırılması ve Aydın, Konya, Bursa, Balıkesir bölgelerinin bağlantılarının kolaylaştırılması için önlemler alınıyordu. Batı cepheleri üzerinde Harbiye Nazırlığının aydınlatılmasına ve hükümetçe ne gibi işler, önlemler düşünüldüğü de sorularak, hükümetin bu konuya ilgisinin çekilmesine çalışılıyordu.

Efelerin yönettikleri Aydın Cephesi kesimlerine bir komutan gönderme konusu düşünülmeye başlandı. 14 Ekimde düşman elindeki yerlerde, gizli ulusal
Resim
Albay Bekir Sami Bey
örgütler kurulması için Fuat Paşa'ya ve Afyonkarahisar'da Yirmi Üçüncü Tümen Komutanı Ömer Lûtfi Bey'e yazıldı. Bununla birlikte, bu sıralarda bazı yerlerde daha amacın tam anlaşılamadığı görülüyordu. Örneğin, Reddi İlhak Cemiyeti yönetim kurullarının kendi adlarına bildirim yapmakta oldukları görülüyor, 10 Ekim 1919 gününde Reddi İlhak Cemiyeti Başkanı imzasıyla, Ekimin yirmisinde bir büyük kongre toplanacağı ve bu kongreye iki delege gönderilmesi illerden isteniyor ve birtakım önlemler alınması bildiriliyordu.

Bir yandan, Karakol Cemiyetinin de İstanbul'dan başka, Bursa dolaylarında da çalışmakta olduğu anlaşıldı.

Bu karışıklığın önüne geçmek için gerekli önlemler alındı. Özellikle, Ali Fuat Paşa'ya, Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya, Bursa'da Bekir Sami Bey'e, Bursa Merkez Kuruluna gereği gibi yazıldı. (belge:155)

İtilâf ve Hürriyet Cemiyeti de, düşmanlarla birlikte Anadolu'da karşı örgüt kurmak üzere, yetmiş beş kişi kadar göndermiş. Bu haber alındı, kolorduların dikkati çekildi.

İstanbul'da gizli çalışmaya karar verildi. Trakya'ya örgütlerin genişletilmesi için Cafer Tayyar Bey aracılığı ile yönerge verildi.

 ! Mesaj kısım: Tanımlar
Reddi İlhak Cemiyeti (Dernek)
Batı Anadolu Bölgesi'nin Yunanistan'a katılmasını önlemek için kurulan derneklerin genel adı. İlk önce Balıkesir Reddi İlhak altında kurulan bu derneğin adı Reddi İlhak Hareket-ı Milliye'ye çevrildi. İzmir'de de kurulan bu derneğin amacı, İzmir ve yöresinin Türk olduğunu, Yunanistan'a verilmemesi gerektiğini, yayın yolu ve direnme hareketiyle anlatmaktı.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 19:01

Meclisi Mebusan'ın Toplanacağı Yer
Baylar, milletvekillerinin seçilmesine çalışırken, bir yandan da Meclisi Mebusan'ın nerede toplanabileceği düşüncesi kafamızı kurcalıyordu.

Hatırlayacaksınız ki, Erzurum'dan, Refet Paşa'nın bu sorun ile ilgili bir teline karşılık verirken: "Meclis toplanmalı; ama İstanbul'da değil, Anadolu'da!" demiştim. Gerçekten, ben Meclisin İstanbul'da toplanması kadar mantıksız ve amaçsız bir davranış düşünemiyordum.


Resim
Ali Kemal
Ancak, bu konuda yetkili olanları ve kamuoyunu bu gerçeğe inandırmadıkça düşüncemiz gerçekleşemezdi. İstanbul'da toplanmanın sakıncalarını açık olarak belirtmek gerekiyordu.

Bu amaçla, ulusal isteklerimizi Rumlara ve yabancılara, Hıristiyanlara karşı imiş gibi göstermek için Ali Kemal ve Mehmet Ali beylerin çalışmaları ile Ermeni Patrikhanesinde yapılan toplantılar ve Hürriyet ve İtilâf Partisinin girişimleri üzerine, Harbiye Nazırı aracılığı ile, İstanbul Hükümetinin dikkatini çektik.

13 Ekim 1919 günü, Meclisi Mebusan'ın açılışından sonra, Müdafaai Hukuk Cemiyetinin nasıl bir siyasal durum alması düşünüldüğünü, Cemal Paşa aracılığı ile hükümetten sorarken, Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da toplanmasında ne gibi siyasal güvence elde edilmesinin düşünüldüğünü de sorduk.

O gün Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da esenliğini sağlama yolunda ne gibi kolluk ve koruma düzeni (tertibatı inzibatiye) alınacağını ve neler yapılmak gerektiğini, İstanbul örgütümüzün merkez kurulunda bulunan ve Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olan Albay Şevket Bey'den sorduk.


Kullanıcı avatarı
tsb
Site Admin
Mesajlar: 452
Kayıt: 26 Eki 2018, 10:49
Konum: Türkiye
Cinsiyet:
İletişim:

28 Eki 2018, 19:37

Amasya Görüşmeleri
Baylar, anımsayacaksınız, Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya'da buluşmak kararlaşmıştı. Nazır Paşa ile hükümetin dış siyasası, iç yönetimi ve ordunun geleceği ile ilgili konular üzerinde görüşülme olasılığı vardı. Bunun için daha önce, kolordu komutanlarının düşünce ve görüşlerini bilmek bence pek yararlı olacaktı.

14 Ekim 1919 günlü şifre telimde, kolordu komutanlarının bu üç nokta ile ilgili görüşlerini rica ettim. Komutanların raporlarını belgeler arasında okursunuz. (belge:156)

Salih Paşa, 15 Ekimde İstanbul'dan yola çıktı. Biz de 16 Ekimde Sivas'tan yola çıktık.18 Ekimde Amasya'da bulunduk.

Salih Paşa'ya, uğrayacağı iskelelerde, ulusal örgütlerce parlak karşılama törenleri yapılması ve bizim adımıza "Hoş geldiniz" denilmesi için yönerge verilmişti. (belge: 157)

Biz de, Amasya'da, pek büyük gösterilerle kendisini karşıladık.

Salih Paşa ile Amasya'da 20 Ekimde başlayan görüşmelerimiz, 22 Ekimde sona erdi. Üç gün süren görüşmeler sonunda ikişer sayı olmak üzere beş tane protokol düzenlendi. Bu beş protokoldan üçünü, Salih Paşa'da kalanları biz, bizde kalanları Salih Paşa imzaladık. İki tane protokol, gizli sayılarak imza edilmedi.

Amasya buluşması sonucu olan kararlar, kolordulara da bildirildi. (belge:158)

Baylar, sırası gelmişken bir noktayı belirtmek isterim. Biz ulusal örgütlerin ve Heyeti Temsiliye'nin, İstanbul Hükümetince resmi olarak tanınmış bir siyasal varlık olduğunu; görüşmelerimizin resmi olduğunu ve sonuçlarına uymak gerektiğinin taraflarca kabul edilmiş bulunduğunu açıkça ortaya koydurmak istiyorduk.

Bunun için, görüşme sonuçları ile ilgili tutanakların protokol olduğunu kabul ettirmek ve İstanbul Hükümetinin delegesi olan Bahriye Nazırına imzalatmak, önemli idi.

21 Ekim 1919 günlü protokola yazılanların, denilebilir ki, hemen hepsi Salih Paşa'nın önerileri olup kabulünde sakınca görülmeyen birtakım maddelerdi. (belge: 159)

22 Ekim 1919 günlü ikinci protokol, uzun süren bir görüşme ve tartışmanın tutanak özetidir.

Bu görüşmede, tarafların halifelik ve padişahlık konusunda karşılıklı güvenceleri ile ilgili ayrıntıları gösteren bir başlangıçtan sonra, Sivas Kongresinin 11 Eylül 1919 günlü bildirisindeki maddelerin görüşülmesine başlandı:

1. Bildirinin birinci maddesinde tasarlanıp kabul olunan sınırın, en az bir istek olmak üzere, elde edilmesi gerektiği, birlikte kabul olundu.

Kürtlerin bağımsızlığını gerçekleştirme amacını güder gibi görünerek yapılmakta olan karıştırıcılığın önüne geçmek konusu uygun görüldü. Şimdi yabancıların işgalinde bulunan bölgelerden, Kilikya'yı (Aşağı yukarı şimdiki Çukurova), Arabistan ile Türkiye arasında bir tampon devlet meydana getirmek için anayurttan ayırmak istendiği söz konusu edildi. Anadolu'nun en koyu Türk ortamı ve en verimli, zengin bir bölgesi olan bu toprakların hiçbir yolla ayrılmasının kabul edilmeyeceği; Aydın ilinin (Şimdiki Aydın, İzmir, Muğla ve Denizli illerinin kapladığı yerler, Kurtuluş Savaşı sırasında bir ildi. Adı "Aydın İli", merkezi de İzmir'di) de aynı kesinlikle ve yeğlikle yurdun bölünmez parçalarından olduğu ilkesi genel olarak kabul edildi.

Trakya sorununa gelince: Burada da, sözde bir bağımsız hükümet ve gerçekte bir sömürge kurmak ve böylelikle Doğu Trakya'dan da Midye-Enez çizgisine kadar olan bölgeyi bizden ayırmak amacı güdülebileceği düşünüldü. Fakat, Edirne'yi ve Meriç sınırını bir bağımsız İslam hükümetine bağlamak için bile olsa, hiçbir şekilde bırakmamak ilkesi, ortaklaşa uygun görüldü. Bununla birlikte, bütün bu maddede söz konusu edilen şeyler üzerinde yasama kurulu'nun vereceği en son karara elbette uyulacaktır, dendi.

2. Bildirinin dördüncü maddesinde Müslüman olmayan halka, siyasal egemenliğimizi ve toplumsal dengemizi bozacak nitelikte ayrıcalıklar verilmesinin kabul edilmeyeceğini belirten fıkra, önemle görüşüldü. Bu kaydın, bağımsızlığımızı gerçekten sağlamak için, elde edilmesi zorunlu bir istek niteliğinde sayılması ve bundan yapılacak en ufak bir fedâkarlığın bağımsızlığımızı kökten sarsacağı ortaya konuldu. Bu dördüncü maddede söz konusu olan, Hıristiyan halka çok ayrıcalıklar vermemek ilkesi, gerçekleştirmemiz gerekli bir amaç olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, gerek bu konuda, gerekse yaşama hakkımızın savunulması yolundaki başka isteklerimizle ilgili konularda -birinci maddenin sonunda olduğu gibi burada da- Meclisi Milli'nin görüşüne ve kararına uyulacağı kaydı konuldu.

3. Bildirinin yedinci maddesine göre bağımsızlığımız tam korunmak koşuluyla, teknik, sınai ve ekonomik gereksinmelerimizin nasıl sağlanacağı konusu tartışıldı. Ülkemize pek çok sermaye dökecek bir devlet bulunursa bunun maliye işlerimiz üzerinde isteyebileceği denetleme hakkının kapsamı kestirilemeyeceğinden, bu konunun, bağımsızlığımızı ve gerçek ulusal çıkarlarımızı zarara sokmayacak yolda, uzmanlarca iyiden iyiye düşünülerek sınırlandırılıp saptanmasından sonra Meclisi Milli'ce uygun görülecek şeklin kabulü görüşüldü.

4. 11 Eylül 1919 günlü Sivas Kongresi kararlarının başka maddeleri de Meclisi Mebusan'ın kabulüne sunulmak koşuluyla, genel olarak uygun görüldü.

5. Bundan sonra, Sivas Kongresi'nin 4 Eylül 1919 günlü kararlarının örgütler bölümü ile ilgili 11'nci maddesinde yer alan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin durumu ve bundan sonraki çalışma biçimi ve alanı söz konusu oldu.

Bu maddede, ulusal iradeyi egemen kılacak olan Meclisi Milli'nin, yasama ve denetleme haklarına güven ve serbestlikle sahip olduktan ve bu güven Meclisi Milli'ce belirtildikten sonra, Cemiyetin ne olacağının kongre kararıyla belli edileceği açıklanmıştır. Burada söz konusu olan kongrenin şimdiye değin yapılmış olan Erzurum ve Sivas Kongreleri gibi dışarda ayrı bir kongre durumunda olması koşula bağlı değildir, dendi.

Cemiyetin programını kabul eden milletvekilleri, Cemiyetin tüzüğünde açıklanmış olan delegeler gibi sayılarak yapacakları özel toplantı, kongre yerine geçebilir. Bundan sonra, Meclisi Milli'nin İstanbul'da tam güvenlik içinde, serbest olarak görev yapabilmesi gerekir, dendi. Bunun, şimdiki koşullara göre ne ölçüde sağlanabileceği düşünüldü. İstanbul'un yabancılar elinde bulunması dolayısıyla, milletvekillerinin yasama görevlerini gereği gibi yapmalarına durumun pek elverişli olamayacağı düşüncesi belirdi. Yetmiş Savaşında (1870 savaşında) Fransızların Bordo'da (Bordeaux) ve yakın zamanlarda Almanların Vaymar'da (Weimar) yaptıkları gibi, barışın yapılmasına değin, geçici olarak, Meclisi Milli'nin Anadolu'da, İstanbul Hükümetinin uygun göreceği güvenilir bir yerde toplanması uygun görüldü.

Meclisi Milli'nin toplanmasından sonra güvenlik ve dokunulmazlık derecesi belli olacağından, tam güven görülürse Cemiyet Heyeti Temsiliye'nin dağıtılarak örgütlerinin çalışma ereğinin, az önce bildirdiğim gibi, kongre yerine geçecek olan özel bir toplantıda kararlaştırılacağı belirtildi.

Milletvekillerinin seçiminde tam serbestlik bulunması gerektiği hükümetçe buyurulmuş olduğundan, seçimler yapılırken Cemiyet Heyeti Temsiliye'ce karışılmamakta olduğu bildirildi.

Milletvekilleri arasında İttihat ve Terakki üyesi ve orduda kötülüğü görülmüş kimseler bulunursa, bunların milletvekili seçilmesine meydan verilmemek için, Heyeti Temsiliye'ce uyarma yollu, uygun biçimde bazı öğütlemelerde bulunulmasının yerinde olacağı da düşünüldü. Heyeti Temsiliye'nin bu konuda nasıl aracılık yapacağı da ayrıca bir formül halinde üçüncü bir protokol olarak saptandı. (belge: 160)

Gizli sayılıp imzalanmayan dördüncü protokol şu idi:

1.
Kimi komutanların askerlikten kovulması ve bir kısım subayların askeri mahkemeye verilmesi ile ilgili olarak çıkan Padişah buyruklarının ve başkaca buyrukların düzeltilmesi.

2. Malta'ya sürülmüş olanların ilgili mahkemelerimizde yargılanmak üzere, İstanbul'a getirilmeleri yoluna gidilmesi.

3. Zulüm yapmış Ermenilerin de mahkemeye verilmesi (Meclisi Milli'ye bırakılacaktır).

4. İzmir'in boşaltılması için İstanbul Hükümetince yeniden protesto yapılması ve gerekirse gizli yönerge ile halka gösteri toplantıları yaptırılması.

5. Jandarma Genel Komutanı, Merkez Komutanı, Polis Müdürü ve Dahiliye Nazırlığı Müsteşarının değiştirilmeleri (Harbiye ve Dahiliye Nazırlıklarınca).

6. İngiliz Muhipler Cemiyetinin (kapı kapı dolaşıp) halka kâğıt mühürlettirmelerine engel olmak.

7. Yabancı parasıyla satın alınmış derneklerin çalışmalarına ve bu gibi gazetelerin dokuncalı yayımlarına son verilmesi (özellikle subayların ve memurların bu gibi derneklere girmelerinin kesin olarak yasaklanması).

8. Aydın Kuvayi Milliyesi'nin gücünün artırılması ve beslenmelerinin kolaylaştırılması ve sağlanması. (Bu iş Harbiye Nazırlığınca düzenlenir. Donanma Cemiyetinin 400.000 lirasından gereği kadarı hükümetçe bu işe ayrılabilir.)

9. Ulusal eyleme katılmış görevlilerin, her yerde yatışma ve tam güvenlik sağlanıncaya değin yerlerinden kaldırılmamaları ve ulusal amaçlara karşı gelmelerinden dolayı, ulusça işten el çektirilmiş görevlilerin yeni görevlere atanmalarından önce, bu işin özel olarak görüşülmesi.

10. Batı Trakya göçmenlerinin taşınma işlerinin sağlanması.

11. Acemi Sadun Paşa ile buyruğu altında bulunan kişilerin uygun bir yolla geçimlerinin sağlanması.

İmzasız beşinci protokol da, Barış Konferansına gidebilecek kişilerin adlarını gösteriyordu. Böyle olmakla birlikte hükümet bu konuda, ilkelere uymak koşuluyla, serbest bulunacaktı.

Delegeler
İsimÜnvan
Tevfik Paşa HazretleriBaşkan
Ahmet İzzet Paşa HazretleriAskeri delege
Hariciye NazırıSiyasal delege
Reşat Hikmet BeySiyasal delege

Uzmanlar Kurulu
İsimGörevi
Hâmit BeyMaliye
Albay İsmet BeyAskerlik
Reşit BeySiyasal işler
Mühendis Muhtar BeyBayındırlık işleri
Albay Ali Rıza BeyDeniz Albayı
Refet Beyİstatistik
Emîrî EfendiTarih
Münir BeyHukuk danışmanı
Uzman bir kişiTicaret işleri
Uzman bir kişiÇeşitli mezheplerin ayrıcalıklarını bilen

Yazı Kurulu :
İsimGörevi
Reşit Saffet BeyMaliye Eski Özel Kalem Müdürü
Şevket Bey
Salih Bey
Orhan Bey
Hüseyin BeyRobert Kolej Türkçe Öğretmeni


Baylar, bu görüşmelerimizin tutanakları arasında en önemli noktanın, Meclisi Milli'nin toplantı yeri ile ilgili olduğu, yüksek dikkatinizi çekmiş olacaktır.

Meclisin, İstanbul'da toplanmasının doğru olmadığı konusundaki eski düşünce ve görüşümüzü Salih Paşa'ya kabul ettirdik ve onaylattık. Ancak, kendisi bu görüşe katılmakla birlikte, bu katılmanın kişisel olduğu, şimdiden bütün hükümet adına söz veremeyeceği yolundaki çekimserliğini de ileri sürmüştü. Kendisi, hükümet üyelerini inandırmak ve bu düşünceye katılmalarını sağlamak için elinden geleni yapacağına söz vermiş ve başaramazsa hükümetten çekilmekten başka yapacak bir şey olmadığını bildirmişti.

Salih Paşa, bu konuda başarı sağlayamamıştır.

Meclisi Milli'nin toplanacağı yer konusuna yeniden dönmek üzere, Amasya görüşmeleri ile ilgili sözlerime son veriyorum.
 ! Mesaj kısım: Tanımlar
Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti (Anadolu ve Rumeli Ulusal Hakları Savunma Derneği)
Sivas Kongresi kararıyla 11 Eylül 1919'da kuruldu. Dernek, çeşitli adlar altında Anadolu'da ve Rumeli'de faaliyetlerde bulunan ulusal örgütlerin birleşmesini sağladı. Sivas Kongresi'nin kararlarının uygulayıcısı olduktan sonra 1921 yılında TBMM'de "Müdafaai Hukuk Cemiyeti Grubu"nu oluşturdu. Bu dernek, 1923 yılında kurulan Cumhuriyet Halk Partisi'nin temeli sayılır.

İttihat ve Terakki Cemiyeti
(sonraları İttihat ve Terakki Fırkası)
Osmanlı İmparatorluğu'nda İkinci Meşrutiyet'in ilânına önayak olup 1908-1918 yılları arasında kısa kesintilerle devlet yönetimine egemen olan, 1889 yılında kurulmuş bir siyasal hareket ve iktidar partisidir.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti
İngiliz Muhipleri Cemiyeti Damat Ferit Paşa ve Sait Molla gibi üyeleri bünyesinde bulundurmuş ve hararetli bir şekilde İngiliz Mandasını savunan Türk millî varlığına düşman cemiyet. 20 Mayıs 1919'da kuruldu.

Donanma Cemiyeti
Donanma Cemiyeti, gerçek adıyla Donanma-yı Osmanî Muavenet-i Millîye Cemiyeti, 19 Temmuz 1909'da Yağcızade Şefik Bey isminde bir tüccarın öncülüğünde kurulan, halktan ve sivil kurumlardan maddi yardım elde edip Osmanlı Donanması'nı güçlendirmeyi amaçlayan bir kurumdur.


Cevapla
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir